Tamam ya da grev: MESS’in ücret zammı tavanı yüzde 0.63
Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası (MESS) ile üç işçi sendikası arasında süren grup toplu iş sözleşmesi (TİS) görüşmelerinde bir eşik aşılmış görünüyor. MESS, 1960’lı yıllardan itibaren sürdürdüğü, artık gelenekselleşmiş lakırtıyı tekrarladı ve işçi ücretlerinin döviz bazında tarihi zirvelere ulaştığını iddia etti. Türkiye’de sanayi kârlılığının gerilediği, kâr marjının gerilediği doğru. Ancak, gerileyen kâr marjı, sermaye birikiminin sıfırlandığı anlamına gelmiyor ve sömürü devam ediyor.
Yüzde 350’leri aşan sömürü oranını “zor zamanlar” söylemiyle soslayan MESS, açıklamasında önceki “örnek” mevcut ekonomik koşulları –iş gücü maliyetleri, küresel yavaşlama, kayıt dışı rekabet- gerekçe göstererek, nihai teklifini “Tüm imkanlar zorlanarak” yüzde 18’e (ilk altı ay için) ve sosyal yardım artışını yüzde 33’e çıkardığını duyurdu. İşçilerin ortalama brüt ücretinin 87 bin liraya, ikinci zamla 97 bin liraya ulaşacağını kaydetti.
Ancak bu rakamlar, Türkiye’nin yüksek enflasyonu ve emekçilerin içinde bulunduğu geçim krizi karşısında sorgulanması gereken bir illüzyon yaratıyor.
Tavan, geçmiş kârlar ve 'işgücü maliyeti'
Her şeyden önce, hatırlanması ve unutulmaması gereken bazı temel noktalar var.
İlki, Türkiye’de örtülü bir IMF programı uygulandığı; bu program kapsamında küresel finans sermayenin Türkiye’de ücretliler için 2026 yılında yüzde 20-25 bandında azami zam tavanı belirlediğidir.
İkincisi, işçilerin metal sektöründe özellikle 2022’de elde edilen olağanüstü kârlardan payını alamadığı; sözleşme görüşmelerinin hemen öncesinde incelediğimiz 11 şirkette ortalama sömürü oranının yüzde 350 olduğudur. Örneğin, Ford Otosan’da patronun bir yıllık kârı, işçilerin 4.6 yıllık ücretini ödemeye yetiyordu. Türk Traktör’de bu süre 7 yıldı. TOFAŞ’ta 225 saat çalışan bir işçi, 225 saatin 185 saatini patron için karşılıksız çalışarak geçirmişti.
Üçüncüsü, şirketlerin söylediği gibi olmayacak. MESS şirketlerine bağlı iş yerlerinde, işçilerin ana bölüğünü artık 0-5 yıllık işçiler oluşturuyor. 150 bin işçiden 110 binini temsil eden Türk Metal’in yaklaşık 90 bin üyesi 0-5 yıllık. Diğer sendikalar da dahil edildiğinde 0-3 yıllık işçilerin sayısı 100 bini aşıyor. Dolayısıyla işçilere verilen ‘kümülatif zam’ oranı örneğin yüzde 30 ise, toplam ‘iş gücü maliyeti’ yüzde 30 artmayacak. Çünkü yüksek ücreti olan işçiler emekli oldukça yeni işçiler çalışmaya başlayacak ve aslında kağıt üzerindeki zam noksansız emeğin hanesine yazılmayacak.
Kısacası, zaten siyasal iktidar ve ulusal-uluslararası sermayenin uzlaştığı konsensus yüzde 25 bandında bir ücret zammı; işçilerin artan kârlardan pay alamadığı gerçeği ve genel ücret düzeyinin verilen zam kadar artmayacağı gerçeğini geçmiş bize öğretti. Bunu hatırlamakta fayda var.
Şimdi ise geleceğe bakma zamanı.
MESS, sanayinin “tamam mı, devam mı” senesi olduğunu iddia ediyor ve işçi sendikalarını sağduyulu bir yaklaşıma davet ettiğini açıklıyor. Teklif şu: “Ücret zammı teklifimizi, tüm imkanlarımızı zorlamak suretiyle, iki kez revize ederek yüzde 18’e kadar artırdık. Bu zam oranı sadece 6 aylık olup, üzerine ikinci 6 aylık zam oranı ilave gelecektir. Ayrıca yıllık yüzde 25 olarak önerdiğimiz sosyal yardımlara ilişkin artış teklifimizi de yüzde 33 seviyesine çıkardık. Yaptığımız nihai tekliften sonra çalışma arkadaşlarımızın ortalama gelirinin brüt 87 bin TL seviyelerine ulaşacağını belirtmek isteriz. Yaklaşık enflasyon öngörüleri doğrultusunda, üzerine ikinci 6 aylık zam geldiğinde, bu tutar brüt 97 bin TL seviyelerine ulaşacaktır.”
