Türkiye kapitalizminin iki aksı: Küresel koridorlar ve sömürge madenciliği
Emperyalist bloklar arasındaki rekabet 2025 yılında yoğunlaştı. Bununla birlikte dünya coğrafyası, askeri operasyonlar, finansal müdahaleler ve ticaret koridorları aracılığıyla yeni paylaşım mücadelelerine tanıklık etti. Ticaret savaşlarıyla birlikte yeni-merkantalist politikaların güçlendiği 2025 yılında sermayenin merkezileşmesine ve yoğunlaşmasına ilişkin çeşitli yönelimler ortaya çıktı. Devletler arası iş birlikleri arttığı kadar üretim biçimleri ve üretim zincirlerini ticaret koridorlarıyla ve bölgesel birlikteliklerle bir araya getirme adımları da çoğaldı.
Türkiye kapitalizmi, hem Türk menşeli üretken sermayenin uluslararasılaşması için hem de ulusal üretim ölçeğinin küresel kapitalizme entegrasyonunu güçlendirmek için 2025 yılında iki alana odaklandı: Bir tanesi, küresel meta dolaşımındaki pozisyonu güçlendirmek; diğeri sermaye birikimini doğrudan besleyen sömürge madenciliği.
Küresel koridorlar, tedarik zincirleri ve ulaştırma politikaları
Küresel tedarik zincir finansmanının 2.3 trilyon dolara ulaştığı dönemde ticaret koridorları küresel kapitalizmi dinamik kılan bir faktör olduğu kadar, emperyalist sistemdeki çelişkileri ve kamplaşmayı hızlandırıcı özelliğe sahip. Bugün dünyada küresel koridor enflasyonu var denebilir.
Geçmiş yıllarda adımları atılan Çin’in Kuşak-Yol projesi, ABD öncülüğündeki Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) projesi, Avrupa Birliği tarafından başlatılan Küresel Geçit projesi, Türkiye ve Irak arasında planlanan Kalkınma Yolu, Türk Devletleri Teşkilatı ile Türkiye’nin yer aldığı Doğu-Batı Hazar Geçişli Orta Koridor projesi dışında 2025 yılında ABD öncülüğünde düğümlenen Zengezur Koridoru ile birlikte kapitalist arterlerin sayısı da arttı. Bu arterler, ekonomik ve ticari baskı kurarak ülkelerin dış politikalarını bağımlı kılmanın ve siyasi egemenliği kalıcılaştırmanın vasıtalarına dönüştü.
Türkiye kapitalizmi, 2025 yılında Çin’den Avrupa’ya doğu-batı ve Afrika’dan Rusya’ya kuzey-güney koridorlarında Türkiye’nin değer zincirlerindeki konumunu güçlendirmek için lojistik politikaları yeniden yapılandırdı.
Türkiye, IMEC haricinde, transit yük taşımacılığında kara yolu ve demir yolu trafiğinde lojistik kavşak niteliğine sahip olup, ulaştırma bakanının ifadesiyle “21 ülkeye doğrudan bağlanan ticaret omurgası”dır. Bu doğrultuda Ulaştırma Bakanlığının 2026 yılı bütçe sunumunda Avrasya lojistiğinde ön planda yer alan Çin-Türkiye-Avrupa güzergahlarını kapsayan Orta Koridor ve Kalkınma Yolu’na yönelik politikalara ağırlık verildiği görülmektedir. “2053 ulaştırma ve lojistik ana planı”na göre ise Asya ile Avrupa arasında yıllık ortalama 75 milyar dolar hacme sahip taşımacılık sektöründe söz sahibi olmak için lojistik ve ulaştırma politikası buna göre yapılandırılmaktadır.
Son yıllarda demir yolu taşımacılığının yük taşımacılığı maliyetlerini düşürmesi nedeniyle bu alana daha çok yatırım yapılmaktadır. Ulaştırma Bakanlığının 2025 verilerine göre demir yolu yatırımlarının ulaştırma yatırımları içindeki payı 2013 yılında yüzde 33 iken 2023 yılında yüzde 53’e, 2024 yılında ise yüzde 55’e yükseldi. Bakanlığın ulaştırma sektöründeki 488 milyar liralık toplam yatırımının 250.5 milyar liralık tutarı demir yolu yatırımı olup, Türkiye kapitalizmi koridorlar ve demir yolları aracılığıyla küresel meta dolaşım kanallarında söz sahibi olma iddiasındadır.
