Merak ediyorum
Bakan nasılsın?
Merak ediyorum, nasıl uyudun, nasıl uyandın? Nevresimin yüzde 100 pamuk mu, otellerdeki gibi kar beyaz mı? Pijamaların ütülü mü? Satenden mi keten mi? Sabah ilk iş kahve mi içtin yoksa mükellef bir kahvaltı olmazsa olmazın mı? Kahveni nasıl seviyorsun? Americano mu Türk mü? Sütlü mü şekerli mi sade mi? Yumurtanı iyice çırpıyorlar mı? Yoksa haşlanmışını mı tavsiye ediyor doktorun? Kahvaltıdan sonra tabağını tezgaha koyar mısın yoksa masada bırakır kalkar mısın? Hayatında hiç soğan doğramış mısın? Banyon geniştir herhalde, diş fırçan elektrikli olmalı. Sabahları bir bakım rutinin var mı? Tıraşını kendin mi olursun, her sabah berberine mi uğrarsın? Yere yalın ayak mı basarsın terlikli misin? Yerler de muhtemelen pırıl pırıldır. Evde bu temizlik işlerini kim yapıyor? Eğer bir yardımcı varsa çok merak ediyorum sigortası yatıyor mu? Tamdan mı?
Camları mesela kim siliyor? Ev kaçıncı katta? Müstakil mi dubleks mi rezidans mı? İş güvenliği var mı?
Hangi telefonu kullanıyorsun ne uygulamaları indirdin? Senin de arada oynadığın komik oyunlar var mı? Şekerleri patlatmalı, kelime bulmalı ya da belki okey 101 gibi online oyunlara merakın var mı? Telefona nasıl kaydettin sık arananları?
Sahi telefonu nasıl açarsın? Ailene canım der misin mesela ya da işle ilgiliyse buyur mu dersin efendim mi? Kaçıncı çalışta açıyorsun ortalama acaba?
Özel şoför vardır, aynaları filmli, kurşun geçirmez bir aracın arka koltuğunda alttan ısıtmalı halde seyahat ederken başını cama koyup uyur musun yoksa elindeki telefona mı bakarsın?
Belki de filmlerdeki gibi özel kalem yanındadır her daim.
Kimler aradı sordu iki üç gündür? Gülüşebildiniz mi konuşurken?
Şaka yapar mısın ki ara ara?
Sağlığınıza duacıyız dedin mi acaba?
Takviyelerini aldın mı vitamin, magnezyum, çinko, demir vesaire? Mide koruyucu da lazım. Doktor yazıyordur, biri alıp getiriyordur, biri hatırlatıyordur, başkası da içtiğinden emin oluyordur herhalde.
Vitamin falan çok pahalı bu sıralar.
Miden ekşiyordur belki ara ara. Normal bu yaşlarda. Nasıl beslenme düzenin?
Ara öğünlerin var mı? Protein mi ağırlıklı? Serotonin salgılatıyor mu yediklerin?
Kim dikiyor takımlarını? Mesai saatlerinde terziye gidip ölçü vermek kolay olmamalı.
Bir kere gidince aynı ölçüden dikip dikip eve yollatıyordur herhalde. Kışlık kumaşlar yüzde 100 yün mü kaşmir mi?
Ayakkabı denenmeden alınmaz, nereden hangi ara alınıyor sahi?
Dizi izliyor musun bizim gibi akşamları? Hangisini?
Mandalina soyanın var mı geceleri?
Çocukların varmış, güzel okullar okuyorlarmış, dereceler almışlar yarışmalarda, sınavlarda. Gururlusundur da.
Sizinle birlikte mi yaşıyorlar? Akşam yemeklerinde soruyor musun onlara “Nasıl geçti günün?” diye.
Anlatıyorlar mı okul nasıldı, arkadaşlarıyla nasıl araları? Eve gelip gidiyor mu arkadaşları? Yatılı misafirlik seviyorlar mı?
