22 Kasım 2025 06:46

Edebiyat dünyasının tartışmalı figürlerinden George Orwell’in 1984 isimli romanının kahramanı Winston Smith’in çalıştığı kurumun işi, geçmişi sürekli olarak yeniden yazmaktır. Bu basit bir sansür değildir. Gerçekliğin kim tarafından, nasıl üretildiğine dair o kadim soruyu da beraberinde getirir. Winston, önüne düşen her düzeltme talebiyle ‘otorite’nin geçmiş üzerindeki tasarrufunun farkına varır. Geçmiş, yalnızca bir tarih değil bir siyasi projedir!

Edebiyat ve sinemanın tarihi, geçmişin imhası ve yeniden inşasına dair onlarca eserle dolu.  Terry Gilliam’ın “Brazil” isimli filmi, geçmiş manipülasyonunu devasa ve ölümcül bir bürokrasiye dönüştürür. Gilliam’ın dünyasında tarih, dijital ya da ideolojik bir manipülasyon değil, kağıtların üzerindeki bir damganın yönlendirdiği mekanik bir gerçekliktir. Sinemaya da aktarılan Ray Bradbury’nin Fahrenheit 451 romanındaki devlet ise geçmişi yeniden yazmakla uğraşmaz. Yok eder. Böylece geçmişi görünmez kılıp içinde yaşanılan anı ‘ezel ve ebet’ olarak ilan eder. Margaret Atwood’ın 1985’te yayımlanan ve popüler bir dizi olarak da uyarlanan The Handmaid’s Tale eseri ise tarihin rejim tarafından nasıl yeniden çerçevelendiğini daha ideolojik bir yerden kavrar. Buradaki rejim, geçmişi “ahlaki çöküş dönemi” olarak damgalar. Bugün ise teokratik düzenin bir zorunluluk, hatta bir kurtuluş olarak kurgulandığı bir zamandır. Bu distopyada devlet yalnızca o anki baskı rejimini değil, geçmişi de kendi ahlaki kodlarına uydurmuştur. Otoriter rejim, kolektif hafızayı sadece sansürleyerek değil, yeni bir hikayenin içine hapsederek dönüştürür.

Örnekler uzatılabilir ama yukarıdakiler meramı anlatmak için yeterli. Otoriter iktidarlar yeni bir gerçek inşa edebilmek için geriye dönüp yeni bir tarih inşa etme ihtiyacı duyar. Bu kesinliğin yanına başka bir kesinlik daha ekleyebiliriz: Distopik kurmacalarda zaman yakın/ uzak bir gelecek gibi inşa edilse de aslında hep bugünü işaret eder. Yazarı sonradan amacının bu olmadığını ifade etse de 1984’ün sosyalizm eleştirisi olduğuna dair yorumlar, romanın evreninin bugünkü kapitalist dünyadaki işlevi karşısında berhava olur bir bakıma. Distopya asıl olarak kapitalizm sonrası düşülen, bir başka kapitalist cehennemi işaret eder! Dünyanın şirketler tarafından yönetildiği felaket sonrası dünyalardaki (The Resident Evil, Açlık Oyunları, Blade Runner, Alien) otoriterlik, kapitalizmle dolaysız bir ilişki içindedir.

Ama bugüne baktığımızda, geleceği fantezi olmaktan çıkaracak emareler ve ‘distopya uygulamaları’ görmek tam da otoriter kapitalist rejimlere özgü bir özelliktir. Misal bu yılın bahar aylarında ABD’de bir savcı “Wikipedia’nın yabancı aktörlerin propaganda faaliyetlerine kapı araladığını” iddia etti. Bu hedef göstermede, tarihi yanlış yazmanın değil, düzeltmenin payı olduğu açıktı. Yeni nesil kullanıcılar ABD tarihinin önemli olay ve figürlerinin karanlık (özellikle ırkçılık) geçmişlerini ilgili maddelere ekliyorlardı. Trump yönetiminin tanıdık bir şekilde savcı eliyle Wikipedia’ya müdahale girişimi, yeni bir gerçeklik inşasının adımı olarak yorumlandı.

Macaristan Devlet Başkanı Viktor Orbán yönetimi, kamusal hafıza alanını yeniden düzenleyerek milliyetçi bir tarih anlatısını merkezileştirdi. 1956 Macar Devrimi’nin anlamı revize edildi, tarih müzeleri hükümet çizgisine göre yeniden tasarlandı ve Macar Bilimler Akademisine ciddi müdahalelerde bulunuldu. Narendra Modi yönetimindeki Hindistan’da okullarda öğretilen tarihten ülkenin Müslüman geçmişi silindi, seküler tarih yazımının alanı giderek daraltıldı.

Türkiye’de Wikipedia, ‘terör yanlısı içerikler’ gerekçe gösterilerek üç yıl yasaklı kaldı. TRT eliyle başta Selçuklu ve Osmanlı dönemi olmak üzere yeni bir tarih inşası gerçekleştirilmeye çalışıldı. Belgelerle sabit olmasına, bizzat iktidar yanlısı tarihçiler tarafından bugünün Türkiye topraklarının iki katından fazla toprak kaybedildiği dile getirilmesine rağmen,2. Abdülhamid’in hiç toprak kaybetmediği iddiası bizzat Cumhurbaşkanı tarafından kürsülerden dile getirildi.

Distopyalarda bilim ve sanatın sınırlarını çizen şey, yapamayacaklarınızın sınırsızlığı değil yapabileceklerinizin sınırlarıdır! Misal emek sömürüsü, devletin işlediği suçlar, Kürt ve Ermeni meseleleri, LGBTİ+ temalarına girmez; cinsellikten, ailenin- devletin ve milletin bölünmez bütünlüğüne dil uzatmazsanız bir yaratma özgürlüğünüz de olabilir herhangi bir distopyada!

Şenay Aydemir

Distopya ne kadar uzakta?
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et