Asgari ücret, azami yoksulluk!
Türk-İş, yapısına itiraz ettiği Asgari Ücret Tespit Komisyonuna (AÜTK) bu haliyle katılmayacağını ilan etmişti. Bu kararında ısrarlı. Ama öte yandan da komisyonun yapısının değişmesi ya da önerilerinin gereğinin yapılması için adım da atmıyor. Sadece söylem.
Yapısına itiraz ediyorsan, değişmesini istiyorsan yapılması gereken milyonlarca asgari ücretliyi mücadeleye, sokağa çağırmak. Ama Türk-İş ne yapıyor, “Asgari ücretli benim üyem değil” diyor.
Türk-İş komisyon için, “1 artı 5 artı; çalışma genel müdürü başkanlığında 5 işçi, 5 işveren temsilcisi olsun” önerisini konuşuyor. Ama dediğimiz gibi sadece konuşuyor, sadece söylem. Komisyon yapısının demokratikleşmesi için çıkıp açık açık “Şunu öneriyorum, bunun için mücadele vereceğim, haydi asgari ücretliler önerilerimizin hayata geçmesi için mücadeleye” demiyor!
Türk-İş’in kendi aylık gıda harcaması verileri bile asgari ücretin nasıl yerlerde süründüğünü gözler önüne seriyor. Türk-İş verilerine göre kasım ayında açlık sınırı 29 bin 827 TL’ye, yoksulluk sınırı ise 97 bin 159 TL’ye yükseldi. Peki o dönem asgari ücret ne kadar?
Sadece 22 bin 104.67 lira.
Asgari ücretin belirlendiği AÜTK toplantılarının sadece 6’sında rakamlar oy birliği ile belirlenmiş. 5’inde işverenin muhalefetine rağmen, kalan yıllarda ise işveren-iktidar oyları ile belirlenmiş rakamlar: 1993, 1997, 1998, 2007, 2011 ve 2018’de oy birliği, 1991, 1996, 1999, 2003 ve 2015 yıllarında işverenin muhalefetine karşı oy çokluğu ile diğer yıllarda ise hep işveren-iktidar oy çokluğu ile belirlenmiş asgari ücret rakamları. Yani AKP’li 23 yılda 16 kez iktidar işveren ile birlikte belirlemiş asgari ücret rakamını, Türk-İş ya son toplantıya katılmamış ya da muhalefet etmiş.
Demem o ki, komisyonun yapısı on yıllardır böyle iken, Türk-İş’in komisyonun yapısına itiraz ederek komisyona katılmayacağını ilan etmesi kaçak güreşmektir. Öneri getirip, bu önerinin kabul edilmesi yönünde mücadele etmezsen ki, elinin altında bir çağrın ile sokaklara dökülecek milyonlarca asgari ücretli var, hiçbir önerin de dikkate alınmaz!
***
Asgari ücret için Anayasa’nın 55. maddesi, “Ücrette adalet sağlanması” başlığı altında: “Ücret emeğin karşılığıdır. Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır. Asgari ücretin tespiti sırasında, çalışanların geçim şartları ile ülkenin ekonomik durumu da göz önünde bulundurulur” diyor.
Devletin görevinin, çalışanların insanca yaşayabileceği adaletli bir ücret politikası oluşturmak olduğuna vurgu yapılıyor. Her ne kadar ücret tespit edilirken, “Geçim şartları (yani yaşam maliyeti, enflasyon) ve ülke ekonomisinin durumu dikkate alınmalıdır” gibi kriterleri getirse de “adaletli” bir ücret olması gerektiği de ifade ediliyor.
Peki, işine geldiğinde “anayasa” diyen, işine gelmediğinde “Bu Anayasa’ya uymak, AYM kararlarını uygulamak zorunda değilim” diyen bir iktidar asgari ücret konusunda Anayasa’yı dikkat alır mı? Almadığı ortada.
AÜTK, TÜİK’in hazırladığı “bekar bir işçinin yaşam maliyeti” raporunu temel alıyor. Bu nedenle, ücret belirlenirken eş veya çocuk gibi aile fertleri hesaba katılmıyor. Oysa yukarıda da vurguladığımız Anayasa maddesi, devletin “Çalışanların yaptıkları işe uygun, adaletli bir ücret elde etmeleri” için gerekli önlemleri almasını emrediyor. Bu madde, “geçim şartlarını” gözetme yükümlülüğünü de içeriyor. Ancak “geçim şartı” kavramı, yıllardır iktidarların işine geldiği gibi dar yorumlanıyor.
Aslında asgari ücret, adından da anlaşılacağı gibi, en düşük ücret olarak tanımlanıyor. Bir ölçü: Kimsenin bu rakamın altında çalıştırılmaması için konulmuş bir taban ücret. Fakat bugün, 2025’ler Türkiye’sinde bu “taban” ortalama ücrete dönüşmüş durumda. Özel sektörde çalışanların yarısından fazlası, kamuda taşeron işçiler, genç mezunlar, hatta beyaz yakalı olarak tanımlanan kesimin bile bir kısmı artık asgari ücret bandında ya da biraz üzerinde maaş/ücret alıyor.
DİSK-AR’ın 2024 araştırmasına göre ücretlilerin yüzde 65’i asgari ücret ya da biraz üzerinde maaş alıyor. Yani “asgari ücretli” kavramı, artık çalışanların çoğunluğunu tanımlar hale gelmiş durumda.
***
2026 yılı bütçesi komisyonda görüşülüyor. Önümüzdeki haftadan itibaren de Meclis Genel Kuruluna inecek. Aynı dönem AÜTK de toplanarak 2026 yılı asgari ücret rakamını belirleyecek. Yeni asgari ücretin rakamı üzerinden neredeyse toto oynanıyor medya üzerinden. Milyonlarca asgari ücretlinin dışında, başta JP Morgan, Morgan Stanley, IMF gibi uluslararası kuruluşlar herkes bir şey söylüyor. Konuşulan rakamlar yüzde 20-25 bandında.
Bakmayın rakamların eski yıllara göre daha yüksek olduğuna, alım gücü gittikçe küçüldü. Öyle ki sık sık çay-simit hesabı yapan Erdoğan bile bundan vazgeçti. Nominal olarak yüksek gözüken bugünkü asgari ücret, bırakın üç beş yıl öncesini, alım gücü bakımından ’90’lı yılların bile gerisinde.
1998’de bir asgari ücretle yaklaşık 100 kilo ekmek, 70 litre benzin alınabiliyordu. Bugün aynı sepet için iki, hatta üç maaş gerekiyor. Yani ücret artıyor ama alım gücü yani geçim küçülüyor.
Asgari ücretliler “Rakam büyüyor ama market poşeti küçülüyor. Eskiden maaşla eve eşya alınırdı, şimdi marketten çıkamıyoruz”, “AKP’nin en iyi yaptığı şey çalışanları ‘Yoksullukta eşitlemek’ oldu” diyorlar.
Evrensel'i Takip Et