Cezaevi mektupları ‘sahipsiz’ kaldı!
Hüseyin Aykol deyince akla, yarım asra uzanan gazeteciliği, özellikle Kürt gazeteciliğinde her türlü zorluklarına rağmen ısrar ve son dönemde ülkenin dört bir tarafındaki cezaevlerinden gönderilen cezaevi mektupları gelir. Şimdi o mektuplar ‘sahipsiz’ kaldı. Hüseyin Aykol deyince bir o kadar da, çok konuşmayan ama çok iş yapan, mütevazı bir insan gelir akıllara.
Evet, ömrünü özgür basın mücadelesine vermiş, tanımaktan, dost olmaktan gurur duyduğum bir meslektaşımızı kaybetmenin üzüntüsü ile yazıyorum. “Yaşamak direnmektir” denir ya, yaşamak için direndi 80 gün boyunca. 14 Ekim’de geçirdiği beyin kanaması nedeniyle yatırılmıştı hastaneye… O günden beri birkaç kez ‘Gitti geldi’ yaşamak, hayata tutunmak için direndi, tıpkı yaşamı boyunca her türlü zorluğa direndiği gibi… Ama ne yazık ki 2026’ya girerken kaybettiğimiz haberi yüreklerimizi dağladı!
Hüseyin Aykol ile ne zaman tanışmıştık çok net hatırlamıyorum, ama nereden baksanız 25 yılı aşkın bir süre… Ankara’da Özgür Gündem gazeteciliğinin devamı gazetelerde, ajanslarda çalıştığı dönemlerde hem habercilik içerisinde hem de insan hakları mücadelesi içerisinde tanışmıştık. Sessiz, çok mütevazı, çok çalışkan ama kafası bilgi dolu bir insandı Hüseyin Aykol. Ölümünden sonra kendisi hakkında yazılanları, konuşulanları okudum, izledim; en çok da Gültan Kışanak’ın dediği gibi “Sadece bir gazeteci değil, mücadele insanı, insan hakları savunucusu, barış ve demokrasiye inanmış bir insan” ifadesi ona yakıştı. Aynı zamanda gençlere gazeteciliği öğreten bir okul… Genellikle kurumlar, gazeteler için denir “okul” diye ama Hüseyin Aykol tek başına bir okuldu, gençlere gazeteciliğin inadını, inceliklerini, gerçekleri yazmanın erdemini öğreten…
***
“Hüseyin Aykol kimdir?” diye yazılıp, çizildi, yaşam öyküsüne, mücadelesine, kitaplarına yer verildi. Bunlar arasında, Evrensel Basım Yayın’ın 2010 yılı basımı “Kürt Medyasında Yirmi Yıl” isimli anı-biyografi kitabına rastlamadım. Neden Hüseyin Aykol’un kendi kaleminden çıkan bu kitaba yer verilmedi yaşam öyküsünün anlatıldığı yazılarda bilmiyorum, ama ben kısaca bu kitaptan ve kendisinden söz edeceğim. Beğenerek okuduğum kitabı kütüphanemde buldum, baktım 9 Nisan 2011 tarihinde imzalatmışım; “Sevgili Sultan Özer’e yaşam boyu gazetecilik dilekleriyle…” diye yazmış üstat... 2010 tarihli baskıda 20 yıl denildiğine göre, en az 35 yılını Kürt medyasına, Kürt gazeteciliğine adamış, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın deyimi ile “Özgür basın Ape Musa’dan sonra başka bir çınarını daha yitirdi.” “Kalemiyle hep doğruların yanında duran, hakikati yazmaktan asla korkmayan bir çınar…”
Değerli meslektaşım Gökçer Tahincioğlu’nun da dediği gibi, “İlkeli bir hayat nasıl yaşanır sorusunun yanıtı gibiydi... Onlarca genç gazeteciye rehberlik etti. Başı dara düşen tüm gazetecilerin yoldaşı, örnek bir sosyalist…”
Tekrar anı-biyografi kitabına dönecek olursak… Son bölümünde özgür basın geleneğini anlattığı, beş bölümlük, 184 sayfalık kitapta “ağır yük” başlığı ile kısa yaşam öyküsüne yer veriyor Hüseyin Aykol. Aslında eylül ayında doğduğunu söylüyor ama “Tüm dünyada dosta düşmana rüştünü ıspatlamış bir kurumun sıra neferi olmaktan gurur duyduğum tanıklığım yüzünden doğum günümü 22 Nisan’a alır oldum” diyor ve ekliyor: “Yani birkaç sayı ardından adeta paramparça edilen Toplumsal Diriliş dergisini saymazsak; Halk Gerçeği’nin yayına başladığı gün olan 22 Nisan 1990’ı; yani özgür basın geleneğinin ilk adımının atıldığı günü…” O günden bu yana da 40’tan fazla gazete, dergi çıkardıklarını belirtiyor, birçoğu doğrudan, bazılarının ise dolaylı olarak devletin kararıyla kapatılan… “Ağır Yük” bölümünün sonuna kitabın içeriğini de 22 Nisan 2010 tarihinde şöyle özetliyor Hüseyin Aykol; “Yaşı elliyi çoktan geçen, otuz beş yıldır siyasi ortamlarda bulunan ve son yirmi yılını özgür basın geleneğinde geçirmekte olan bir tanığın yaşamından kesitler bulacağınız bu kitap, geleneğimizdeki şehitlere, gazilere, tutsaklara ve emeklerini bir şekilde bu nehre katmış olan tüm arkadaş ve dostlarımıza ithaf edilmiştir.”
Hüseyin Aykol’un mücadele ile dolu, çetin yaşamını merak edenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap “Kürt Medyasında Yirmi Yıl.” Özellikle gazetecilik öğrencilerinin, onun gazeteciliğini benimseyenlerin okuması, dersler çıkarması gereken, özgür basın tarihinin bir özeti, başucu kitabı aynı zamanda…
***
Eşi Nuray Çevirmen Aykol’a ve birlikte çalıştığı arkadaşlarına taziye ziyaretinde bulunmak için Mezopotamya Ajansının Ankara Ofisine gittik Fevzi Argun, Burcu Yıldırım ve Kübra Kırımlı ile… Odasına girdim, hastaneye yatırıldığı günden beri ayrılan gazetelerinin konulduğu masası, duvarında cezaevinden gönderilen kendi karikatürü, kitaplığına ölümünden sonra konulduğu anlaşılan fotoğrafı…
Fotoğraf: Sultan Özer/Evrensel
Dört duvar arasında, cezaevlerinde tutsakların sesi olan, her mektuba, karta tek tek yanıt veren Hüseyin Aykol artık anılarda olacak. Ama onun mücadelesi, gazetecilik geleneği hep yaşayacak, yaşatılacak. Güle güle dirençli, mütevazı, çalışkan insan, güle güle Hüseyin Aykol…
Evrensel'i Takip Et