Planlanma aşamasında olan “İstanbul Kuzey Demiryolu Geçişi” (INRAIL) projesi kritik önemdedir. Orta Koridor hattı boyunca Türkiye’nin bölgesel lojistik üs olarak konumunu pekiştirmek olan INRAIL projesi, İstanbul Havalimanı ile Sabiha Gökçen Havalimanı arasında demir yolu hattının yapılması ile kara yük taşımacılığının hava yük taşımacılığına entegrasyonunu ve ticaret hacmini artırmayı amaçlamaktadır. Çünkü Avrupa Uluslararası Havalimanları Konseyinin 2024 yıllık trafik raporuna göre İstanbul Havalimanı Avrupa’nın en yoğun hava kargo havalimanı olup -bir önceki yıla göre yüzde 39.6’lık artışla- 1.97 milyon ton kargo elleçlenmiştir.
Küresel sömürge madenciliği
2025 yılında öne çıkan bir diğer alan madencilik sektörü oldu. Türkiye’nin uluslararası iş bölümünde ticaret koridorları ve tedarik zincirinde konumlanması ile yakın ilişkili olan madencilik sektörü, sömürge madenciliği politikalara göre şekillendi.
Yer altı ve yer üstü doğal kaynaklarının satışına, özelleştirilmesine ve çıkarılan madenlerin uluslararası piyasalarda işletilmesini hedefleyen politikalar, Türkiye’yi madencilik alanında uluslararası tekellerin açık pazarına dönüştürdü.
Anadolu coğrafyası yerli veya yabancı ortaklı maden şirketleri arasında paylaşılmış durumdadır. Polen Ekoloji’nin çalışmasına göre, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) 2023 yılından bu yana Bursa genelinde 29 ayrı maden ruhsat sahasını ihaleye çıkardı. Bu sahalardan 16’sı, 23 farklı maden şirketine satıldı. Satışı yapılan ruhsatların toplam büyüklüğü 5 bin 914 hektara ulaşırken, alanların iki tanesinin 1000 hektarın üzerinde “mega maden” niteliğinde olduğu belirtildi. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi bilgilerine göre ise 2004 yılında 138 olan uluslararası sermayeli maden şirketi sayısı 2021 itibarıyla 773’e ulaştı.
Türkiye’den çıkarılan madenler çoğunlukla ulusal piyasada kalmadan Toronto, Londra (LSE ve AIM), Avustralya (ASX), New York (NSYE/AMEX), Hong Kong (HKEx) borsalarında işleme alınmaktadır.
Türkiye’nin uluslararası sistemde politik ve ekonomik güç temerküzü stratejisi için ‘sömürge madenciliği’nin araçsallaştırması ABD ve Çin arasında yoğunlaşan nadir toprak elementi ve enerji ham madde rekabetini de Türkiye’ye taşıdı.
Çin, havacılık, savunma ve uzay sanayisi, biyomedikal gibi alanlarda kullanılan 17 gruptaki nadir toprak elementi ticaretinde ve tedarik zincirinde hakimiyet sağlamış durumdadır. Çin Ticaret Bakanlığının ABD’nin “karşılıklı tarifeler” kapsamındaki gümrük vergisi artışına yanıt vermek amacıyla samaryum, gadolinyum, terbiyum, disprosyum, lütesyum, skandiyum, itriyum ve alaşımlarının olduğu 7 kategorideki nadir toprak elementini ihracat kontrol listesine alması ABD’de askeri endüstriyel üretimde sorunlara yol açtı. ABD bu tedarik zincirleri açısından özellikle savunmasız konumda.
ABD’nin askeri üstünlüğü ve askeri sınai kompleksi için kritik öneme sahip olan nadir toprak elementleri F-35 savaş uçakları, Virginia ve Columbia sınıfı denizaltılar, Tomahawk füzeleri, radar sistemleri, Predator insansız hava araçları ve Joint Direct Attack Munition serisi akıllı bombalar dahil olmak üzere çok sayıda askeri alanda kullanılıyor. Çin’in bu alanda üretimi ve tedariki tekeline alması ABD’yi silah teknolojilerinin üretiminde sorunlar yarattı.
Türkiye’nin uluslararası sistemde politik ve ekonomik güç temerküzü stratejisi için sömürge madenciliğine ağırlık vermesi ve ticaret koridorlarında söz sahibi olmak için emek coğrafyasını yeniden şekillendirmesi Anadolu’yu büyük bir yıkıma sürüklemektedir.
Evrensel'i Takip Et