5 Aralık 2025 06:03

Her yaşam, insanın kendine yaptığı yolculuktur derler, doğru söylerler. Yaşam boyunca kendimize doğru yol alırız, kendimizi ararız. Ya buluruz ya bulmayız, orası kimseye garanti edilmiş değil, ama ararız.

Ernst Bloch, “kendimize giden yol hiçbir yerde dar değildir” diyor. Sonuçta insan varoluşu zengin, yaşam deneyimleri engin, neden daralsın ki? Yine de daralır gibi olduğunda genişletenler hep olur, hep bir yerlerden çıkar gelir o birileri. Bu ya aileden biridir, ya okulda öğretmen/üniversitede hocadır ya da peşine takıldığınız, eskilerin deyimiyle “tilmizi” olduğunuz bir ustadır.

Ya da arkadaşlardır. Hatta çoğunlukla da arkadaşlardır. Çünkü arkadaşlar kendimize giden o yolun yoldaşlarıdırlar, yaşam yolunu onlarla birlikte yürürüz. Yalnız doğar ve yalnız ölürüz, ama bu aralıkta arkadaşlarımızla beraberizdir.

Geçen yıl bugün aramızdan ayrılan Tevfik Taş, arkadaşımdı. Tevfik’le 1993 yılında Evrensel Kültür dergisinde tanışmıştık. O 31, ben 23 yaşındaydım. 62’sinde bizi terk etti. Böylece yaşam yolunu bir müddet birlikte yürümüş olduk. Yolumu genişletenlerdendi.

Karşılıklı birbirinin iyiliğini istemek, birbirine iyilik dilemek arkadaşlığın şânındandır. Onu zaten yaptık. Asıl önemli olan, hani “arkadaşın malı ortak maldır” denir ya, hatta daha güzeli “arkadaşlara her şey ortaktır” ya… Şimdi düşünüyorum: Bize ortak olan şey neydi?

Bunun cevabı Evrensel Kültür yıllarında yatıyor.

90’lı yıllar… Derginin, o zamanlar Nuray’a (Sancar’a) Loreena McKennitt yazısı yazdıracak kadar müzikle dolup taşan İstiklâl Caddesi’ndeki, Aznavur Pasajı altıncı kattaki ofisi, yazı atölyesi gibiydi. Aydın usta (Çubukçu), bize yazmayı öğretiyordu. Ben o ayki yazıyı çıkarmak için kitaptan kitaba zıplarken, Meral (Gündoğdu) sigara üstüne sigara yakıp Acı Çikolata’nın film uyarlamasına ilişkin yazısını heyecanla gözden geçirirken, Tevfik Halkın Kurtuluşu’ndan gelen yazı deneyiminin rahatlığıyla gür kabarık saçlarını kaşıyarak (saçları meşhurdur zaten; “gümrah” kelimesini öğrenince, “Hah!” demiştim, “Tevfik’in saçlarını tam tamına anlatacak kelime budur işte”) …gür kabarık saçlarını kaşıyarak ortalıkta dolaşırdı.

Evrensel Kültür, Aralık 1991’deki ilk sayısından Ekim 2016’da “kanun hükmünde kararname” ile kapatılana kadar, 25 yıl boyunca, yalnızca bir dergi değil, bir okul olarak, insan yetiştiren, yazar yetiştiren bir okul olarak çalıştı. Üretim atölyesiydi adeta. Konu üreten, bakış açısı üreten, yazı, şiir, öykü, resim üreten bir atölye. “Solitudo musis amica” yani “Yalnızlık ilham perisinin dostudur” der Orta Çağ’dan kalma klasik bir söz. İşte o atölye için geçerli değildi bu. Bizim ilham perimiz bir arada olmaktı. Biz Tevfik’le, öğrenilmeye, sorulmaya, cevaplandırılmaya değer her şeyi öğrenmeye, sormaya, cevaplamaya çalıştık orada. Bize ortak olan şey işte buydu.

Aramızdan ayrılana kadar Tevfik’le hemen her yazımız, kitabımız üzerine konuştuk, tartıştık. Bugünlere öyle geldik.

İnsanın geleceği kısmet olarak gelmez; herkes, yol boyunca toplayıp taşıdığıyla, kendinde olanla gelip girer onun içine. Aznavur Pasajı altıncı kattaki atölyenin emekçileri için, Tevfik için, Nuray için, Meral için, benim için de bu böyle oldu. Atölyenin emekçileri, Aydın Usta’nın ifadesiyle, “Hâlâ o günlerin üzerinde yürüyor; herkes oradan payına düşeni aldı, verebildiğini de verdi”.

Hele ki Tevfik! O kadar çok verdi ki!

Bir yazı emekçisi olarak, sınıfının insanı olarak üretti. Kendisini hep ateşli ve eksiksiz bir samimiyetle Türkiye işçi sınıfının hizmetkârı olarak gördü. Türkiye kapitalizmi tarafından adam yerine konulmadığı zahmet edilip kendisinden saklanılmayacak kadar aşağı sayılagelmiş bir sınıfı o baş tacı etti. Coğrafyasıyla birlikte sevdi bu halkı. Anadolu’su ve Trakya’sıyla, Türkiye’siz bir Tevfik Taş şiiri, Tevfik Taş yazısı düşünülemez. Tevfik’in nesri de manzumu da Türkiye’nin taşlı ve kızgın toprağının binyıllardır içine çektiği acıyı taşımayan her şeyi silip atar, barındırmazdı. O yüzden, yazarken, konuşurken asla tarafsız değildi. “Taraf tutamayan susmalıdır” zaten.

Fakat şunu da söylemeli ki, Tevfik, estetik üretime doğrudan yansıtıldığında sahtekârlıktan başka bir şey olmayan salt politik söyleme kendini kaptırmayacak kadar incelikli biriydi. Böyle olmakla birlikte, yazı ve şiirlerinde varolan politik ve toplumsal protesto da pek çok şair ve yazara sonsuza dek yeter.

Çok erken bırakıp gitti. Yaşlı değildi. Yaşamdan usanacak kadar vakti olmadı. Ama ömrünün son günlerini yaşamdan vazgeçmiş gibi yaşadı. Öğrenilmeye, sorulmaya, cevaplandırılmaya değer her şeyi öğrenmeye, sormaya, cevaplamaya çalışan herkes gibi bu dünyada bir amacı vardı. Zihninin devrimci enerjisi “Birçok işler yapacağım, ölmeyeceğim!” der gibiydi. Ama geçirdiği felç ve sonrasındaki sağlık sorunları nedeniyle olsa gerek, o talihsiz günden sonra artık bütün ödevi sanki, çok da önemseneceğine inanmamakla beraber, ne yapıp edip bir an evvel ölmekti.

Güya arkadaşıyız. Yolunu genişletemedik.

Göksel Aymaz

Tevfik Taş'ın yolu
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et