9 Ocak 2026 06:25

Halep saldırısı ve arkasındaki hesaplar

Suriye’de HTŞ (Heyet Tahrir eş Şam) güçleri, Halep’teki Kürt mahallelerine, Esad yönetiminin devrilmesinden bu yana en şiddetli saldırısını düzenliyor. HTŞ, SDG (Suriye Demokratik Güçleri) ile anlaşmazlık yaşadıkları her dönem, Halep’te yüz binlerce Kürt’ün yaşadığı Eşrefiye ve Şeyh Maksud Mahallelerini ‘kolay hedef’ olarak görerek defalarca saldırı düzenlemişti. Ancak HTŞ’nin yeni Suriye ordusunun Halep’teki Kürt mahalleleri “askeri bölge” ve YPG’ye (Halk Savunma Güçleri) bağlı asayiş güçlerinin mevzilerini “meşru askeri hedef” ilan ettiği son saldırısı öncekilerden önemli oranda farklı özellikler taşıyor. Bu yazı yazılırken HTŞ güçlerinin Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd Mahallelerinde Kürt güçlerine yönelik kapsamlı saldırı başlatacağı açıklanmıştı.

HTŞ güçlerinin 3. günü dolduran saldırı ve kuşatması nedeniyle on binlerce Kürt, Suriye iç savaşı döneminde bile ayrılmadıkları Halep’i terk etmek zorunda kaldı. Aynı anda TSK’nin de Halep’in kuzeyine yeni birlikler sevk etmesi bu saldırının plansız olmadığını ortaya koyuyor. Zaten Milli Savunma Bakanlığı da Halep’teki saldırı ile ilgili “Talep etmesi halinde HTŞ yönetimine gerekli desteğin verileceği” açıklamasını yaptı. Türkiye’deki Saray rejiminin temsilcileri tarafından “entegrasyon” adı altında SDG’nin yeni Suriye ordusuna kendini tasfiye ederek (bireysel olarak) katılması gerektiği konusunda sayısız açıklama yapıldığı biliniyor. 

Şam’daki ‘geçici’ HTŞ yönetiminin Rojava özerk yönetiminin “diyalog” çağrılarını yanıtsız bırakması da son saldırının Saray rejimi ile birlikte planladığı iddiasını güçlendiriyor. Rojava’daki en etkili siyasi aktör olan PYD’nin (Demokratik Birlik Partisi) Başkanlık Konseyi Üyesi Foza Yusuf da “stratejik bir hata” olarak nitelediği Halep saldırısının “Dış güçler tarafından dayatıldığı”nı söyleyerek Türkiye’yi işaret etmişti.

Öte yandan SDG tarafından yapılan açıklamada bu saldırının devam etmesi halinde “Bütün Suriye’nin savaş alanı haline geleceği” uyarısı, HTŞ güçlerinin Halep saldırısının Suriye’deki entegrasyon görüşmeleri bakımından da önemli sonuçları olacağına işaret ediyor. Ankara’nın, Kürt Hareketi Lideri Öcalan ile yürüttüğü görüşme sürecinin büyük oranda Suriye’deki gelişmelere ve SDG’nin entegrasyonuna endekslendiği düşünüldüğünde Halep’teki saldırının bu sürecin gidişatına da kaçınılmaz etkilerinin olacağına şüphe yok.

Nasıl Türkiye’de Kürt sorununda başlatılan süreç diğer bölgesel gelişmelerden bağımsız düşünülemezse son Halep saldırısı da Suriye ve bölgedeki diğer gelişmelerden bağımsız anlaşılamaz.

