Ekmek, tuz, kitap ve şeker
Güneşi beklerken
Ay doğunca ışıtır ortalığı. Gökyüzünün karanlığına pençesini vurduğunda. Denizin dalgacıklarında ışıyorken karanlık. Ağaçların dallarını tutar yıldızlar. Güneşi beklerken.
Sinyal yok
Sesim kısıldı birden. Konuşamadım. Susmamı istediklerinden sesimi kestiler. Sinyal yok diyerek.
Seviyor mu sevmiyor mu?
İstanbul, birilerine iri bir buket içinde rengarenk çiçeklerle kokularını sunuyor. Ötekilerimize tek bir gülü, tek bir karanfili vermekten çekindiği oluyor. Kırlarda sergilenen papatyalarla donanıyoruz biz de. Seviyor mu, sevmiyor mu?..
Kış bitecek
Kuşlar güneşi kanatlarına alıp uçtuklarında ağaçlar yapraklanacak, otlar yeşerecek sarı papatyalarla. Kış bitecek.
Sindirmek için
Görmek istemediğimiz her şey gözümüze sokuyorlar. Gazetelerle, öteki iletişim araçlarıyla. Yokluğu, yoksulluğu, ölümleri göstererek. Her dakika, her saniye. Korkup/korkutup sinmemiz için.
İşaret dili
Sesimizi kıstılar. Tamamen kesilenler de var, hiç ses çıkarmayanlar da. Sesimiz düzelinceye dek, millet, cep telefonlarından görüntülü olarak işaret diliyle konuşuyor.
Edebiyatın ikizleri
Suat Derviş ile Reşat Fuat’ı, Nezihe Meriç ile Salim Şengil’i edebiyatın ikizleri sayarım. Sennur Sezer ile kendimi (Adnan Özyalçıner) katarım. Onlar altı usta yazardır. Edebiyatın üç ikizi.
Ekmek, tuz, kitap ve şeker
Kitap ekmek gibidir. Doyurur insanı. Bilmediklerimizi açarak, bildiklerimizi pekiştirerek. Sennur Sezer, “Sesimi Arıyorum” kitabındaki “Ekmek, tuz, kitap ve şeker” şiirinde söyle demiş: “Ekmek, tuz, kitap ve şekere saygı / Tuz, ekmek kadar aziz kitap / Taze bir somun gibi kokusu / Kırıntısı bile atılmaz akıllı kitapların / Zalimler kitaptan korkar / Ekmeksiz, kitapsız bırakır halkı / Doyurmayan sakızlardır sundukları / ya da ekmek yerine pasta / Bütün saraylarda”
Evrensel'i Takip Et