22 Kasım 2025 06:05

Kurgu, bir fikri alıp enine boyuna irdelemek için iyi bir araçtır. Bu irdeleme eyleminin önemli bir formu 16. yüzyılda Thomas Moore’un “olmayan” anlamına gelen “ou-” ile “yer” anlamına gelen “topos” kelimelerini yeni kitabı için birleştirmesi ile ortaya çıktı: Bir cumhuriyetin en iyi hali ve yeni ada Ütopya üzerine… Var olmayan yerlerin var olamayacak muhteşemlikteki koşulları hem günceli hem geleceği tartışmak için harika bir olanaktı. Hayali en iyi yönetim ve şartları tartışan fikri ütopyaların varlığı fikri zıddının da varlığını gerektirecekti: En kötü yönetim ve şartlara sahip hayali ülkeler. Bu var olmayan ülkeler “distopya” adını aldı.

Distopyalar, yazarlar için hem günceli hem de geleceği tartışmanın araçlarıydı. Jules Verne’in yayıncısı tarafından fazla kötümser bulunduğu için 130 yıl boyunca basılmayı bekleyen son romanı 20. Yüzyılda Paris, o dönemde hızla gelişmekte olan teknolojinin olası etkilerini kültür ve sanatın gerileyerek kaybolduğu bir tekno uygarlık üzerinden tartışıyordu. Karel Čapek’in robot kelimesini de dünyaya kazandıran tiyatro oyunu Rossum’un Evrensel Robotları, insanlığın geleceğinin yanı sıra üretim ilişkilerini de tartışıyordu. Ray Bradbury’nin Fahrenheit 451’i McCarthy döneminin baskı ve sansür tartışmalarından damıtılıp gelmişti. Kurt Vonnegut’un Player Piano’su o dönemin otomasyon tartışmaları ve bunun yarattığı sınıfsal çelişkilerden besleniyordu. William Gibson’ın Neuromancer ile başlayan Sprawl Üçlemesi ’70’ler ve ’80’lerin teknolojik ve ekonomik gelişmelerinin karanlık bir aynadaki yansımasıydı.

Köklerini gerçeklikten alan bu kurgusal karanlık dünyaların yazılmalarının üzerinden zaman geçtikçe çeşitli yönleri ile gerçekliğimize yakınsaması tesadüf değil. Distopyalar insanlığın kendini uçurumdan aşağı yuvarlayabileceği olası senaryolara odaklanıyor. Bu senaryolar epey öngörülü uyarılar aynı zamanda. Kapitalizm ise tek tek bu senaryoları hayata geçirmeyi başarıyor. Bugüne kadar okuduğunuz, izlediğiniz distopyaları şöyle bir aklınızdan geçirin. Hangi karanlık senaryolar çoktan hayatımıza girdi? Atom bombası (H.G. Wells), devletler ve şirketlerin gözetimi (Philip K. Dick), siber savaş (William Gibson), hükümet sansürü (Ray Bradbury), suç ön bilicilik (Philip K. Dick)…

Dönüp dolaşıp The Onion yazarlarından Alex Blechman’ın Azap Ağı gönderisine geliyoruz:

Bilim kurgu yazarı: Kitabımda Azap Ağı’nı bir uyarı olarak icat ettim.

Teknoloji Şirketi: Sonunda klasik bilim kurgu eseri “Azap Ağı’nı Yaratmayın”daki Azap Ağı’nı yaratmayı başardık.

Distopyalar günümüz kapitalizminin insanlığı içine sokabileceği tehlikelere işaret etmesi açısından önemli araçlar. Ancak bu araçlar çoğunlukla “Bu yola sapmayın” demenin ötesinde bu tehlikelerden bir çıkış kılavuzu sunamıyor. Kimi bireysel kurtuluş hikayeleri anlatıyor kimi ise bireysel trajedi. Öte yanda ise yaşadığımız gerçeklik distopyalaşıyor. Distopyalaşan hayatımızda sıkılmayalım diye bize daha fazla distopya senaryosu sunulması da distopyanın ironik bir parçası.

Ütopyalar feodalizm çözülürken bir sınıf olarak yeni ortaya çıkmakta olan genç burjuvazinin yeni dünyadan umutlu iyimserliği ile doğmuş, sanayi devriminde büyümüştü. Kapitalizmin gelişmesi, iki dünya savaşı, atom bombası ve soğuk savaş ile yerlerini distopyalara bıraktılar. Distopyaların hemen her biri önümüzdeki olası geleceklere cesurca itirazlardı. Ancak o olası geleceklerin çoğu da geldi çattı. Teknolojik gözetim, eşitsizlikler, otoriterleşme, iklim krizi gibi her biri bir distopyanın konusu olabilecek temalar insanlığın artık rutini. Distopyalar tükendi, tükeniyor. Ütopyacıların umutluluğu ile distopyacıların cesaretini birleştiren yeni hikayelere ihtiyacımız var.

İsmail Gökhan Bayram

Distopyalar tükenirken
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et