17 Aralık 2025 06:18

AKP-MHP komisyon raporları ne diyor?

Kürt sorununda geçtiğimiz yılın ekim ayında başlatılan süreçle ilgili iktidar cephesinden atılan tek somut adım Mecliste ‘Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun kurulmasıydı. Bilindiği gibi bu komisyon çalışmalarını tamamladı ve içerisinde yer alan partilerden AKP ve CHP dışındakiler sürece dair çözüm önerilerini kapsayan raporları TBMM Başkanlığına gönderdi. AKP’nin raporu resmileşmek için Erdoğan’ın onayını beklese de iktidar yanlısı medya organları bu raporun içeriğini çoktan açıkladılar. CHP’nin raporunda da geçtiğimiz günlerde kabul edilen yeni parti programına uygun öneriler içermesi bekleniyor.

Meclise sunulan raporlar sadece iktidar bloku ve muhalefetin sürece dair yaklaşımları arasındaki derin ayrımları ortaya koymakla kalmıyor sürecin gidişatı bakımından da olası riskleri açığa çıkarıyor.

DEM Parti, Emek Partisi ve TİP’in Meclise sundukları komisyon raporları, kalıcı barışın ve Kürt sorununun çözümünün ancak demokratikleşme ile mümkün olacağı noktasında birleşiyor ve bu temelde atılması gereken adımları kapsıyor. 

MHP Lideri Bahçeli’nin hem sürecin sözcülüğünü üstlenmiş olması ve hem de zaman zaman iktidar içinde tartışmalara yol açan çıkışlar yapması, iktidar ve devletin çözümünün sınırlarının görülmesi bakımından MHP’nin sunacağı raporu önemli hale getiriyordu. Ancak MHP’nin 120 sayfalık raporuna bakıldığında Kürt sorununun adı bile geçmiyor ve çözüm; “Terör örgütünün tasfiyesi ve örgüt üyelerinin topluma yeniden kazandırılması” çerçevesi içinde atılması gereken adımlarla sınırlandırılıyor. İnfaz düzenlemesi yapılması “Bütün örgüt üyelerinin silahlarının imha edildiğinin ve örgüt yapısının dağıtıldığının devletin güvenlik/istihbarat örgütleri tarafından tespit edilmesi” şartına bağlanıyor. “Koşullu salıverme” adı altında yapılacak infaz düzenlemesi de silah bırakacak ya da tahliye edilecekler için adeta açık cezaevi koşullarını dayatan bir ‘kontrol’ mekanizması oluşturulmasını öngörüyor.
Kuşkusuz MHP raporunun en kritik noktası, tasfiye sürecine SDG/YPG’nin (Suriye Demokratik Güçleri/Halk savunma Birlikleri) dahil edilmiş olmasıdır. MHP raporu, Bahçelinin daha önce  SDG’nin yeni Suriye ordusuna kendi yapısını koruyarak entegre edilmesini “Milli güvenliğe doğrudan bir tehdit” olarak gören yaklaşımında ısrar edildiğini ve edileceğini ortaya koyuyor. Ancak HTŞ’nin (Heyet Tahrir eş Şam) Türkiye ve ABD-İngiliz emperyalistleri tarafından desteklenen bir operasyonla Suriye’deki geçici yönetimin başına geçirilmesinden bugüne kadar Alevilere ve Dürzilere yönelik katliamlarına ve yeni Suriye ordusu adı altında bir araya getirilen cihatçı gruplara bakıldığında Suriye’deki en örgütlü güç konumunda bulunan SDG’ye ve dolayısıyla Rojava’daki Kürt özerk yönetimine tasfiyeyi dayatmanın süreci çıkmaza sürükleyeceğini söylemek için kahin olmaya gerek yok.

