20 Aralık 2025 06:04

Gerçeğe olan merakımıza ne oldu?

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Bir yandan biteviye ekran isimlerine yönelik uyuşturucu operasyonu, bir yandan holdinglere yönelik soruşturma, bir yandan her protestoya yağan sağanak cezalar, bir yandan, bir yandan, bir yandan, biteviye bir hukuksuzluk. Haber dediğin de bazen tokat gibi bazen bilmece.

17 Aralık günü gazetelerde haber, emniyet gururla sunar; saat 20.00-22.00 arası kent genelinde 209 sabit noktada 1434 personel, 20.00-23.59 arası 1301 personel ile umuma açık yerlerde yapılan denetim sonucu 367 bin 862 kişiye GBT yapıldı, çeşitli suçlardan aranan 572 şüpheli dahil 1062 kişi gözaltına alındı.

Bunu okuyunca ne sormalı kendimize? Toplam 4 saatte yarısı aranan bin küsur kişi yakalanıyorsa biz kimlerle aynı havayı soruyoruz, hiç güvenliğimiz kalmamış mı demeli?

Ya da bunca manasız mesnetsiz şafak operasyonu yaşanmışken acaba kimlerin boşa başı yandı diye mi düşünmeli?

Peki sair bir günde dört yüz bine yakın insanın polis tarafından çevrilip kontrol edilmesinin nasıl bir yurttaşlık hissi olduğundan mı bahsetmeli?

Bizim gerçeğimiz hangisi?

Mevcut rejim, mübah kavramını fazlasıyla kullandı. Mübah; İslam Ansiklopedisi’ne göre “Serbest bırakılmış, müsaade edilmiş, yasaklığı kaldırılmış” anlamına geliyor. Kendinden olmayana yapılan haksızlığın önemsenmemesi, hukuksuzluğun hak görülmesi, ortada suç olmasa da cezanın reva bulunması mübahın çatısında yaygınlaştı gitti.

Sonrasında bu mübah o kadar kullanışlı hale geldi ki hak-hukuk-adalet yanlısı olduğunu düşünende de süreç içinde “Oh olsun”culuğa evrildi. Sosyal medya sinizmi körükledi. Başkalarının ahlakını eleştirerek erdemlilik inşa edebileceğini düşünme işi popülerleşti. Herkes kendi politik doğruculuğunu dayattı ve bunu yüzde yüz karşılamayanı yerden yere vurdu, dijital ortamda bunu yapmak kolaydı. İktidara söz bunca şiddetli vurulamıyordu zira cezası ağırdı. O zaman içte biriken hınç ortada kim varsa ona patlayacaktı.

Derin yoksulluk ve yoksunluğun getirdiği öfke de ateşi körükledi. Mahrum bırakıldığımız her hak ve haz başkasında görülen bir keyif nüvesinden alev almamıza yol açtı.

Bir hak savunmadan objektif şekilde haksızlığa uğrayan özne için “Kendisini sevmem ama…” açıklaması zaruri hale geldi bir süre. Çünkü ortada sevilen kimse zaten pek kalmamıştı, sevilmeyenlerden birinin hakkını savunmak için sevilmediği şerhini düşmek ihtiyacı hasıl oldu. Bu sırada gerçekten tertemiz o kadar çok insana haksızlık yapıldı ki bir sonraki aşamada “Sevilmeyenin de hakkını sevmeye sevmeye ben mi savunacağım, sevme ihtimalim olan bunca masum ve temiz insan bunca haksızlık altındayken” tavrı oluştu.

Tonla haksızlıkta parmağı olanlar kendi yarattıkları adaletsizliğin girdabına düşünce mübahın sirayeti “Oh olsun”un ötesine geçemedik.

Hukuk, adaletin sokakta tecelli etmesinin önüne geçer. Adaleti insan topluluklarına bırakırsanız intikam duygusu devreye girer ve kantar şaşar. Adil bir cezanın, savunma hakkının ve hislerden değil yasadan beslenen yargının garantisi olan hukuk sistemi çökünce bizim de kendi yargımızdaki objektiflik ortadan kalktı.

Neticede artık ilgilendiğimiz şey hakikat olmaktan çıktı. Magazinin şehvetine, intikam hissinin tatminine, hıncın körlüğüne teslim olduk.

Haberler geçiyor: Holdinglere büyük soruşturma, kara para operasyonu, gözaltı.

“Bize mi düştü savunmak, biz anlamayız o işlerden, para varsa bir kısmı karadır zaten” hissiyle geçip gidiyoruz. Vardır bir hikmeti bu olayların, biraz da onlar kaybetsin diliyoruz.

Dişlerimizi sıkarak dinlediğimiz isimlere uyuşturucu operasyonu haberi, hiç sevmezdik, sandığımızdan da ahlaksız çıkmaları hırsımızın sırtını sıvazlıyor. Daha da anlatın bize ne haysiyetsizlikler yaşanmış köpürüyoruz dinlemek için, sorun magazinleşiyormuş umurumuzda değil, kötülük daha kötüler elinde kötü duruma düşmüşse bundan biz üzülecek değiliz, diyoruz.

Bu mezbelede iyi insan kalmak zor elbet, masum değiliz artık hiçbirimiz lakin biz gerçekliğimizi kaybediyoruz. Kırmızı çizgilerimizin üzerinde tepinir duruma düşüyoruz.

Bu tutum, bizler ters kelepçeye alındığımızda neden olduğunu sorgulamadan “mübah bunlara” diyenlerin yansımasına benziyor, aslına yarayan birer taklide dönüşüyoruz.

Bir ortak doğruda buluşmak gerek: Gerçek. Gerçek soruşturma, gerçek suçlu, gerçek azmettirici, gerçek amaç, gerçek hedef, gerçek adalet.

Zira kahrolmak için ölen çocuğun kimin olduğuna bakılmaz, çocuk çocuktur. Çocuklar ölüyor. Biz, o tek doğruyu bulamadığımız için birleşemiyoruz.

Gerçeği istiyoruz, gerçek.

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et