Bu saldırının zamanlaması ve hedeflerini anlamak bakımından birkaç noktaya dikkat çekmek gerekiyor:

Birinci olarak, Suriye’deki geçici HTŞ yönetimi ile Rojava özerk yönetimi arasında SDG’nin entegrasyonu ve özerk yönetimin elinde bulunan kurum (sınır kapıları) ve kaynakların (petrol) paylaşımı konusunda 10 Mart 2025’te bir çerçeve anlaşmasının imzalandığı biliniyor. HTŞ güçlerinin Alevilere yönelik katliam yaptığı ve buna karşı tepkilerin yükseldiği bir dönemde ABD emperyalizminin ara buluculuğunda bu anlaşmanın imzalanmasının öncelikli hedeflerinden biri HTŞ ve Colani’nin meşruiyet krizinin çözülmesiydi. ABD emperyalizmi Suriye’de HTŞ ve Colani’ye yaptığı yatırımdan kolay vazgeçmek istemiyor, aynı nedenle SDG’yi “terör örgütü” olarak tanımlamasına rağmen Türkiye yönetimi de bu anlaşmayı destekliyordu.

10 Mart anlaşması bir çerçeve anlaşmasıydı ve kurulacak ortak komisyonlar üzerinden entegrasyon ile yetki ve kaynak paylaşımının nasıl gerçekleşeceğinin yıl sonuna kadar belirlenmesini hedefliyordu. Bu, şu anlama geliyordu: Anlaşmanın nasıl uygulanacağını sahadaki güç ilişkileri belirleyecek.

Bu durum bu anlaşmanın Türkiye’deki Saray rejimi tarafından neden onaylandığını da açıklıyordu: Çünkü geçici HTŞ yönetiminin elini güçlendirmek ve bu temelde Kürtlere tasfiye ya da güçlerinin minimize edilesine dayalı bir “entegrasyonu” dayatabilmek için zamana ihtiyaç duyuyordu. Bu amaçla ağustos ayında Türkiye ve HTŞ yönetimi arasında “askeri iş birliği” anlaşması da imzalandı.

Son saldırının anlaşılması bakımından işaret edilmesi gereken bir diğer önemli nokta, Trump ve Colani arasında 10 Kasım’da Beyaz Saray’da yapılan görüşmede Suriye’deki geçici HTŞ yönetiminin ‘IŞİD ile Mücadele Uluslararası Koalisyonu’na dahil edilmesiydi. Bu anlaşma ABD emperyalizmi için Suriye’nin istediği noktasında askeri üs kurma ya da operasyon yapması ve dolayısıyla İsrail’in de “güvenlik kaygılarının” önemli oranda ortadan kaldırılması anlamına geliyordu. Türkiye ve geçici HTŞ yönetimi, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katıldığı görüşmeler sonrasında imzalanan bu anlaşmayla ABD emperyalizminin SDG’yle iş birliğine duyduğu ihtiyacı ortadan kaldırmak ya da en aza indirmek istiyor ve devamında bu adımın SDG ve Kürt özerk yönetimine yönelik tasfiye baskısına alan açacağı hesabını yapıyordu.

Halep saldırıyla eş zamanlı bir diğer önemli gelişme de İsrail ile geçici Suriye yönetimi arasında Paris’te yapılan görüşmelerde “istihbarat paylaşımı, askeri, diplomatik ve ticari konularda” ABD’nin gözetiminde ortak bir mekanizma oluşturulması konusunda anlaşma yapılması oldu. Suriye’deki geçici yönetim, Golan’ın Suriye haritasından çıkartılması dahil hemen bütün önemli konularda ABD ve İsrail’in taleplerini yerine getirdi. Sadece bu durum bile ABD’nin neden HTŞ yönetimi ve Colani’ye yaptığı yatırımdan vazgeçmek istemediğini açıklamaya yeter. Dışişleri Bakanı Fidan’ın Paris’te Suriye’deki geçici yönetimin Dışişleri Bakanı Şeybani ve ABD Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile görüşmesi, Türkiye’nin bu konuda HTŞ yönetimini teşvik edici rolünü bir kez daha ortaya koyuyor. Fidan daha önce de İsrail ve Suriye arasındaki görüşmelerin bir an önce sonuçlanmasını beklendiklerini açıklamıştı.

