15 Aralık 2025 06:10

‘Açık ve yakın tehlike’: Enver Aysever’in tutuklanması

Enver Aysever’in tutuklanması, sivri dili, öfkeli ifadeleri nedeniyle çok fazla tepki çekmedi. Etrafında hızlıca bir dayanışma ağı oluşmadı. Tıpkı aynı gün tutuklanan Mehmet Akif Ersoy’da olduğu gibi, bugüne kadar meslektaşlarıyla dayanışmamaları, süregelen hukuksuzluklara tepkisiz kalmaları sıranın kendilerine geldiği eleştirileriyle ‘ödüllendirildi’. İşin bu kısmı tartışılır elbette, her yerde olur, olağandır. Ersoy’un özel hayatını ilgilendiren kısımlar bir yana, kanaldaki taciz iddiaları vahim. Kimi gazeteci ve siyasetçilerin hızlıca kadın gazetecileri hedef alması, “zamanında konuşsaydınız” kartını çıkarması bazı konularda halâ yol alamadığımızı gösteriyor. Bunu söyleyen gazetecilerin medyada kadın tacizlerine dair birden fazla vakaya şahit olduğuna ya da bunları duyduğuna eminim, kadınların neden konuşamadığını da biliyorlar elbette ekrandan, ama akıl vermek her zaman daha kolay.  Bunun yanı sıra Ersoy’un belli ki bir dönem yakın olduğu meslektaşlarının bir anda ifşalara girişmesi de Kemal Tahir’in “Kurtlukta düşeni yemek kanundur” sözünü anımsatmıyor değil.

Ersoy’un tutuklanması ve zamanlaması türlü spekülasyona yol açtı. Bu operasyonu neyin tetiklediğine dair emareler yakında ortaya çıkmaya başlar. Biz şimdilik Aysever’in tutuklanmasına odaklanalım, çünkü bu, ifade özgürlüğünün önündeki en önemli tehditlerden birini gündeme getirmeyi gerektiriyor. Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesi nefret söyleminin önlenmesini amaçlıyor. Yıllardır düzenlemenin kendisinde değil uygulanmasında sorun olduğu dile getiriliyor. Kanun maddesi birinci fıkrasında “Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” ifadesi yer alıyor. Burada cezalandırma için belirleyici olan “bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde” ifadesi. Yani bir söz doğrudan bir şiddet çağrısı yapıyorsa, halkı galeyana getirme amacı açıksa cezalandırmanın konusu haline geliyor. Kanunun lafzını da aşan, nefret söylemi açısından değerlendirecek olursak böyle bir galeyanın oluşabilmesi için bu sözü söyleyenin toplum nezdinde harekete geçirici bir güce de sahip olması gerektiği yorumunu yapabiliriz. Enver Aysever, “sağcılık suçtur”, “sağcılar ahlaksız olur” demiş. Sağcılık, İlhan Cihaner’in de dikkat çektiği üzere bir mezhep değil, ırk değil, din değil, bölgesel bir farklılık değil. İnsanlar kendilerini öyle tanımlayabilir, başkaları onları öyle tanımlayabilir. Kaldı ki Aysever, ‘vicdanlı bir dindarsanız siz solcusunuz’ bile diyor. Müphem ve son derece öznel bir sağcı ve solcu tanımı yapıyor. Bu ifadelerin kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlike oluşturmasına imkân yok. Artık hangi kriterle belirleyeceğimizi bilemediğimiz solcuların “vay ahlaksızlar” diye sağcılara saldırması gibi bir tehlike yok. Buna rağmen üstüne alınıp Aysever’in tutuklanmasına sevinenler var. Esas tehlike burada. Çünkü kanunlar bu kadar keyfi uygulanmaya başlandığında, hukuk bir kesimin sopası haline geldiğinde yalnızca ifade özgürlüğünün sınırları daralmış olmuyor, insanlar ifadelerini kendileri sansürlemeye başlıyor, fikirler geriye doğru yürüyor; daha kötüsü ise yarın iktidar el değiştirirse aynı sopayı kullanmak isteyenlerin sayısı artıyor, öfkesi keskinleşiyor.

Şu sıralar çözüm ya da barış savunusu altında bununla uyumlu olmayan, itiraz eden, yöntemi eleştiren ifadelerin nefret söylemine sokulup cezalandırılması talepleri, ne gariptir ki, ‘barış gazeteciliği’ adı altında dillendirilmeye başlandı. Irkçılık, savaş propagandası, şovenizm elbette ki zararlıdır, bunlarla mücadele edilmeli, ama polis çağırarak mı? Başka fikirlere tahammülsüzlük kurumsallaşırsa o zaman yeni bir demokrasiyi nasıl inşa edeceğiz? Kaldı ki, tıpkı sansür yasası gibi, TCK 216’da da neyin cezalandırılacağı çok açık belirtilmesine rağmen hedef hep muhalifler oluyor. Aysever aynı ifadeyi solcular için kullansaydı başına hiçbir şeyin gelmeyeceğini hepimiz biliyoruz, örnekleri de var. İktidarın elinde muhalifleri sindirmek için kullandığı sopayı meşrulaştırmak, hatta daha kalın bir sopa talep etmek; her farklı görüşü, eleştiriyi “saldırı” olarak nitelemek, yaftalamak, sindirmek arzulanan demokrasinin lehine bir çaba değil. Kaldı ki elinde sopayı tutanın ve canı istediği gibi savuranın gün gelip hedefi olmak da hiç yabancısı olduğumuz bir durum değil. Aysever’in tutuklanması bu açık ve yakın tehlike konusunda yeni bir uyarı niteliğinde, ifade özgürlüğü sadece hoşa giden fikirler için değil, gitmeyenleri de kapsıyor.

Ceren Sözeri

‘Açık ve yakın tehlike’: Enver Aysever’in tutuklanması
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et