Rakamların anlamı
Tüm bu zam tutarlarını enflasyon karşısında hizaya çekelim.
2025 yılının mart ayında MESS sözleşmesinin uygulandığı fabrikalarda ortalama net işçi ücreti 52 bin 120 TL idi. Sözleşme MESS’in teklifi doğrultusunda bağıtlanırsa bu tutar 2026 mart ayında 67 bin 328 TL’ye çıkacak. Bu tutar mart sonunda işçinin cebine girecek. Akbank Ekonomik Araştırmalar’a göre ocak 2026’da aylık enflasyon yüzde 4 bandında gerçekleşecek. Biz de şubat (yüzde 2.2) ve mart (yüzde 1.5) ayları için minimal enflasyoncuklar gerçekleşeceğini varsayalım. Mart 2025-mart 2026 arası enflasyon kümülatif olarak yüzde 28.36, ücret zammı kümülatif olarak yüzde 29.17 olmuş olacak. Buna göre reel ücret artışı (Resmi enflasyona inananlar için) yüzde 0.63 olacak. Yani şartlar o kadar zorlanmış ki, 1000 TL olmuş 1006 TL!
Bu senaryoya göre sonraki aylarda reel binde 6’lık zam da cepten gidiyor. Net ücret 67 bin 328 TL’den, nisan-mayısta 65 bin 223 TL’ye, haziran-temmuz-ağustosta 59 bin 500 bandına düşüyor. Yani işçiler enflasyon ve vergi etkisiyle reel olarak kayıpta.
“Enflasyon farkı verilecek ve kayıplar giderilecek” denilecek, hayır giderilmeyecek.
MESS, ücret provizyonunda varsayımda bulunuyor. Sözleşmenin ikinci 6 ayında enflasyonun yüzde 11.49 olarak gerçekleşeceğini varsayıyor ve brüt ücret bu sayede 97 bin TL’yi görüyor.
Peki üçüncü 6 ay?
Merkez Bankasının yıl sonu enflasyon hedefi yüzde 16. Ancak tutmayacağını herkes biliyor. Yıl sonu enflasyonunun yüzde 20 olacağı varsayıldığında işçilere yapılacak zam tutarı yaklaşık yüzde 7.6 olacak ve bu durumda brüt aylık ücret 104 bin TL’ye (Net 64 bin TL) çıkacak. Böylece aralıkta alınacak ücret, ocak ayı ücretinin yaklaşık yüzde 3 üzerinde olacak.
MESS, faiz, ücret: Hedef kârlılıkta güvence
MESS’in teklifi ücret, faiz ve kâr arasındaki mücadelede ücretlilere kaybettiriyor. Şimşek’in ekonomi programı bu yüzden teknik bir “istikrar” reçetesi değil; sermaye lehine kurulmuş açık bir sınıfsal tercih olarak işliyor. Yüksek faiz-düşük ücret-kontrollü kur üçgeni, enflasyonu düşürme iddiasıyla sunulurken, gerçekte emeğin milli gelirden aldığı payı bastırmayı, finansal ve büyük sanayi sermayesinin kârlılığını güvence altına almayı hedefliyor.
Ücret artışları daha baştan bir tavanla kuşatılıyor; reel ücretlerin korunması değil, kontrollü biçimde aşındırılması esas alınıyor. Böylece enflasyonun faturasının büyük bölümü ücretlilerin omuzlarına yükleniyor.
Kâr marjları düşse bile sermaye birikimi devam ediyor; sömürü oranları tarihsel olarak yüksek seviyelerde seyrediyor. 2022 ve izleyen yıllarda oluşan olağanüstü kârlardan işçilerin pay alamamış olması, bugün “zor zamanlar” gerekçesiyle dayatılan ücret politikalarının sınıfsal karakterini daha da görünür kılıyor. Şimşek programı enflasyonu düşürse bile -ki bunun da garantisi yok- bunu ücretlilerin yaşam standartlarını aşağı çekerek yapıyor. Ücretler nominal olarak artıyor, ancak enflasyon ve vergi mekanizmasıyla reel olarak geri alınıyor. Faiz gelirleri ve kârlar korunurken, geçim krizi kalıcılaşıyor.
Evrensel'i Takip Et