İsyan gülüşünde saklı
İstanbul’a yeni gelmiş bir üniversiteliydim. Doksanların sonu. O zamana kadar yılbaşı, evde aile ve arkadaşlarıyla geçerdi, çocuğu yaşıtın olan ailelerin davete icabet etmesini, masadaki tavuğun budunun sana kalmasını, biletine en azından amorti çıkmasını umardın. Şöyle İstiklal’de bir yılbaşı mı? “Keşke yalnız bunun için kazansaydım üniversiteyi” hislerindeydim. Yılbaşına yakın, o zaman adı çok geçen İBDA-C isimli şeriatçı terör örgütü bir açıklama yayımladı. Tam cümleleri hatırlayamıyorum ama metnin aramızda gezen özeti şöyleydi: Yılbaşı kutlamaya kalkan bedelini ödemeye hazır olmalıydı.
Arkadaşlarla aramızda konuştuk, ne yapacağız? Sonra gücümüze gitti korkmak, sinmek. Halep oradaysa arşın burada dedik. İçimizde zaten gençlik ateşi, isyanı. Saat 19.00 gibi İstiklal’e çıktık. Ne garip, o zamanlar kutlama günleri yolların kapanması diye bir şeyi duymamıştık. Ortada bunca büyük ve açık bir tehdit varken bile tüm yollar açıktı. Emniyet güvenlik önlemlerini artırdı cümlesi bizim engelleneceğimiz anlamında değil, daha fazla polisin görev yapacağı şeklinde anlaşılıyordu. İstiklal o senelerde bir insan seli dalgası üzerinde sanki akardı, Beyoğlu’nun nabzı 24 saat taşikardi gibi atardı. Ama böylesini biz de görmemiştik. Binler, on binler, yüz binler vardı. Biri elimize zırıltılı düdük veriyor, biri başımıza kukuleta koyuyor, biri serçe parmağımızdan yakalayıp halaya sokuyordu. Caddede ilerlemek zordu ama ilerlemeyi gerektirecek bir durum da yoktu, her bir santimetrekare kendi içinde çılgınca eğleniyordu. Boynuna davulu asıp gelen, teflilerle buluşuyor, alkış, nümayiş eksik olmuyor, birileri koca bir kasadan ikram diyerek içki dağıtıyordu. Hiçbir kapalı mekana girmeden, tek bir tacizin lafı geçmeden, sabaha kadar oluk oluk eğlendik, bir daha da görmedim öyle geceyi.
Yeni bir yılı böyle kutlamak nedendi bilmiyorum, üzerine de düşünmüyorduk pek. Kutlamak ve bunu bir sürü insanla birlikte yapabilmek başlı başına bir tatmindi, herkes bahaneye bakıyordu. 23 Nisanlarda başka ülke çocuklarını evlerinde ağırlamış Anadolu şehirlerinden gelen çocuklardık, aylarca statlarda 19 Mayıs koreografileri çalışmıştık, memur-işçi ailelerimizin, günlük tevazularını aşan, cumhuriyet balosuna giydikleri iyi kalite şaşırtıcı birer kıyafeti vardı. Büyük kutlamalar, insanlığın şanından gibi gelirdi.
Bu sene Beyoğlu’da kuş uçmadı. Gecenin bir saatinde Şişhane Meydanı, İstiklal ve meydandaki anıtın yalnızlığı derin bir acıydı.
Filistin mitingini sabahın 6’sına koyup güvenlik önlemleri uyarınca da kutlama yapılabilecek semtleri trafiğe kapattılar. İnsanlarda zaten kutlama yapabilecek bir hayat sevinci kalmamışken ortaya bir de vicdan muhasebesi koydular: Filistin kan ağlarken sen bir de kutlama mı düşündün gerçekten?
İsrail ile ticaret durmamış, limanlar bu gemilere kapatılmamış, antlaşmalar, sözleşmeler iptal edilmemiş, büyükelçimiz bile geri çekilmemiş, bir gün önce hayat Filistin yokmuş gibi akmış ama 1 Ocak günü tepki göstermek için köprüde olunacakmış.
