13 Aralık 2025 06:07

‘Asmayalım da besleyelim mi’den ‘Ben görevde olduğum sürece’ye!

Bugün 13 Aralık… Erdal Eren’in 12 Eylül faşizmi tarafından jet ‘yargılama’ ile 13 Aralık 1980’de idam edilmesinin 45’inci yılı. 45 yıldır olduğu gibi bugün de Erdal Eren unutulmayacak; ‘mücadele’ sözü ile anılacak…

Amerikalı yetkililerin “Our boys did it (Bizim çocuklar yaptı)” dediği 12 Eylül faşist darbesine zemin hazırlanan dönemdir… Ankara’da 30 Ocak 1980’de Y. Ayrancı’da ODTÜ öğrencisi Sinan Suner, MHP’li Bakan Cengiz Gökçek’in koruması Süleyman Ezendemir tarafından, Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgalini protesto için duvara yazı yazdığı sırada vurulur. Sonra araca alınarak, işkence edilir, ölsün diye gezdirilir. Kan kaybından ve işkenceden öldüğüne emin olununca da Sinan’ın cansız bedeni bir hastane önüne atılır.

Aralarında Erdal Eren’in de bulunduğu yoldaşları, 2 Şubat’ta Sinan’ın öldürüldüğü yerde protesto gösterisi düzenler. Sıkıyönetim vardır, gösteriye askerler müdahale eder, çıkan çatışmada er Zekeriya Önge aldığı kurşun ile ölür. Çok sayıda genç gözaltına alınır, Erdal da aralarındadır ve eri öldürmekle suçlanır. Oysa Erdal’ın öldürdüğüne ilişkin somut delil yoktur, aksine Erdal’ın bulunduğu yer ile kurşunun yönü dikkate alındığında bu mümkün değildir.

Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Numaralı Askeri Mahkemesinde, üç celsede, adeta jet hızıyla, göstermelik bu yargılamada, avukatların ne keşif ne de Erdal’ın kemik yaşının belirlenmesi talepleri dikkate alınır. Zaten karar çoktan verilmiştir ve 2 Şubat’ta yakalanan Erdal, 19 Mart’taki üçüncü duruşmada idama mahkum edilir.
Mahkeme “yukarıdan gelen emir” ile hızlandırılmış ve karar çoktan verilmiştir. 17 yaşındaki Erdal kendisini yargılayanları yargılar adeta: “Türkiye’de ve dünyada görülmemiş bir yargılama usulüyle karşı karşıyayız. Bu davanın böylesine hızlı sonuçlandırılmak istenmesi, olay dahi anlaşılmadan yukarıdan gelen emirlerle çoktan verilmiş bir kararın formalitesini yerine getirdiğinizi gösterir. Benim hakkımdaki kararın üst düzeydeki sıkıyönetim komutanları tarafından verildiği o kadar açıktır ki normal hukuk usulleri dahi ayaklar altına alınmıştır.”

Bu arada, Amerikalıların “our boys”ları devreye girer ve 12 Eylül darbesi ülkenin üzerine bir karabasan gibi çöker. Faşist darbeci Kenan Evren’in sonradan sarf ettiği “Asmayalım da besleyelim mi” sözleri o dönemin yargısının özeti gibidir. 

Erdal Eren’in infazı 13 Aralık 1980’de, Denizlerin idamı gibi bir gece yarısı gerçekleştirilir. O dönem faşist darbecilerin iki dudağı arasından çıkan sözler doğrultusunda göstermelik yargılamalar ile 50 kişi idam edilir.
Erdal Eren’in idamı yoldaşları tarafından protesto edilir. Onlardan birisi de yine kendisi ile aynı yaşlardaki Ercan Koca’dır ve Erdal’ın idamına karşı pankart asarken gözaltına alınır, işkence edilerek 16 Aralık 1980’de öldürülür. Ölümüne de “kaçarken buzda ayağı kaydı düştü, kafasını çarptı” yalanı uydurur işkenceciler.

***

O dönemki yargı ile bugünkü yargı nasıl da birbirine benzer… Sıkıyönetim mahkemesinin Erdal Eren hakkında verdiği idam kararı temyizde, “delillerin yetersiz olduğu” gerekçesiyle bozulur. Ama tepeden gelen emirler doğrultusunda karar çoktan verilmiştir, ‘ilahlar’ kurban istemektedir. Ülkenin dört bir yanında, hatta uluslararası düzeyde yükselen tepkilere, delil yetersizliklerine rağmen idam kararı onaylanır.

Bugünün köşe taşlarını döşeyen faşist darbeciler iş başındadır ve 12 Eylül darbesi demokrasi düşmanı herkesi sevindirir. Patronlar darbeden nasıl mutlu olduklarını, tarihe de geçen “Bugüne kadar işçiler güldü, biraz da biz gülelim” sözü ile kanıtlar. Darbe, 24 Ocak kararlarının uygulamaya konulmasına zemin hazırlar. Baskı ve yasaklar, korku iklimi, idam cezaları, hızlı ve adaletsiz yargılamalar, yüz binlerce insan için hak ihlali, faili meçhul cinayetler, haksız kovuşturmalar…

Darbeciler Meclisi feshedip, sendikaları, dernek ve odaları hatta siyasi partileri kapatır. Denetimlerindeki yargı ile tam bir terör estirir, bırakın ‘adil’ yargılamayı, ağzını açan ağır hapis cezaları ile cezalandırılır. Erdal Eren’in idamı, hukukun, insan haklarının, adil yargılamanın ortadan kaldırılmasının da sembolüdür. Ve Erdal Eren’in yukarıda da alıntıladığımız, “(…)Benim hakkımdaki kararın üst düzeydeki sıkıyönetim komutanları tarafından verildiği o kadar açıktır ki normal hukuk usulleri dahi ayaklar altına alınmıştır” sözü sadece o dönemdeki yargıyı değil, darbecilerin yarattığı iklim ile büyüyen AKP iktidarının yargısının da özetidir adeta. 

“Asmayalım da besleyelim mi” diyen Kenan Evren’in sözleri ile AKP Genel Başkanı, partili Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Ben Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım o kadar ama onu kabul etmek durumunda değilim. Karara uymuyorum, saygı da duymuyorum", “Turpun büyüğü heybede…”, “Ben görevde olduğum sürece ne Selo içeriden çıkar…” sözleri nasıl da birbirlerini tamamlar niteliktedir.

Seçilmiş belediye başkanları, gazeteciler hatta sokak röportajında iktidarı eleştiren vatandaşlar bile artık cezaevindedir. Belediyelere, şirketlere, medya organlarına kayyım atanıp, 12 Eylül’ü de aratacak korku iklimi toplumun üzerinde estirilir.

F. Engels’in “Bütün tarih boyunca, günümüze dek şu ya da bu ölçüde yürürlükte kalmış olan yasalar, yalnızca sınıf egemenliğine ve sınıf sömürüsüne dayalı toplumsal ilişkileri korumuşlardır” sözü dün olduğu gibi bugünkü sistemin, yargının da özeti değil midir!
İşte bu iklimi, bu sistemi değiştirecek olan da milyonların gücü ve mücadelesinde yatmaktadır. Erdal Eren de bu mücadeleyi, o genç yaşında idam sehpasında haykırmıştır…

Sultan Özer

‘Asmayalım da besleyelim mi’den ‘Ben görevde olduğum sürece’ye!
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et