‘Bu düzen böyle sürdürülemez!’
Bu haftaki yazımı da asgari ücrete ve yeni rakamın belirlenmesine ayıracaktım. Ancak AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Meclis grup konuşmasındaki sözleri ve “Bu düzen böyle sürdürülemez” tespiti yazı konumu değiştirtti.
Demek ki, AKP’li Erdoğan’ın da doğru tespitleri varmış! Ne dedi Erdoğan bir bakalım: “… Aslolan esnafın, tüccarın emeklinin, emekçinin ne dediği ne hissettiğidir. Bu süreçte sadece rakamlara, oranlara bakmıyor; çarşıya, esnafa, tüccara, reel sektörün kalbinin attığı sanayi bölgemize de kulak veriyoruz. Dünya genelinde her 10 kişiden 1’i hâlâ aşırı yoksullukla mücadele ediyor. Dünyanın birçok ülkesine gittiğimizde şu ibretlik manzarayla sık sık karşılaşıyoruz. Bir yanda dünyanın en pahalı markalarıyla arzı endam eden bir avuç elit varken, diğer yanda günlük bir dolar gelirle hayata tutunmaya çalışan milyonları görüyoruz. Zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapan mevcut düzenin sürdürülebilir olmadığının altını her zeminde çiziyoruz.”
Her ne kadar bu eleştiri G20 ülkeleri için söylenmiş olsa da Türkiye’ye cuk oturuyor! Erdoğan’ın sözünü ettiği düzen kapitalist düzen… Bu düzenin Türkiye’deki mağdurları ise temel ihtiyaçlarını dahi karşılamakta zorlananlar, emekliler, asgari ücretliler, ücretiyle geçinmeye çalışanlar…
Yüksek enflasyon karşısında, asgari ücretin alım gücü hızla eriyor. Yeni rakam belirlendikten sonra bir ay ancak koruyabiliyor alım gücünü, ertesi ay eksiye düşmeye başlıyor. Bu kez asgari ücretli temmuz ayında artışa umut bağlamaya başlıyor, ancak o da boş çıkıyor.
Sadece temel gıda, kira, ulaşım masrafları ve arka arkaya gelen zamlar bile asgari ücreti eritirken, vatandaş çocuğunu okula aç göndermek ya da küçük yaşta eğitimden kopartıp sanayinin çarkları arasına terk etmek zorunda bırakılıyor.
Gelir adaletsizliğinin en keskin hissedildiği kesim ise emekliler. Büyük bir kısmı, açlık sınırının altındaki maaşlarla geçinmek zorunda kalan emekliler, yıllarca çalışıp katkı sağladıkları ülkelerinde iktidarlar tarafından “Bir an önce ölsün, çok uzun yaşıyorlar, sayıları artıyor” diye bakılan ‘fazlalıklar’ haline geldiler. Kirasını ödemekte, ilacını almakta, temel gıdaya ulaşmakta zorluk çeken emekliler ikinci bir işte çalışmaya, 75 yaşında inşaatın tepesinden düşerek ölmeye mahkum ediliyor.
***
Erdoğan’ın “sürdürülemezlik” tespiti tam da Türkiye’nin fotoğrafı aslında… Toplumun en önemli geleneklerindendir bir ziyarete giderken eli boş gitmemek… Bir düğüne, bir cenazeye, hasta ziyaretine ya da sade bir öğlen-akşam çayına dahi giderken eli boş gitmemek, küçük de olsa bir şey götürmek… Bu, sadece maddi bir alışveriş değil, bir dayanışma, saygı, sevgi, vefa göstergesidir de.
Ancak, başta sayıları milyonları bulan emekliler ile asgari ücretliler ya da onun bir tık üzerinden ücret alanlar öylesine büyük yoksulluk yaşıyor ki… Bırakın komşu, akraba, hasta ziyaretine eli dolu gitmeyi, market market, pazar pazar dolaşarak en ucuza ne alabileceğinin peşindeler. Akşam pazar artıkları arasında bir şey bulmaya çalışan, biraz daha zengin semtler ya da market yakınlarındaki çöpleri karıştıranlar giderek artıyor. Böyle olunca da vatandaşın ödü kopuyor bir ziyaret, düğün, nişan daveti alacak diye… Eli boş gidemeyeceğine göre, en kötüsünden davet edilmemeyi umuyor!
Sözün kısası, Erdoğan rakamları belirlerken çarşı pazar dolaştıklarını söylüyor ya, bırakın Erdoğan’ı, AKP’li hiçbir vekil, bürokrat, partili dolaşmıyor, dolaşamıyor… 23 yıllık AKP iktidarı vatandaşı, en köklü geleneklerini bile sürdüremez hale getirmiş durumda… Eli boş gitme utancı, insanları sevdiklerinden uzaklaştırıp, toplumsal ilişkileri zedelemeye, insanları büyük bir yalnızlığa da itiyor ister istemez. Herkes evlerinde kapalı, yan komşusuna bile gitmekten imtina eder hale getirilmiş…
***
Erdoğan’ın “sürdürülemez” dediği bu düzen kimin için sürdürülemez peki? Erdoğan’ın küresel çapta eleştirse de Türkiye’de de uyguladığı bu düzen, zenginlerin mal varlıklarının artış hızı ile dar gelirlilerin yoksullaşma hızı arasındaki makası her geçen gün daha da açıyor. Bağımsız araştırma kuruluşlarının raporları, ülkenin en zengin yüzde 1’lik kesiminin toplam gelirden aldığı payın arttığına, geniş bir kesimin ise borçlanarak ve temel ihtiyaçlarından kısıtlayarak yaşamını sürdürmeye çalıştığına işaret ediyor. Yani bu düzen yoksullar için sürdürülemez hale gelmiş durumda.
Ekmek ve Gül tarafından gündeme getirilen “Okullarda çocuklara bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemek” kampanyası yargıya taşınmıştı. Önceki gün Danıştayda görülen bu davada; Milli Eğitim Bakanlığı; “Devletin çocuklara okullarda verilecek zorunlu yemeğin mali imkanları gözeterek takdir yetkisi hakkı bulunmaktadır. Zorunlu yemek uygulaması mümkün değildir. Davanın reddi gerekmektedir” diyerek, davanın kapatılmasını istedi. İşte bu söylem, okula aç giden öğrencilerine bir öğün yemeği bile ‘mali imkan’ ile açıklarken, kaynakları patronlara aktaran bu sistem, ülkedeki adaletsizliğin geldiği noktayı ve bu sistemin kimler için sürdürülemez olduğunu da gösteriyor. Yeter ki o milyonlar bu düzenin kendileri için sürdürülemez olduğunu görüp, tercihini de bu doğrultuda verebilsin…
Evrensel'i Takip Et