29 Aralık 2025 12:26

Latin Amerika’da Trump etkisi: Baskı, müdahale, müzakere

ABD’de Donald Trump’ın başkanlık koltuğuna oturması ile ülkenin Latin Amerika’ya yönelik politikalarında önemli bir değişikliğin gerçekleşmesi kaçınılmazdı. Trump yönetiminin bölgeye yönelik daha aktif ve baskıcı bir politika izleyeceğinin ilk işareti ise Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun bakan olarak ilk resmi ziyaretini bölgeye yapması ile verildi. Panama, El Salvador, Kosta Rika, Guatemala ve Dominik Cumhuriyeti’ne gerçekleştirilen bu ziyaretin en öne çıkan konusu Çin’in bölgedeki ekonomik varlığının ABD’nin ulusal güvenliğine bir tehdit oluşturduğu ve bölge ülkelerinin bu çizgide hizalanmaları gerektiği olacaktı. Aksi takdirde ABD, ekonomik yaptırımlardan askeri müdahaleye kadar her türlü adım atma ihtimalinin masada olduğunu ilan etmekteydi. Yasa dışı göçmenlerin geri kabulü, uyuşturucu kaçakçılığıyla ABD’nin istediği biçimde ve ABD yardımıyla mücadele edilmesi ise diğer iki önemli konu olarak ortaya çıkacaktı.

Bu yeni müdahaleci paradigma 2025 yılı boyunca ABD’nin bölge ülkeleri ile ilişkilenmesinin birincil modeli olmuştur. Çok yüksek perdeden savrulan tehditler aracılığıyla ABD’nin asıl gündeminde olan Çin’in bölgedeki nüfuzunun azaltılmasına yönelik somut adımlar atılması beklenmiştir. Bölgede ABD çizgisinden şaşmayacak olan siyasi hareketlere ise ABD yönetimi en yüksek mevkilerden açık bir biçimde destek vermekten çekinmemiştir. Trump yönetimi aynı zamanda göçmen karşıtı politikalarında vites arttırarak bölge ülkeleri ile ilişkilerinde geri gönderim meselesini bir baskı unsuru olarak kullanmakta da başarılı oldu. Yaptırımlardan çekinen bölge ülkeleri, ABD’den sınır dışı edilen göçmenleri sorgusuz sualsiz kabul etmek durumunda kaldılar.

Aşırı sağ yükselişte

2025, bir yandan ABD’nin bölgedeki nüfuzunu ve baskısını arttırdığı bir yıl olurken, aynı zamanda aşırı sağ hareketlerin ve siyasi aktörlerin mevzi kazandığı bir yıl olarak anılacak. Arjantin, Ekvador, Honduras ve Şili güçlü bir güvenlik ve milliyetçilik diskurunun solu ve aynı zamanda merkez sağı seçim sandıklarında yendiği ülkeler oldu. Şili’de demokrasiye dönüşten bu yana ilk defa Pinochet rejimini olumlayan bir sağ siyaset iktidara geldi. Ekvador, tarihinde yaşadığı en büyük güvenlik krizini aşmanın yine mevcut iktidarın uygulamayı vadettiği demir yumruk ile mümkün olabileceğine karar verdi. Arjantin’de ekonomi önemli bir daralma yaşarken ara seçimlerde iktidara ekonomik istikrar sözünü gerçekleştirmek için bir fırsat daha verildi.

Bolivya ise 20 yıllık tarihsel bir sürecin ve yakın zamanın en önemli siyasal hareketlerinden birinin, lider kültü ve kısır çıkar çatışmaları ile nasıl çözülebileceğini gösteren önemli bir örnek oldu. Eski Devlet Başkanı Evo Morales ile mevcut Devlet Başkanı Luis Arce arasında çıkan ihtilaf önce büyük bir ekonomik kriz ile yılların ekonomik kazanımlarını eritti, daha sonra da başkanlık seçimlerinde solun, yerli ve işçi hareketinin çok yakın zamana kadar tahmin bile edilemeyecek bir yenilgi almasına sebep oldu. Bolivya, ilerici hükümetlerin en sarsılmaz kalelerinden biri olarak görülürken, karşı-devrimin önemli mevzilerinden birine dönüştü.

Narko-terörizm: ABD müdahalesinin yeni bahanesi

Yılı kapatırken, ABD’nin bölgeye yönelik olan politika değişikliğinin devamı niteliğindeki son hamle ise Venezuela’ya yönelik askeri baskı oldu. ABD, narko-terör olarak adlandırdığı gruplara karşı Karayip Denizi’ndeki askeri yığınağını genişletirken yürüttüğü operasyonların kapsamını uyuşturucu botlarını vurmaktan petrol gemilerine el koymaya doğru genişletti. Venezuela muhalefetinin uzun süredir beklediği askeri müdahale hâlâ gerçekleşmemiş olsa da ülkenin zaten sınırlı olan petrol gelirlerinden de mahrum kalması ile Maduro rejiminin tam bir blokaj altına alındığını söylemek mümkün. Hiç şüphesiz, Venezuela’nın petrol ihracatının büyük bir bölümünün Çin’e yönelik olduğu “detayını” da unutmamak gerekiyor. ABD narko-terörizm kavramını kullanarak hem bölgedeki askeri varlığını konsolide etti, hem bölge ülkeleri üzerinde kurduğu baskının sadece söylemsel olmadığını ispat etti, hem de Venezuela’da az maliyetli bir rejim değişikliğine, bir geçiş hükümeti tartışmasına kapı aralamış oldu.

Bu açıdan 2025, bölge için yeni tarz ABD müdahaleciliğinin mevzi kazandığı, bölge ülkelerinin artan baskılara karşı ortak bir cevap vermek yerine ikili bir düzlemde ABD yönetimini ikna etme ve müzakere imkanı bulma yolunu seçtikleri zor bir yıl oldu. Bölge ülkelerinin ABD ile ikili düzlemde baş edebilmesinin mümkün olmadığı göz önüne alındığında, yaptırım ya da gümrük artırımı tehditlerinin ekonomik yıkıcılığı, bölge ülkelerine daha itidalli bir yol olan müzakere yolunu seçme dışında başka bir seçenek bırakmamış görünüyor. ABD yönetimi ise göreli olarak elde ettiği avantajı somut kazanımlara çevirmeye uğraşırken, ülkelerin iç siyasetlerine, seçim süreçlerine açık bir biçimde müdahale etmekten çekinmiyor.

Ertan Erol

Latin Amerika’da Trump etkisi: Baskı, müdahale, müzakere
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et