Kent-kırım söylemi üzerine
Kent-kırım ifadesine geçmeden önce kırım ile söze başlayalım. Kırım kelimesinin etimolojik kökeni, Fransızcaya Latince “katletmek” anlamına gelen “cidium” kökünden gelen “cide” sözcüğüne dayanıyor. Örneğin kendini katletmek (suicide) veya soy katliamını işaret eden “soykırım (genocide)” gibi.
Kırım kelimesi bu anlamı nedeniyle türlü biçimlerde zarar gören şeyleri, özellikle de müşterek değerlerin ağır tahribatı ve/ya yıkımını ifade etmek üzere, ilgili terimin arkasına eklenerek de kullanılıyor. Söz gelimi “mekân-kırım (spaciocide), kent-kırım (urbicide), eko-kırım (ecocide), bellek-kırım (memoricide)” gibi.
Bu vb. kullanımlarıyla kırımlar uluslararası literatüre de girmiş durumda. Türkiye’de de kırım ifadesi, bir son ek olarak ve eleştirel bir bağlamda kapitalist kentleşmenin kente, kıra, doğaya, kültürel değerlere, ekosisteme vd. olumsuz etkilerini işaret etmek amacıyla uzundur kullanılıyor.
*
Evrensel’den Vural Nasuhbeyoğlu’nun yaptığı bilgilendirme üzerine haberdar olduğum AKP Şehircilik Zirvesi’ne eşlik eden sergiye de Gazze’deki yıkıma dikkat çekmek amacıyla “kent-kırım” adı verilmiş.
Önce “Şehircilik Zirvesi”nden kısaca söz edeyim. AKP Çevre ve Şehircilik Politikaları Başkanlığı tarafından 11-12 Kasım 2025 tarihleri arasında düzenlenen, Cumhurbaşkanı ve Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılacağı “Medeniyetimizde Şehir ve Mekân” temalı etkinlik, çok sayıda akademisyen, bürokrat ve alanında tanınmış meslektaşımızı içeriyor.
Partinin Genel Başkan Yardımcısı ve aynı zamanda Çevre ve Şehircilik Politikaları Başkanı yüksek mimar, restorasyon ve konservasyon uzmanı Sevilay Tuncer’in sosyal medya hesaplarından etkinliğe dair detaylı bilgi edinmek mümkün. Yazının görselindeki kare de Tuncer’in Instagram hesabındaki paylaşımlarından birisi.
Etkinliğin açılışında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifadeleri ülkedeki mevcut kentleşme politikasının gayet açık bir tezahürü. İletişim Başkanlığı’nın Web sayfasındaki 11 Ekim 2025 tarihli paylaşımda tüm konuşma yer alıyor.
Paylaşımın başlığına taşınan şu sözler dikkate değer; “Bin yıldır yurt tuttuğumuz bu topraklar, dünya şehircilik tarihinin laboratuvarıdır.” Sözlerin açılımında ise, “…Ecdat, fethettiği bir beldeyi öncelikle şehir mimarisi açısından ele almış, abat etmiş ve mamur kılmıştır. Batıya ilerleyişimiz, şairin dediği gibi, ardında çil çil kubbeler serperek bir fetih hareketiyle birlikte bir imar ve inşa hareketi olarak gerçekleşmiştir” deniyor.