Her sabah mesaisine SDG’ye yönelik yeni tehdit açıklaması ile başlamayı alışkanlık haline getiren Dışişleri Bakanı Fidan’ın “Silahla yoluna devam edersen silahla karşılık bulursun” açıklaması, iktidarın SDG konusundaki tutumunun süreci ne kadar kırılgan hale getirdiğini de gösteriyor.
MHP Lideri Bahçeli’nin Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk’ün görevine iade edilmesi, Selahattin Demirtaş hakkındaki AİHM kararının uygulanarak Demirtaş’ın serbest bırakılması ve en son Meclis komisyonunun Öcalan ile görüşmesi konusunda İmralı’ya gerekirse kendisinin gidebileceğini söylemesi gibi çıkışları süreçte Erdoğan ve Bahçeli’nin tutumları arasında farklılıkların olduğu yorumlarının yapılmasına yol açıyordu. Ancak AKP’nin Meclis başkanlığına sunacağı 60 sayfalık raporun iktidar yanlısı medya organları tarafından açıklanan kısımlarına bakıldığında AKP ve MHP’nin sürece dair tutum ve beklentileri arasında bir farklılığın bulunmadığı görülüyor. Demirtaş’ın serbest bırakılması örneğinde olduğu gibi eğer Bahçeli ve Erdoğan’ın tutumları arasında bir farktan söz edilecekse bu fark; Erdoğan’ın atılacak her adımın iktidarın güç kazanmasına ne kadar hizmet ettiğini tartarak tutum belirlemesinden daha fazlası değildir.

AKP’nin raporu da adım atılması için öncelikle devletin ilgili birimlerinin örgütün lağvedilmesi konusunda kesin onayının alınması şartını getiriyor. Devamında silah bırakacak örgüt üyelerinden “suça karışmamış” olanları her hafta imza atma koşuluyla ve davası devam edenler de 5 yıl adli kontrol uygulamasıyla salıverilecek. Diğer örgüt üyeleri için de ceza indirimini öngören düzenlemeler yapılacak ve örgüt yöneticileri ise başka ülkelere gönderilecek.

AKP raporunun en dikkat çekici noktası, PKK ve devamı olarak nitelenen örgütlerin (SDG dahil) tasfiyesinin bir an önce gerçeklemesini isteyen ve sürecin uzamasının riskler yaratacağını söyleyen Erdoğan ve AKP’nin, iş devletin atması gereken adımlara gelince bu süreci “Uzun zaman alacak aşamalı ve kontrollü bir geçiş süreci” olarak tanımlamasıdır. Bu yaklaşım Saray rejiminin süreçte atılacak her adımı iç politikada muhalefeti bölme ve etkisizleştirme hedefiyle bağlantılı olarak atma hesabı yaptığına işaret ediyor.

MHP ve AKP tarafından hazırlanan raporlar, iktidar blokunun Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme gibi bir gündeminin olmadığını ve en başından “terörsüz Türkiye” olarak tanımladıkları süreçte Kürt silahlı güçlerinin tasfiyesiyle sınırlı bir yaklaşım içinde olduklarını bir kez daha gözler önüne seriyor. Silahlı güçlerin tasfiyesi -ki, buna SDG’nin de en azından gücünün sınırlanması ve HTŞ’nin kontrolünün sağlanması da dahil ediliyor- bölgedeki güç dengelerinin değişmesiyle de bağlantılı olarak ABD emperyalizmi ile iş birliğini geliştirmenin ve bu temelde yayılmacı emellerin devam ettirilebilmesinin zorunlu bir adımı olarak değerlendiriyor. Öcalan’ın çağrısı ve PKK’nin attığı adımlar sonrasında bu tasfiye sürecinde devletin/iktidarın atılması gereken adımlar ise, uzun vadede anayasa değişikliği dahil olmak üzere iç politikanın Saray rejiminin gücünü koruyup varlığını kalıcılaştırmasının bir aracına dönüştürülmek isteniyor.

Sonuç olarak; AKP ve MHP raporları, Saray rejimi ve kader birliği yaptığı tekelci burjuva gericiliğinin bölgedeki ve ülkedeki çıkarlarını korumayı amaçlıyor. Saray rejiminin bu raporlara yansıyan “çözüm”ünde ülke halklarının eşit haklar ve demokratik birlik beklentisine yer olmadığı gibi bölgede ülke halkları için tehditler üreten emperyalizm iş birlikçisi ve HTŞ gibi gerici güçlere dayanan politikalardan da vazgeçilmiyor.

Yusuf Karadaş

AKP-MHP komisyon raporları ne diyor?
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et