Yoksulluk ortalandı, ‘gol yağdı’
Yer: Bursa.
Tarih: 28 Aralık 2024.
İçinde bulunduğumuz yıla girmemize sadece üç gün var. Cumhurbaşkanı Erdoğan partisinin Bursa İl Kongresinde konuşuyor: “Faizi kesinlikle indireceğiz. 2025 bunun işaret yılı olacaktır. Faiz inecek ki enflasyon da insin. Bu, bizim olmazsa olmazımızdır.”
Oysa o dönem, bir buçuk yıldır uygulamada olan ve, “Faiz sebep enflasyon netice” tezini rafa kaldıran Erdoğan- Şimşek “rasyonel” kemer sıkma programı dönemiydi. Enflasyona karşı çekilen silahlardan biri de yüksek faizdi!
Erdoğan’ın eski tezini hatırlatan sözleri, haliyle yeni yıla şu soru ile girilmesine neden olmuştu: Şimşek programında sona doğru mu?
Aynı konuşmasında Erdoğan yeni yıla dair şu iddiayı da ortaya koymuştu: “2025’i hedeflerimize uygun şekilde tamamlayarak, son yıllardaki sıkıntılarımızı tarihe gömeceğiz.”
Peki 2025’te, konuşmada açığa çıkan soru nasıl yanıt buldu; ortaya konan iddia karşılık buldu mu?
Yazıda, sınırların el verdiği ölçüde, hükümetin orta vadeli programları (OVP) başta olmak üzere, tüm programları ve bütçelerinin sonuçları üzerinden yanıt arayacağız.
Kimine alkış olan kimine tokat
Kemer sıkma programından vazgeçilmedi!
Kimilerine göre program bir çok sorunu çözdü: Ödemeler dengesi krizinin eşiğinden dönüldü, dış denge oldukça olumlu durumda; eksiye düşmüş olan Merkez Bankası net döviz pozisyonu düzeldi; kamu maliyesi toparlandı, bütçe açığı geriledi; ülkenin risk primi geriledi; enflasyon yüzde 100 seviyelerinden yüzde 30’a geriledi; iyi kötü büyüme gerçekleşti, 2025 yılında yüzde 3’ün üzerinde büyüme korundu.
Okurken bir yandan teknik ve sıkıcı gelmiş olma olasılığı yüksek olan bu veriler, diğer yandan “Ben niye hissetmedim iyileşmeyi” dedirtmiştir muhtemelen.
Rakamlara bakıp, “göründüğü kadar da iyi değil” demek de mümkün. Örneğin, geçen yılın aralık ayından bu güne, Merkez Bankası rezervlerindeki altın miktarı yüzde 1.5 bile artmadı. Ama altın rezervi yaklaşık 48 milyar dolar artmış gözüküyor. Niye? Altın fiyatları uçtu da ondan.
Rezervin 44 milyar doları şişkin fiyat. Gururlanma “o biçim” ama biriken rezerv düşük. Hem de onca baskıya rağmen.
Başka veriler de aynı şekilde sorgulanabilir ama mesele daha derin! Birine alkış olan veriler birilerine okkalı tokat çünkü.
Yıllık enflasyon hala yüzde 30’un üzerinde ve çok yüksek! Üstelik de Mayıs 2024’ten beri dünyada, en yüksek ikinci merkez bankası faizine, başka bir ifade ile “tefeci” faizine rağmen.
Ücretli, memur, asgari ücretli ve emeklinin durumu iyice kötüleşti.
Tekstil başta olmak üzere sanayide sıkıntılar arttı. Buna bağlı olarak geniş tanımlı, Türkiye için asıl işsizlik oranı olarak kabul edilmesi gereken, işsiz sayısı 12 milyonun üzerine çıktı.
Tarım küçüldü vs.
***
Hükümetin önümüzdeki üç yıllık ekonomi programının dökümü olan orta vadeli programına da aynı yöntemle bakmalıyız: Rakamlardan çok sonuçlarına.
Geçmişi tutmayan tahminlerle dolu OVP verilerine bakıp birileri “Üç yıl boyunca işler iyi gidecek” diyebilir; birileri de “pembe öngörülerle dolu, piyasalara güven vermeye çalışan temenni metni” tespitinde bulunabilir.
Asıl olan sonuçlara bakmak.
Oysa her şey çok açıktı.
Sonuçların ne olacağını ön görmek için kahin olmaya gerek yok. Her şey açık açık yazıyor. Nerede mi?
OVP’de… Bütçede… Kalkınma planında… Ulusal İstihdam Stratejisinde… Hepsi bize, bir seçim olmadıkça, “Erdoğan’ın kemer sıkma programından vazgeçeceği” beklentisinin boş olduğunu anlatıyordu. Bu anlatının ötesinde, bütün parçaları birleştirdiğimizde, emeğin üzerinden geçecek silindir ortaya çıkıyordu.
Erdoğan Şimşek programının esasında iki ayağı var!
Birincisi “yüksek faiz, düşük kur” ve bütçe açıkları ile mümkün olduğunca dış sermaye çekmek ve böylelikle bir ödemeler krizini ötelemek.