Çevre ve Şehircilik Politikaları Başkanı Tuncer ise, AA’da yer alan 6 Kasım 2025 tarihli haberde kent-kırım sergisi için şunları ifade ediyor; “…Gazze'nin yıkımı sadece binaları değil, bir medeniyeti, bir halkın umutlarını da hedef aldı. Bu yıkım, bir milletin hafızasını yok etmiştir ve elbette bu tablo, 'kentkırım' suçudur, modern çağın en büyük insanlık suçlarından biridir. Biz de bu suça dikkat çekmek üzere zirvemiz kapsamında 'KentKırım' sergisi hazırladık…”
*
Öncelikle bu söyleme şunları da eklemek gerekir; Gazze’deki yıkım sadece bir kent-kırım suçu değil. Yukarıda ifade ettiğim gibi, kırım ifadesi önüne başka ekleri de almak durumundayız. Çünkü insanları yok eden soy-kırım, evleri yok eden yuva-kırım, ekosistemi yok eden eko-kırım, bilgiyi, eğitimi, kültürü…. yaşamı var eden değerleriyle birlikte toptan yok eden türlü kırımlar birlikte süregidiyor…
Ve bu kırımların hayli güçlü bir politikası var… Örneğin kent-kırımdan söz ediyorsak, arkasında yukarıda alıntıladığım şekilde bir kentleşme politikası var. Ki bu sadece bir ekonomi-politik mesele de değil, aynı zamanda sisteme içkin öznellik üretimi nedeniyle bir etik-politik de…
*
1 Kasım 2025 tarihli “kent hakkı” yazısında, Eyal Weizman’ın aynı isimli çalışması olan “Soykırımın mimarisi: Gazze’nin yıkım ve yeniden inşası” başlığıyla Gazze’deki yıkıma yer vermiştim.
Yukarıdaki kent-kırım söylemini, Gazze bağlamında, yine Weizman’ın 23 Ekim 2025 tarihinde Agos’ta Burcu Karakaş ile söyleşisinden alıntılarla, ekonomi-politik/etik-politik bir yaklaşımla daha da açayım.
Weizman, “soykırım kalkınma adı altında sürebilir” diyor ve şöyle açıyor. “Yeniden inşa, soykırımın başka araçlarla sürdürülmesine dönüşebilir. Soykırımın bir aşaması bombalamak ve insanları sınır dışına itmekse, bir diğeri “kalkınma” adı altında yapılabilir. Erdoğan kısa süre önce Şarm El Şeyh’ten döndü. Körfez ülkelerinden yetkililerle görüşüyordu. Donald Trump da, ‘Körfez tarzı kalkınmadan ilham aldık’ diyor. Peki Körfez tarzı kalkınma nasıl olur? Devasa alanlar çitlerle çevrilir, her şey kral gibi görülen bir proje yöneticisinin kontrolüne verilir. Giriş-çıkış, her şey kontrol altındadır. Gazze bir tabula rasa (boş levha) gibi tasarlanmak isteniyor. Ama bu ‘boş levha’nın altında çok sayıda toplu mezar var. ‘Hızlıca inşa etmeliyiz’ diyecekler. Körfez’de olduğu gibi, belki Mısır sınırına yakın, özel inşa edilmiş geçici konutlarda yoğunlaştırırlar. Söz konusu ‘kalkınma’, Filistinlilere dayatılıyor. Kimse onlara sormadı. Toplumun nasıl örgütleneceğine, mahallelere, camilere, kültür merkezlerine, mirasa, okullara karar verecekler. Oysa bunlar toplumun kendisinin karar vermesi gereken şeyler.
Etik olarak da tamamen yanlış. Körfez tipi mimariye bir bakın: Emek nasıl örgütleniyor? Şehirler nasıl çevriliyor? Türkiye, depremden sonra yaptığı gibi hiç danışmadan, insanları yerinden ederek, çitlerle çevrili alanlarda, hızlı ve büyük ölçekli yeniden inşa modelini uygulayabilir. Çok dikkatli olunması gerekiyor”.
Weizman’ın sözlerine şunu ekleyerek şimdilik bitireyim. 6 Şubat Depremleri sonrasında kentleri “iyi tasarımlarla” ihya etmeye soyunan meslektaşlarımızı, saygı duyulan hocaları vd. bünyesinde barındıran ve Kalyoncu gibi sermayedarların mütevelli heyetinde yer aldığı Türkiye Tasarım Vakfı (TTV) geçen yıl “Gazze için tasarım-arama toplantısı” düzenledi.
TTV, akademik ve tasarıma dair katkılarla “TTV Hatay” Web sayfasında olduğu gibi, uluslararası yıldız mimarlık ofisleri, inşaat firmaları ile de kesişiyor. Bu haller, sistemin ekonomi-politik kadar, etik-politik işleyişini de gösteriyor. Ve bizlere derinlikli bir tartışma zemini kurmayı şart koşuyor…
Evrensel'i Takip Et