8 Ocak 2026 06:09

İklim konferansı ve istikamet

İklim konferansı adıyla bilinen, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansının  (COP31) Türkiye’de yapılması kararlaştırıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Resmi Gazete’de yayımlanan genelgesiyle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, COP31 başkanı olarak atandı. Bakan Kurum, Cumhurbaşkanına teşekkür ederken, “COP31 ev sahipliğiyle Türkiye, küresel iklim siyasetini belirleyici bir mertebeye yükselmiştir. iklim değişikliğiyle mücadelede istikamet çizen bir aktör olmuştur” dedi.

Çevre Bakanlığının, iklim siyasetinin belirleneceği mertebede olduğu açık. Fakat bu mertebe önlem alan, koruyan bir mertebe değil aksine yıkım ve talan uygulamalarında sınır tanımayanların mertebesi. Nehir ve ırmaklar hatta barajlar başta olmak üzere su havzalarının yanı başını imara açan; ormanların içine taş ocağı, çimento fabrikası, turizm tesisi izni veren, tarım alanlarını, mera ve yaylaları maden, enerji ve inşaat şirketlerinin talanına açan bir bakanlığın, tekeller açısından mertebesi elbette yüksek. Kent merkezlerinin dışında kalan bütün alanları maden sahası olarak ruhsatlandıran bu bakanlıktır.

Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü verilerine göre 2024 yılında tüm maden gruplarında faaliyette olan 4 bin 418 maden işletme ve arama ruhsatı varken, 2025 yılı aralık ayı itibariyle toplam 13 bin 671 maden ruhsatına çıktı.

Çevre Bakanlığının istikametini, TÜPRAG madencilik, Afyon’da işletmek istediği 364 hektarlık altın ve bakır madeni için açılan davada yaptığı savunmada “iklim değişikliği ve küresel ısınma soyut bir iddia” diyerek yeniden çizmiş oldu. Zira, maden yasası çıkar çıkmaz verilen 15 altın madeni ruhsatından 8’ini alan TÜPRAG madencilik AKP iktidarında yüzlerce maden ruhsatı alan bir maden tekelidir.

Enerji Bakanlığı verileri 2019-2023 arasında yıllık ortalama kömür tüketimini 113 milyon ton olarak açıkladı. Termik santrallerde yakılacak kömür için ormanlık alanlar yok ediliyor. Yeniköy Kemerköy Termik santrali için Akbelen Ormanlarında yüz binlerce ağacın kesilmesi yetmedi şimdi de binlerce dekar tarım alanında zeytin ağaçları kesiliyor. Enerji şirketlerinin kârı için ormanların ve üretici köylülerin binbir emekle yetiştirdiği zeytin ağaçlarının da kesilmesinin önünü açan Çevre Bakanlığının iklim değişimine ilişkin eylem ve söylemlerinin hamasetten öteye gitmediği açık.

Evden başlayarak çöpü yerinde ayrıştırmak üzere bir çabası yok ama sıfır atıktan anladığı, market poşetini 1 liraya sattırmaktır. Başta Adana ve Mersin olmak üzere atık ithalatıyla, ülke Avrupa’nın çöp ithalatçısı yapıldı. Bu süreç Türkiye’yi son 5 yılda çöp ithalatında birinci sıra “mertebesine” getirdi. Gelinen noktada 2023 yılında 315 bin ton, 2024 yılında 425 bin ton plastik atık adı altında çöp ithalatı yapıldı. Çöp ithalatıyla çizilen istikamette varılacak yer Avrupa’nın çöplüğü haline gelmektir.

Yapılan her işte, alınan her kararda bir istikamet var. Bu, iklim değişikliğine yol açacak talan ve tahribatla mücadele istikameti değildir. Aksine iklim değişikliğine sebep olacak uygulamaların artarak ilerlediği bir istikamettir. O nedenle de çevreyi şehrin çevresi görürken, şehri betona, tarım ve ormanlık alanları da maden sahasına çeviren uygulamalarıyla Çevre Bakanlığı koruma ve geliştirme yerine rant alanları oluşturma ve tahsis etme işlevi görmektedir.

Sadece kesilmekle kalmayıp yanan ormanlık alanların parça parça orman vasfından çıkarılması, mevcuttaki 240 gölün 186’sının kuruması, Marmara Denizi’nin akan kirlilik ile her gün adım adım ölüyor olması vb. pek çok sorun AKP iktidarının, küresel iklim siyasetinde geldiği mertebeyi gösteriyor. İşte onun için işçi havzalarının hepsinin üzerine çöken kül, duman ve sis nedeniyle nefes alamaz hale geliyoruz. Onun için Kocaeli Dilovası’da kanserden ölüm oranlarının artışı, anne sütü ve bebeklerin dışkısında ağır metal tespitleri üniversite raporlarına yansıyor.  

Hal böyleyken iklim konferansına (COP31’e) ev sahipliği iç cepheyi tahkim etmede şişirilen yelken olarak işlev görecek. Ülke bütçesinden milyonlar COP31 ev sahipliğine harcanacak. Havayı, suyu, toprağı kirletenler otellerin toplantı salonlarında bunca yıkımın sorumlusu kapitalist sistemi allayıp pullayıp yeniden bize pazarlamaya çalışacaklar.

Oysa ki, talan ve tahribat, sömürünün sonucudur. Çünkü kâr için üretim sömürüsüz, sömürü de talan ve tahribatsız olmuyor. Kapitalizmin çarkları arasında hayatımız talan edilirken sağlığımız da suyumuz, toprağımız ve havamız gibi tahrip ediliyor. Asgari ücret ve metal TİS’leri başta olmak üzere insanca yaşayacak ücretin konuşulduğu bu günlerde aynı zamanda insanca yaşam ve barınma koşullarını da konuşuyoruz. Emeğin sömürüsüne karşı mücadele ile doğanın sömürüsü ve talanına karşı mücadelenin birbirinden ayrılmaz parçalar olduğu unutulmamalıdır.

Sedat Başkavak

İklim konferansı ve istikamet
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et