İkincisi ise ücret, maaş ve emekli aylıklarında alım gücünde yaşanan reel gerilemeyi kalıcı kılmak.
Bu hedefler doğrultusunda bakıldığında “program” başarılı.
“19 Mart darbesi” diye anılan İstanbul Büyükşehir Belediyesine yönelik siyasi operasyon sonrası piyasa çalkantılarını kontrol, birinci maddedeki başarının sonucu.
İkinci adımdaki başarı ise programın bir önceki “irrasyonel” bulunan programın devamı olduğunun göstergesi. Her iki program da esasen şu üç hedefi içeriyor: Ücretlerin baskılanması, çalışan kesimlerin kıdem tazminatları gibi kazanımlarının törpülenmesi ve şirketlere ve varlıklı kesimlere kaynak aktarılırken yeni kâr ve rant alanları açılması… Sermayeye çalışan bu program sürekliliği beraberinde başka bir sürekliliği inşa ediyor: Daha baskıcı, faşizan ve mümkün mertebe seçimsiz bir rejim inşası sınırlarını zorlama…
***
İkinci adımdaki başarının ağır sonuçları oldu.
Örneğin 2024 yılı boyunca yüzde 50’nin üzerinde eriyen asgari ücrete sene başında sadece yüzde 30 artış yapıldı. Bu yılın enflasyonu da yüzde 30’un üzerinde. Yani sene başındaki kaybın üzerine bir yüzde 30’luk erime daha bindi. Buna rağmen 2026 yılı için asgari ücrete yapılan zam sadece yüzde 27.
Yoksulluk sınırı ile kıyaslanarak belirlenmesi tartışılan ücret, ilk defa artık açlık sınırının bile altında bir düzeyde yıla başlayacak.
Memura yıl başında yapılacak zam oranı ise yüzde 18, emekli maaşlarına Ocak 2026 döneminde yapılacak zam oranı ise yüzde 12 civarında olacak.
Dünyada enflasyonu en yüksek ilk beş ülke arasındaki Türkiye’de çalışanların aylık ortalama ücretleri Avrupa’nın dibine demir atmış durumda!
Her beş kişiden biri sosyal harcamaya muhtaç, sosyal harcamalar yerinde sayıyor.
Sosyal harcamaların milli gelire oranı çok düşük!
Emekçilere enflasyonun yanı sıra bir ağır darbeyi de yüksek kiralar indirmiş durumda. Şimşek döneminde asgari ücret iki buçuk kat arttıysa kiralar dört beş kat arttı.
Süreç mülksüz bırakıyor; 2000 yılında hanelerin yüzde 68’i kendi evinde otururken bu oran yüzde 55’lere gerilemiş durumda.
15-29 yaş arasında 5 milyon genç ne çalışıyor ne de eğitim alıyor.
Gelir uçurumu büyüyor süreç sadece çocukları aç bırakmıyor suça batıyor; her yıl 200 bin çocuk suça sürükleniyor!
Defans şart
Her yol bu acımasızlığa çıkıyor.
2026-2028 OVP’nin alt planı nedir; ücretli emeğe, gençlere, çocuklara ve doğaya yönelik sistemli bir saldırı…
Kalkınma ve istihdam ve OVP stratejileri bir birini tamamlıyor. Buralarda, “reform” adı altında yazanlar istenilenin yapı taşları.
Misal “güvenceli esneklik.” İstenilen süre ve yoğunlukta, istenilen istihdam modelinde emekçileri çalıştırabilme serbestliğinden başka bir şey değil.
Misal tamamlayıcı emeklilik. “Çalışandan kes, yeni bir finans kaynağı yarat, kıdem tazminatını tasfiye et” diye özetlenebilecek bir hak gaspının adı.
***
OVP, çocuk işçiliğini eğitim politikaları aracılığıyla piyasanın ihtiyaçlarına göre düzenlemeyi hedefliyor.
2024-28 Kalkınma Planında mesleki eğitimde kamu-özel sektör iş birliğinin artırılacağı, meslek liseleri ve meslek yüksekokullarının yönetiminde özel sektörün daha etkin rol alacağı vurgulanıyor.
2025-28 Ulusal İstihdam Stratejisinde mesleki ve teknik eğitim veren özel okullara yönelik teşviklerin sektörel ihtiyaçlar doğrultusunda güncellenerek sürdürüleceği, OSB’ler ve teknoparklar içinde mesleki eğitim merkezleri açılacağı belirtiliyor.
500 binden fazla çocuk-genç MESEM programları kapsamında işte ama sermaye çok daha fazlasını istiyor; en az 2 milyon çocuk esnek, güvencesiz koşullarda işgücü piyasasındayken.
Emeğin, çocuk emeği ile daha da ucuzlatılması hedefleniyor. İktidar ha bire sermayeye ortalıyor, emekçinin kalesine gol yağdıkça yağıyor.
Emek karşıtı bu net ve açık yapılanma ve ataklara karşı ne işçi sendikalarından ne de emekçilerden net bir karşı koyuş gerçekleşmezse fark daha da açılacak.
Evrensel'i Takip Et