TMMOB İKK’lerden barışın inşası
Bugün 15 Kasım 2025 tarihinde Mardin’de düzenlenen “Savaş Politikalarına Karşı Barışın Toplumsal İnşası” panelinden söz etmek istiyorum.
Mardin Eczacılar Odası Konferans Salonu’nda gerçekleşen ve tüm gün süren panel, TMMOB’ye bağlı dokuz ayrı İl Koordinasyon Kurulunun (İKK) çağrısı ile oldu.
*
Bilmeyenler varsa, TMMOB’nin açılımı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği. 1954 yılında kurulan ve tüzel bir kişiliğe sahip olan kurum, Türkiye sınırları içindeki mühendis, mimar ve şehir plancı odalarını kapsayan düşey bir örgütlenme.
Halen 24 oda, bu odalara bağlı 213 şube ve 50 il/ilçe koordinasyon kurulu ile, 108 farklı disiplinden üyeleri içeriyor. TMMOB’nin internet sayfasından farklı disiplinlerdeki yayınlara, raporlara vb. erişmek mümkün.
Her ildeki farklı meslek gruplarını bir araya getiren İl Koordinasyon Kurulları ise, kent/ekosistemdeki yaşamsal konulara kolektif bilgi üretme, bilgiyi toplumsallaştırma gibi işleri yürütüyor. Örneğin bu yazının derdi ile alakalı olarak, Amed İKK’nin 2015-16 tarihli “Yıkılan Kentler Raporu” bu bölgedeki yıkımları çok açık bir şekilde gösteriyor.
15 Kasım’daki barışın toplumsal inşası amaçlı etkinliği ise, bu yapılanmanın sırasıyla Adıyaman, Amed, Batman, Bingöl, Dersim, Mardin, Siirt, Urfa ve Van İl Koordinasyon Kurulları organize etti.
Bir diğer deyişle, yazının görselinde yer alan ve ağzında zeytin dalı taşıyan barış güvercininin rengarenk kanatları, toplumsal çatışmalar ve yıkımlardan ziyadesiyle zarar gören bu illeri halka halka bir araya getirmiş.
*
Etkinliğin raporu ve bir sonuç bildirgesi, paneli düzenleyen meslektaşlarım tarafından hazırlanmakta olduğu için, ben burada kısaca panelin davet metninden birkaç alıntı yapmakla yetineceğim. İleride rapor ve sonuç bildirgesine de yine yer vermek üzere, bu aşamada panelin ön sözünü yaygınlaştırmaya katkı yapmak istiyorum.
Savaşın yarattığı çok katmanlı yıkım
Savaş yalnızca cephelerde yürütülen silahlı bir çatışma değildir. Kent planlarında, orman yangınlarında, güvenlik barajlarında, bütçe kalemlerinde, kayyım politikalarında, zorla yerinden edilmede ve kuralsız madencilik faaliyetlerinde de sürmektedir. Mühendislik, mimarlık ve şehir planlama disiplinleri bu çatışmalı sürecin yalnızca fiziksel sonuçlarını yaşamamaktadır. Bu savaşın ekolojik, ekonomik, teknik, toplumsal ve mekânsal boyutlarıyla doğrudan karşı karşıyadır.
Meslek alanlarının tahribatı
Bu süreç, mühendislik hizmetlerinin rant ve güvenlik eksenli biçimde yeniden kurgulanmasına, meslek disiplinlerinin kamusal hizmetten koparılmasına neden olmaktadır.
Kentler ve doğa ile birlikte teknik bilgi, planlama hakkı, su hakkı, kent hakkı, kamu yararı ilkesi ve meslek etiği de tahrip edilmektedir. Mühendis, mimar ve şehir plancıları bu koşullar altında mesleklerini kamusal fayda yönünde icra edememektedir.
Kayyım rejimi: Yerel bilginin ve kamusal hizmetin gaspı
Kayyım rejimi, kentlerin iradesini yok sayan, yerel bilgiyi ve ekolojik duyarlılığı dışlayan bir yönetim biçimidir. Atanan kayyımlar, planlama süreçlerini kapalı kapılar ardında yürütmekte, meslek örgütlerini devre dışı bırakmakta, kentleri piyasa mantığı ve güvenlik politikalarıyla yönetmektedir.
Teknik hizmetler kamu yararından koparılmış, halkın katılımı ortadan kaldırılmıştır. Mühendislerin ve plancıların bilgi üretimi, merkezi otoritenin onayına bağlanmış, yerel demokrasinin temeli olan halk iradesi yok edilmiştir. Bu durum yönetimsel bir kriz olmasının ötesindedir. Bu durum, kentlerin, kırsalın ve doğanın sermaye çıkarları doğrultusunda tasfiyesi anlamına gelmektedir.
Mimar, mühendis ve şehir plancıları neden barışı savunmalı?
Bugün bölgede altyapı çökmüş, su ve enerji hizmetleri kesintiye uğramış, genç mühendisler ise geçim ve çalışma koşullarının yokluğu nedeniyle göçe zorlanmıştır. Bu tablo ekonomik bir sonuç değildir. Savaşın ve güvenlik siyasetinin doğrudan ürünüdür.
Savaş erkeklik şiddetini artırmakta, bu durum kadınların yaşamlarını doğrudan ve dolaylı biçimde etkilemektedir. Savaş sonrası devletin güvenlikçi politikaları, kentsel çatışmalarda yalnızca fiziksel yıkımlara yol açmamakta, toplumsal ağların zayıflamasına ve mekânların, kent kimliğinin erilleşmesine neden olmaktadır. Bu politikaların sonucu olarak, savaşın bedelini en ağır biçimde kadınlar ödemektedir.
Barışı savunmak doğayı, emeği ve halkların ortak geleceğini savunmaktır. Savaşın yıktığı toplumsal dokuyu, teknik üretimi ve ekolojik dengeyi yeniden inşa etmenin yolu barıştan geçmektedir.
Ne yapmalı?
Meslek alanlarımızın geleceği, halkın ve doğanın geleceğiyle iç içedir. Bu nedenle savaş bütçesi yerine eğitime, altyapıya, ekolojik restorasyona, demokratik yerel yönetimlere ve kamu yararına dayalı teknik hizmetlere yatırım yapılmalıdır.
Barış, yalnızca çatışmasızlık hali değildir. Planlama, tasarım ve üretim süreçlerinin demokratikleştirilmesi, halkın ve doğanın ihtiyaçlarının esas alınmasıdır. Çözüm siyasal bir mesele olduğu kadar teknik ve toplumsal bir dönüşüm meselesidir.
Barış, emeğin, doğanın ve halkların ortak geleceğini kurma iradesidir. TMMOB bu iradeyi temsil eden, bilimsel bilgiyle toplumsal adaletin kesiştiği yerde duran bir örgüt olarak, barış mücadelesini mesleki görev olarak kabul etmektedir.
*
15 Kasım etkinliğini düzenleyen meslektaşlarımın temennilerine katılarak sözlerimi bitireyim.
Bu değerli başlangıç coğrafyanın tümüne dalga dalga yayılsın.
Görseldeki barış güvercininin rengarenk kanatları, halka halka diğer İKK’leri, TMMOB’yi, öteki meslek örgütlerini, demokratik kitle hareketleri herkesi bir araya getirsin ve adım adım barışı inşa etsin…
Evrensel'i Takip Et