Gençler sever öyle samimi ortamları.
Tatil planları var mı? Okullar kapanınca bir yere gidecekler mi? Merak ederler mi dış düvelleri? Hangi şehirleri severler?
Yemek seçerler mi? Akşamları odalarına mı kapanırlar salonda beraber otururlar mı? Birbirleriyle iyi geçinirler mi yoksa her kardeş gibi kendi içlerinde çatışırlar mı?
Merak ediyorum nasıl yaşanıyor 11 ayda 85 genç can vermişken, bu ölümleri kaldıramayan gençler protesto ettiği için tutuklanmışken, bir milyondan fazla ana-baba evladı asgari ücretin üçte birine gençliğini satmak zorunda bırakılmış ve ölümle burun buruna çalışmaya mecbur kalmışken hayat nasıl gidiyor çok merak ediyorum.
Gençlik anılarını merak ediyorum; insan ne yaşamış olabilir de bunu yaşatabilir milyondan fazla gence?
Kendi evladı olan biri, bir başka ana kuzusunu nasıl yollar ağır makineler arasına? Ergenler daha, eller ayaklar oransız büyüyor, bir anda boya gidiyorlar, farkında olmuyorlar, ciltlerini sivilce basıyor, moralleri bozuluyor, sakallar tek tük çıkınca köse miyim endişesi oluyor, kızlar göğüsleri belirince kambur durmaya başlıyor, sonra alışıyorlar ve başlıyor endişeleri: Memelerim büyük mü olacak küçük mü kalacak? Günlük bakım rutini videoları izliyorlar, ciltleri ünlüler gibi pırıl pırıl olsun diliyorlar. Bir neşeli bir öfkeliler, hiç gülmüyorlarsa sorun var demek hiç sinirlenmiyorlarsa da. Delikanlı denmesi tesadüf değil, nabızları büyük atıyor.
Canları aşk çekiyor, yaramazlık çekiyor, içlerinde isyan var, kişilikleri gelişmeye çalışıyor. Anneleri onlara baktığında zıbınlı hallerini hatırladığından oturmamış koca sesleri ile sinirlenseler bile tutup tutup öpüyor. Çocuğa isim koymak zor iş bilirsin, ana rahmine düştüğü gün düşünmeye başlarsın. Bir ömür o isimle çığıracaksın sonuçta.
Ağzına oturuyor mu, içine siniyor mu; insan daha bebek ana karnındayken başlıyor aklından geçen isimle ünlemeye. Eren, Arda, Nursefa, Sedat, Yakup, Yağız, Efe, Ulaş, Yunus...
Hiç düşünüyor musun isimlerini koyarken ne hayal etti aileleri? Nasıl bir yaşam düşledi onlar için?
Ölen çocukların ailelerinin mezar taşı için isim verdiği ana kendini koyabildin mi hiç? Tüm dünyanın hemfikir olduğu en büyük acıdır evlat acısı. Bu yüzdendir sıralı ölüm dilemek adeti.
Bu devasa, bu havsalaya sığmayan acıda, en ufak bir payı olan bile nasıl devam eder yaşamaya merak ediyorum.
Bir çocuk öldüğünde istem dışı kendi evladının başını koklayarak öpüp gözyaşını içine atan milyonlarca ana baba gibi, bu acıya şahitlikle yaşamakta zorlanan milyonlar gibi, çocuğu tutuklandığında gerçekten soğuk mu cezaevi, yemek yiyebilecek mi, ilaçlarını verecekler mi diye yemeden içmeden kesilen aileler gibi, mezar taşında doğum yılı 2008, 2010 gördüğünde nefesi kesilenler gibi, bir yandan buz kesen biz yandan içi har yananlar gibi ben de merak ediyorum:
Dün gece mesela akşam yemeğini yiyip uyuyabildin mi?
Biz kalanlar, tanımıyoruz senin gibisini. Bütün merak bundan.
Evrensel'i Takip Et