29 Kasım 2025 06:07

Zehir ruleti, yavaş ölümler, günlük zehirlenmeler

Birçok dildeki etimolojisi “zehir”in aslında nötr bir kökten geldiğini gösteriyor. O her ne ise, şifa mı zarar mı verebileceğini belirleyense doz. Zehre dair kadim anlatılar, farklı mitolojiler de iyileştirmekle can alıvermenin aralığındaki o sayısız ihtimalle zenginleşmiş.

Kelime olarak zehrin şifalı tesirinden tamamen uzaklaşıp gizli saklıyı, bedensel çöküşü, velhasıl ölümü çağrıştırması zaman içinde olacak. “Zehirlenmek” tarihte hiç iyi bir hâl için kullanılmamış gibi.

*

Kültür tarihi içinde düşünürken gittikçe kötücüle evrilen anlamın muktedirler tarafından kullanılışına en iyi örnek Orta Çağ'da “cadılaştırılan” kadınlar olmalı. Doğanın kitabında bilge, bu bilgiyle özgür ve güçlü figürler olan kadınların, özellikle de bazıları köylü isyanlarının parçası olmaya başladıktan sonra nasıl tehlike haline geldiğini, yakılarak, asılarak tarihten silinmeye çalışıldıklarını biliyoruz. O “zehirli” kadınlar kapitalizmin feodalizmden emdiği cinsiyetçi öz suyu hatırlatıyor hâlâ.

*

Her şey doza bağlı demiştik, üretilen parfümün formülündeki uçucuları ve çözücüleri ansızın toksik etki yaymaya iten terkip değil, bu katliamın bütünü bir zehirlenmeyi çağrıştırıyordu. Birkaç hafta önce Dilovası'nda bir parfüm fabrikasında altı işçinin ölümüne neden olan yangın, her iş cinayeti gibi bu sistemin zehirli formülüyle imal edilmişti. Kötü ve riskli çalışma koşulları, hiçe sayılan iş güvenliği, denetimsizlik, çocuk işçi çalıştırma, defalarca şikayet edilmesine rağmen resmi kurumların duyarsızlığı. Duyarsızlık hafif uçucu bir tanım gibi bile kalıyor; burada sermayeden, kârdan yana kullanılan açık bir tercih var. Formül bu.

*

Kapitalizmin bu toksik formülü, belli koşullar altında aynı sonucu veren bir laboratuvar deneyi gibi farklı sektörlerde ve coğrafyalarda kamu yararına uzak, sermayeye yakın her ne ise onu üretmeyi başarır. Bir endüstri merkezi olan Dilovası, bu işçi katliamıyla gündeme geldiğinde kafamın içinde ansızın karanlık bir tekerleme uçuştu: “Annelerin ilk sütünde ve bebeklerin ilk kakalarında ağır metaller ve eser elementler”. O dönem Kocaeli Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı olan Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, Dilovası'ndaki sanayileşmenin halkı nasıl “zehirlediğini” verilerle ortaya koyduğu 2011'de panik yaratmakla suçlanmış, “şarlatan” olarak nitelendirilmiş, yargılanmıştı. Devletin, hükümetlerin sermayeden yana tuttukları yolu gösterdiği kadar, akademinin, bilimin ticarileşmesini, zaten bu ikisinin de aynı formüle dayandığını kanıtlar gibiydi bu hadise.

*

“Kapitalizm Kıskacında Doğa, Toplum ve Bilim”, Onur Hamzaoğlu'nun o dönem yaşadıklarını tam da bu perspektifle, bir sistem zehri olarak ele alan bir kitap. Burada, kendisi de hekim olan Cem Terzi muktedirlerin “istemediği” bilgiyi üreten, paylaşan bilim insanlarına tarihten örnek verirken 1992’de ölen Irving Selikoff'un hikâyesini anlatıyordu. Selikoff bugün hâlâ zehirli sonuçlarıyla uğraştığımız asbeste dair ilk bilimsel çalışmaları 1960'larda yapan kişi. Yükselen asbest endüstrisinin pompaladığı aleyhindeki kampanya, halkta gereksiz panik yaratma suçlamasına, derken hiç şaşırmayacağımız biçimde diplomasının geçersiz olduğuna varan karalamalara yol açmıştı.