Geçici HTŞ yönetiminin ‘IŞİD ile Mücadele Koalisyonu’na dahil edilmesi üzerinden yapılan hesap burada da karşımıza çıkıyor: Saray rejimi, İsrail ile HTŞ yönetimi arasında varılacak anlaşmanın Suriye’de Türkiye-İsrail gerilimini de düşüreceği ve böylece SDG’nin hareket alanını kısıtlayacağı hesabını yapıyor. Elbette ABD emperyalizmi de Türkiye ve İsrail arasındaki gerilimin azaltılmasını bu güçlerin Hazar’dan Ortadoğu’ya kadar ABD ekseninde iş birliği yapması ve yeni roller üstlenmesi bakımından gerekli görüyor.

Son olarak geçtiğimiz günlerde aralarında SDG Komutanı Mazlum Abdi’nin de yer aldığı Kürt heyeti ile HTŞ yönetimi arasında Şam’da yapılan entegrasyon görüşmesinden bir sonuç çıkmaması, HTŞ güçlerinin Türkiye destekli yeni saldırı planını devreye sokmasının önünü açmış görünüyor.

HTŞ güçlerinin aralarında çocukların yer aldığı sivillerin ölümüne yol açan ağır silahlar eşliğindeki saldırı ve kuşatması karşısında ABD emperyalizminin yaptığı “itidal” çağrısı bir kez daha Kürtlerle (SDG) iş birliğini Fırat’ın doğusu ile sınırladığı ve dolayısıyla buraya yönelik saldırıya en azından şimdilik göz yumduğu gerçeğini gözler önüne seriyor. Suriye Özel Temsilcisi Barrack’ın geçtiğimiz dönemde geçici HTŞ yönetimi ile uzlaşmaya varılamaması konusunda SDG’yi hedef alan açıklamaları düşünüldüğünde ABD emperyalizminin Türkiye ve HTŞ yönetiminin Halep üzerinden SDG’ye baskı kurmasına alan açtığı anlaşılıyor. Yine Erdoğan, Bahçeli ve Saray rejimi sözcülerinin her fırsatta SDG’yi “İsrail’in aparatı ve iş birlikçisi” ilan etmelerine rağmen Halep saldırısı karşısında İsrail’in tutumu “Uluslararası toplumu şiddeti tırmandıracak bu saldırıya sessiz kalmamaya” çağırmak olmuştur. İsrail, her bölgesel rakibin yapacağı gibi HTŞ yönetimi ve Türkiye’nin SDG ile yaşadığı sorunları kendi çıkarları için kullanmak istemekle birlikte bu konuda yaptığı son açılama ile ABD’nin çizdiği sınırlar içinde kalacağını göstermiştir. Dolayısıyla asıl sorun İsrail değil, Türkiye’deki iktidar ile geçici HTŞ yönetiminin Kürtlerin hak ve kazanımlarına karşı sürdürdüğü gerici ve saldırgan politikadır.

Önümüzdeki saat ve günlerde bu saldırıların Suriye ve bölge planları bakımından risk oluşturacak bir noktaya evrilmesi karşısında ABD emperyalizminin yeniden devreye girmesi beklenebilir. Ancak Bahçeli’nin geçtiğimiz günlerde Mazlum Abdi’nin Öcalan’ın yerine hazırlandığı iddiasını gündeme getirmesi ve dahası Fırat’ın doğusundaki Arap aşiretleri SDG’ye karşı tutum almaya çağırmasıyla birlikte düşünüldüğünde sahadaki çatışma risklerinin masadaki uzlaşma arayışını ciddi biçimde zorlaştıracağı bir döneme girildiğini gösteriyor. Çünkü farklı etnik, dinsel ve mezhepsel toplulukların yaşadığı Suriye’de sahadaki gerçekler ile ülkeye giydirilmek istenilen el Kaide’den bozma HTŞ elbisesinin birbirine uyması mümkün görünmüyor.

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Yusuf Karadaş

Halep saldırısı ve arkasındaki hesaplar
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et