15 Ocak 2026 06:13

İktidar sahiplerinin, kendi hedeflerine, beklentilerine uymayan ya da belirledikleri çizginin dışına çıkan hak arama amaçlı edimleri “Spora siyaset sokmak” gibi manipülatif bir ifadeyle itibarsızlaştırmaya ve mahkum etmeye çalışması alışıldık bir durum. Sanki hayatın herhangi bir alanını siyasetten soyutlamak mümkünmüş gibi…

Bu söylem elbette spor üzerindeki kontrolü kaybetme korkusundan kaynaklanıyor. İktidarın belirlediği çerçeve içinde kalmak normal, bu sınırların dışına çıkmak ise sakıncalı ve provokatif ilan ediliyor.

Oysaki spor zaten güç, temsil, kimlik ve ekonomik kaynak dağılımı gibi toplumsal faktörleri bünyesinde barındırdığı için siyasetin tam merkezinde yer alıyor.

Egemen güçler, her fırsatta “Spora siyaset sokmayın” öğüdünü dile getirmelerine karşılık sporu çıkarları doğrultusunda dibine kadar kullanmaktan asla gocunmazlar ve vazgeçmezler. Özellikle kitleleri etkileme gücünü bildikleri popüler sporların dizginlerini elde tutmak onlar için çok önemlidir.

Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın, Yüksek İstişare Kurulu üyesi olduğu TÜGVA’nın (Türkiye Gençlik Vakfı) sportif organizasyonları üzerinden sergilediği performansın tamamen siyasi yatırım amaçlı olduğu inkar edilebilir mi?

Elbette herkes siyaset yapabilir. Kimsenin siyaset yapma hakkı tartışma konusu değil, mesele iktidara yakın kurumsal güçlerin ve tanınmış sportif figürlerle kurulan ilişkilerin kullanılarak popüler sporların bilinçli şekilde siyasal yatırım aracına dönüştürülmesi. Gençleri spora yönlendirmek hedefi doğrultusunda organize edildiği söylenen bu etkinliklerde iktidar siyasetçileri ile onları destekleyen spor insanları boy gösterince, “Spora siyaset girmesin” söylemi inandırıcılığını tamamen yitiriyor.

Burada muktedirlerin, “siyasi” damgası vurarak bazı kişi ve kurumlara hak görmediği hatta hak görmemek bir yana suç unsuru haline getirdiği yaklaşımları, davranışları, faaliyetleri kendi çıkarları söz konusu olduğunda sonuna kadar kullanma ikiyüzlülüğüne dikkat çekmek gerekiyor.

Sporda hak arayanların sesini, mücadelesini “Siyaset yapıyorsunuz” suçlamasıyla susturmaya, savuşturmaya çalışanlar, sporu siyasi gelecekleri için kullanmakta hiçbir sakınca görmüyorlar.

Koca koca kulüp başkanlarının, kulüp ve federasyon yöneticilerinin, anlı şanlı teknik direktörlerin, eski milli futbolcuların gönüllü biçimde  Bilal Erdoğan’ın yanında hizalanıp bu siyasi prim toplama faaliyetine alet olması ise ülke sporu adına son derece umut kırıcı bir tablo.

Zira sporun özerkliği ve itibarı, bir kişinin siyasi gelecek planları uğruna gözden çıkarılmış oluyor.

Ayrıca bu tablo, “Başarılı olmak için yetenek ve çalışmak yetmez, doğru yerde saf tutmalı, sırtınızı gücü elinde bulunduranlara yaslamalı ve her zaman onlarla iyi ilişkiler kurmalısınız” mesajıyla zehirlediği genç zihinleri değişimin, dönüşümün, gelişimin uzağında tutarak statükocu anlayışın esiri haline getiriyor…
İktidar bir yandan “Spora siyaset sokmayın” söylemiyle birilerine parmak sallarken, diğer yandan icraatlarıyla sporda kimin siyaset yapabilme hakkına sahip olduğuna ancak kendisinin karar verebileceğini gösteriyor.

Bilinir ki, dayatmalarla, güç ve çıkar ilişkileriyle yürünen yolda çoraklıktan ve çürümüşlükten başka bir yere varılamaz…

Mehmet Özyazanlar

Bu yolun sonu belli
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et