*

Kitapta İnci Gökmen aynı baskıyı 1986'da Çernobil Nükleer Santrali'ndeki patlamanın Türkiye'ye etkisini paylaşan bilim insanları üzerinden anlatıyor, çünkü kendisi de çaydaki radyoaktiviteyi kanıtlayan ve sonra yasaklanan ODTÜ Raporu'nu hazırlayanlardan biri. Bu yazıyı bugün okuyunca akıllarda kalan Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral dışında, Özal'ın, Mesut Yılmaz'ın ve tabii medyanın bu “radyasyon çayın demine geçmez” kampanyasında nasıl cansiperane yer aldığı görülüyor. Kenan Evren'in özel şoförüyle kendi çayını ODTÜ'ye teste yollaması ve çayda 5000 Bekerel/kg düzeyinde sezyum tespit edilmesi tuhaf ama manidar bir detay olarak kayıtlara geçsin.

*

Heinrich Böll Stiftung Derneği'nin hazırladığı “Tarımda Kullanılan Zehirler Hakkında Gerçekler ve Rakamlar: Pestisit Atlası”, dünyada her yıl 385 milyon civarı pestisit zehirlenmesi yaşandığını, 11 bin kişinin de pestisit kaynaklı zehirlenmeler sonucu öldüğünü söylüyor.

Pestisitle kalp, akciğer ya da böbrek yetmezliğinin, parkinson, lösemi, akciğer ve meme kanserinin, tip2diyabet, astım, alerji, obezite ve hormon bozukluklarının artışının bir ilgisi var.

*

Dört kişilik bir aileyi yok edenin otelin kullandığı zehir olduğu ortaya çıktı, fosfin. Önce içlerindeki en küçük, üç yaşındaki Masal Böcek ölmüş. Ne isim ama. 21. yüzyıldan kalma bir kıssa gibi, böcek zehri yüzünden hayattan silinen Böcek ailesi yediklerinden de zehirlenmiş olabilirdi. Hemen arkalarından zehirlenen evde tavuk yiyen bir aile gibi, devletin yurtlarında kalan 70, bir liseden 40, bir ortaokuldan 12 öğrenci gibi, cezaevindeki 120 kişi gibi, aynı restoranlarda yiyen yüzlercesi gibi. Ekonomik krizin derinleşmesi ve tercih edilmiş bu yoksullaştırılma politikası güvenli gıdayı, sağlıklı beslenmeyi, aslında açıkça yediğinden dolayı ölmemeyi üst orta sınıfa mahsus bir imtiyaza döndürüyor. Gerisi için öyle restoranlarda değil, evde dahi yemek, bir kumar masasında yeniyor.

*

Bir başka Bağlantılar'a kanca atalım: O her ne ise, “ecel” sermayenin elindedir. Çağın yavaşça öldüren zehirlerini de ekleyince eceliyle ölmek artık zenginlere mahsustur.

*

Kapitalist üretim biçiminin ciğerimize çektiğimiz havaya, içtiğimiz suya, toprağa saldığı zehirler, tarım zehirleri, ağır metaller, gıdalara eklenen katkı maddeleri hepsi bir araya geldiğinde bir zehir ruleti dönüyor hayatlarımızda. Her birimizin ölüp de otopsi yapılmasına gerek olmaksızın açık,  zehirlediği müddetçe var olabilen bir sistemde yaşadığımız. Tüm bunları bu denli kanıksayışımız da yavaş tesirli başka toksik bir gazdan mı?

 

Not: Emel Yuvayapan, Erkin Başer ve Cem Terzi tarafından hazırlanan “Kapitalizm Kıskacında Doğa, Toplum ve Bilim- Onur Hamzaoğlu Olayı” Yordam Kitap'tan çıkmıştı.

Pınar Öğünç

Zehir ruleti, yavaş ölümler, günlük zehirlenmeler
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et