Yayılmacı emellerin Doğu Akdeniz kapısı: Libya
Afrika öteden beri Türkiye egemenleri açısından önemli bir alan. Bunun iktisadi nedenleri olduğu gibi siyasal stratejik nedenleri de var.
Her şeyden önce tekelci Türkiye burjuvazisi yayılmacı. AKP ile birlikte –ne kadar işlediği ayrı bir sorun ama–, dış politikaya yön verdiği ileri sürülen eski Kemalist “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” prensibi “proaktif” olarak tanımlanan dış politikaya ihtiyaç duyulduğu iddiasıyla değiştirildi. Artık revaçta olan yeni ve genişlemeci politika ve tutum. Türkiye, Ortadoğu’da, Balkanlar ve Kafkaslarda olduğu kadar Afrika’da da yayılma peşinde.
Bu politikanın bir ayağı yatırımlar ve ticari ilişkileri geliştirmekken diğer ayağı siyasal etki sahibi olmak.
Türkiye örneğin Somali’de su kuyuları açma ve “yardım” dağıtma gibi hayırseverlik gösterileri yanında altyapı, tarım, enerji, tekstil ve inşaat alanında yatırımlar yapıyor. Mogadişu havaalanıyla limanını Türk tekelleri işletiyor ve yine Türk tekelleri ülkede petrol ve doğalgaz arıyor. Senegal’leyse ticari ve siyasal ilişkiler daha da gelişkin. Türk tekellerinin yatırımları savaş sanayi yatırımlarına dek yayılmış durumda ve karşılıklı ticaret 1 milyar doları buluyor.
Libya’nın önemiyse Türkiye açısından bu iki ülkeden de fazla ve Türkiye neredeyse on yıldır Libya iç savaşına müdahil olarak katılıyor.
Birincil neden açıklama gerektirmeyecek kadar basit. Libya’nın büyük bir enerji havzası olduğu biliniyor. İç savaş nedeniyle zorluklarla karşılaşsa ve zaman zaman sevkiyat durma noktasına gelse de ülke ciddi bir enerji ihracatçısı. Türkiye Müslüman Libya’yla “iyi” ilişkiler kurabilecek ülkelerin başında geliyor ve bunu değerlendirmeden edemedi.
İkinci neden, belki de birincisinden de önemli. Doğu Akdeniz’de son 10-15 yıl içinde ilk kez İtalyan Eni tekelince bulunan doğalgaz Akdeniz’in zaten sahip olduğu ekonomik ve stratejik öneme tavan yaptırdı. 2010 tarihli ABD Jeoloji Araştırma Kurumu raporuna göre bölgede 1,7 milyar varillik petrol ve 3,5 trilyon m3’lük doğalgaz rezervi bulunuyor. Ve milenyumun başlarından itibaren Mısır, Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail aralarında deniz yetki alanlarına ve enerji kaynaklarının işletilmesi ve dağıtımına ilişkin anlaşmalar yapıyor. 2019’da, asker göndererek de desteklediği BM tarafından tanınmakta olan Trablus Hükümeti ile deniz yetki alanı anlaşması imzalayıncaya kadar, Türkiye, doğu Akdeniz’de resmen neredeyse gemi yüzdüremez haldeydi ve bölgede dolaşımını ve doğalgaz araması yapmasını sağlamaya çalıştığı araştırma tekneleri büyük sorun oluşturmaktaydı. Dolayısıyla enerji deposu olduğu anlaşılan doğu Akdeniz’de hak sahibi olabilmek Türkiye açısından Libya’yla ilişkilerini geliştirmesi ve bu ülkeye müdahalesinin temel bir nedeni durumunda.
Türkiye’nin Libya’ya müdahalesi açık olmasa bile örtülü olarak ABD tarafından destekleniyor, çünkü Trablus hükümetinin rakibi General Hafter liderliğindeki Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi Hükümeti asıl Rusya tarafından destekleniyor. Başlarda Türkiye yardımıyla Trablus Hükümeti rakibi karşısında üstünlük sağlarken Rusya’nın Esad’ın devrilmesi sonrasında Suriye’de konuşlu birlikleriyle ve radar vb. türü teçhizatını bu ülkeye aktarıp desteğini artırmasıyla ülkede yeniden denge durumu sağlandı. Bu nedenle Türkiye, özellikle bu yıl başta Hafter’in “veliahdı” durumundaki oğlu olmak üzere askeri heyetlerinin Ankara’yı ziyaretleriyle Tobruk Hükümetiyle de ilişkilerini geliştirme yoluna gitti ve şimdi deniz yetki alanları anlaşmasının bu hükümetçe de onaylanması bekleniyor. Bu gerçekleştiğinde, doğu Akdeniz’de Türkiye de, başka ülkelerce önceden Türkiye dışlanarak imzalanan enerji konulu anlaşmalara bir türden dahil edilmek durumunda kalınacak ve tecritten kurtulacak. En başta bu nedenle Libya Türkiye açısından vazgeçilmez bir ülke olma özelliğini koruyor.
Evrensel'i Takip Et