Kimsenin de yılbaşında eğlence dayatacak bir ruh hali yok zaten, asgari ücret açlık sınırı altında, çerezin kilosu olmuş 1000 lira, kayıplarımız arşa varmış, bunca tutsaklık ve yoksunluk içinde bir eksiğimiz kutlama mı allasen? Hem de dört yanımız savaş içindeyken?
Adı üzerinde “milli” piyangonun özelleşmesi, hile iddiaları seneler içinde rutinin bir parçası olup kanıksandı. Şu hayatta şansın dönmesine dair kimsede tek bir ümit kalmayana kadar dek tek tek budadılar heyecan, neşe, coşku dallarını.
Tüm normallerimiz kedere boğulu, rutinimiz öfke, belirsizlik bastığımız yerin adı, küfür şiir olmuş dillerde, iyi hislerin tamamı ayıbın altında artık, terbiyesizlik sayılır ciğerden kopan bir kahkaha.
Biricik ömrümüz geride kalıyor diye çok bireysel bir isyandan dem vurmuyorum aslında, bunca senedir el birliğiyle yeşerttiğimiz bir kültür çöküyor.
İnsanımız neşesi, misafirperverliği, oynamaya teşneliği, duygusallığı ile anılırdı. Masaya bir tabak daha koymanın maddi yükü yüzünden o şenlik dağıldı. Kutuplaşma denilirdi, kutuplaşma için bile farklı kutuplar gerekli. Tekil güvensizlikler içinde artık insanların her biri.
Sistem, makale bile yayımlamamış, dil bilmeyeni bir şekil profesör yapınca akademiye, bilime, satılık kalemler başa geçince medyaya, barolar bölünmeye kalkınca avukatlığa, yargının geldiği vaziyette hakimliğe, savcılığa, apartman katında üniversite açılınca öğrenciliğe, maaşı üç kuruşa düşürülünce öğretmenliğe derken böyle böyle okumuşluğa, bilgiye, öğrenme çabasına, meslek etiğine, yeteneğe, sanata, zanaata saygı azaldıkça azaldı.
Ortak değerler darbe yedikçe yedi.
Gerçekten bir günde gelmiyor şeriat, sızıyor en ince damarlardan.
Yaşamı algılayış şeklini bari sağlam savunmak gerekliydi. Bazı değerlerin zeminini sağlam tutmalıydı.
Sabahları bir günaydın, kendinden müşküle sıranı vermek, gülümsemeye gülümsemeyle karşılık, birinin iyi hali için konforundan taviz, yalanı kolay sindirmemek, soru sormaktan vazgeçmemek, dünyanın ekseni kaysa doğru bildiğin hayattan sapmamak gerekti.
Biricik ömrümüz bir gizli özne olmalıydı, hep birlikte yeşertilen yaşamın içinde, her şeye rağmen insanlıktan ümidi kesememişler kümesi büyük kalsaydı keşke.
İyiliğin kelebek etkisi azımsanacak şey değil. Yıkılmayanların feyzi dağ gibi, yazları çınar gölgesi, ayazda yalım gibi.
Birileri ömrümüze baktıkça hayretler içinde kalmalı: Bunca vurdum nasıl hâlâ yıkılmadı?
Kadın erkek fark etmez, insan dostuna sarılır kocaman, aşık olan öpüşür sokakta, el ele gezmenin sıcaklığı tedirginliği bastırır, birlikte şarkı söylemek iyidir, herkesin ezberinde iki dize şiir bulunur, ev mahrem olunca değil misafir evinde gibi rahat edince kıymetlenir, insan sosyal bir varlıktır, birbirini sevebilmek meziyet değil en doğal olandır, insanlar birlikteyken daha zor kırılır, paylaştıkça yükler hafifler, gerçeklerin su yüzüne çıkmak gibi bir huyu, her devranın bir sonu, her gecenin bir sabahı vardır. Krala yaslanan bir gün mutlaka düşer. Zemine sağlam basan ayakta kalır.
Toprağımız sağlam, hayatımız kalabalık olsun. Bu sene diliyorum çaldıkları ve özelleştirdikleri neşemizi yeniden kamulaştıralım.
Unutmayalım diliyorum: Koca gülüşlerimizin içinde devasa bir isyan saklı.
Evrensel'i Takip Et