Yılbaşı pazarları nedir, neye yarar?
Yılbaşına yaklaşırken, genelde Kasım ayının sonunda veya Aralık ayının başında kurulan, alışveriş, eğlence, turizm vb. odaklı pazarların ne olduğu sorusu o kadar da enteresan değil. Ancak buraları bir temsil mekânı olarak okumak ilginç olabilir.
Lefebvre mekânın üretimine ilişkin üçlemesinde 1) algılanan mekân olarak, mekânsal pratiklerimizi, 2) tasarlanan mêkanlar olarak, mekân temsillerini ve 3) yaşadığımız temsil mekânlarını, iktidarın mekân üretim politikalarının araçsallığı üzerinden sorgulamaya açar.
Sırasıyla 1) fiziksel, 2) zihinsel ve 3) toplumsal bu üçleme, kendi aralarında geçişli olduğu gibi, beden merkezlidir. Ve beden, mekân/toplum ilişkileri içinde sürekli olarak biçimlenmeye açıktır.
Lefebvre, toplumsal ilişkilerin üretim alanı olarak mekânın üretimini mesele ederken, mekânı araçsallaştırarak toplumu yöneten/denetleyen/kontrol eden iktidarın, mekânı, siyasal gücünün temsili haline getirdiğini de ifade eder.
İktidarı güçlendiren, sermaye birikimini arttıran her türlü mekânsal düzenleme, fiziksel olarak algıladığımızın ötesinde, zihinsel tasarımı içeren birer temsil mekânı olarak bedene doğrudan veya dolaylı etki eder.
Bu bağlamda, sınıf ilişkileri de dahil olmak üzere, mekânla birlikte yeniden üretilen toplumsal ilişkileri çözümlemek, Lefebvre’in deyişiyle “kodları çözmek, ritmi hissetmek”, sistemin gizlendiği/sızdığı ortamlarda bir dönüşüm imkânı sunarak, bizi mekânın hakikatine de ulaştıracaktır.
Çünkü yaşanan temsil mekânları, toplumsal pratiklerle üretilir. Temsil mekânının kodu, mütemadiyen ele geçirilmeye çalışılan yaşamın deneyim alanına sızar. Ve bedensel/toplumsal karşı güç de dönüşüm de buradan başlar…
***
Yılbaşı veya dini ifadesiyle Noel pazarları, Avrupa’da uzun yıllardan bu yana süren bir gelenek. Böylesine eski bir gelenek, kapitalist üretim-tüketim ilişkileri bağlamında sadece bir kültürel süreklilik değil, aynı zamanda turizmden gıda sektörüne, ulaşımdan hediyelik sektöre dek dev bir endüstri. Dolayısıyla da mekânsal bir temsil dünyası.
Işıklandırılmış sokaklar, caddeler, dükkanları birbirine bağlayan, çoğunlukla da geniş meydanlarda kurulan bu pazarları gezmek için, hususi şehirler/ülkeler arası seyahatler yapılıyor, nüfus hareketleniyor.
Bazen bir turistik köy gibi tasarlanan bu alanlarda, duygular pazarlanıyor, çocukluklar canlandırılıyor, hayaller sömürülüyor, arzular uyandırılıyor. Bir süreliğine de olsa keyif veren mutluluk hormonu salgılatan şeyler gibi.
Bunların insana bir süreliğine de olsa, iyi gelmesinin ne zararı var diyebiliriz elbette. Öte yandan ne pahasına, neye etki ederek sorularını da peşine sorabiliriz…
***
İstanbul gibi büyük kentlerde kurulan yılbaşı pazarları da bu arzuya hitap ediyor. Bu pazarlar eğlenceli zaman geçirmek, yemek-içmek, hediye almak-vermek için imkânlar sunuyor. Peki ne pahasına? Bu pazarlar nasıl ortamlar? İşin arka yüzü ne şekilde işliyor diye de soralım.
İstanbul’un çok tercih edilen, ziyaretçi kitlesi yüksek, sosyal medyada adı geçen bazı yılbaşı pazarlarının konumlarına bakalım;
Galataport İstanbul içindeki “Bosphorus Winter”ı gezmek için bilet ücretsiz deniyor. Tanıtımındaki şu ifadeler, pazarın konumlandığı yerin niteliklerini sunmakla başlıyor; “Boğaz manzarasında, Boğaz’ın dalgaları ve İstanbul’un ikonik silüetinden ilham alan yılbaşı ışıkları tasarımları…” Ardından alanda “kutlama ruhunu güçlendirecek, yeni yıl coşkusunun keyfini doyasına çıkarttıracak” etkinlikler ve yeme/içme, eğlence vb. olanaklar sıralanıyor.
Tersane İstanbul içindeki “Winter Town” da kısmi ücretsiz olarak ifade ediliyor. Tanıtımında, tarihi tersaneler üzerine inşa edilmek suretiyle boy gösterdiği Haliç kıyısı pazarlanıyor. Suni kar yağdırma, çocuklar için eğlenceler… sunulurken bir küçük suyun 150 TL’ye, kahvenin 600 TL’lere ulaştığını bazen gidince bazen de gezenlerin ifadelerinden anlıyorsunuz.
Kanyon içindeki “Yılbaşı Hediye Pazarı” (bilet yine ücretsiz) ya da Zorlu Center içindeki “Zorlu Yılbaşı Festivali” (bilet ücretsiz)…
Çoğu ücretsiz olarak sunulan bu yerler, esasen deprem beklenen İstanbul’un bir zamanlarının deprem toplanma alanları, kamusal alanları veya üretim alanları. Hepsi birer kent suçu. Görseldeki gibi ışıklandırılan yapıların çoğu davalık olmuş. Plan kararları değişmiş. Mahkemeleri sürüyor.
Sanki şu an ücretsiz erişimi olan birer kamusal alan gibi sunulan bu yerlerin hepsinde parasız bir şey yapmak ise neredeyse imkânsız.
Bir arzu ortamı yaratılan bu temsil mekânlarına erişmek, buraları “deneyimlemek” için yılbaşı arifesinde para harcamak da yetmiyor.
Bu alanların etrafındaki konutlar başta olmak üzere yaratılan arzu coğrafyası, insanları/bedenleri birçok açıdan etkiliyor.
Yine Lefebvre’e referansla, gündelik hayatın bir parçası olarak deneyimlenen bu temsil mekânlarında beden de tüm duyguları ile yeniden biçimleniyor. Dolayısıyla buraların kodlarını çözmek, yaşamlarımızda sızılan deneyim alanlarını da dönüştürmek için bir başlangıç…
***
Yeni yıla girerken iyi dileklerde bulunmak, gelecek günleri daha güzel karşılamak için keyifli anlar yaratmak genel eğilim. Yılbaşı pazarlarına gitmeyi veya gitmemeyi seçsek de veya gidemesek de buluştuğumuz bir eğilim bu.
Politik-ekonomiden, sosyal koşullara kadar her geçen gün çok daha zorlayıcı koşullar altında olsak bile, başka bir yaşamı kurmaya dair olan inancımız bu eğilime eşlik ediyor. Ben de bu şiarla, dayanışmanın güçlendiği, yaşamın daha sıkı örgütlendiği ve özgürleştiği yeni bir yıl dilerim.
Evrensel'i Takip Et