Susmayan çığlık
Tokat’taki Şık Makas Fabrikasında 800’den fazla işçi, üç aydır ödenmeyen ücretleri, gasbedilen tazminat hakları ve sendikal baskılar nedeniyle bir aydan uzun süredir direnişini sürdürüyor. Son yıllarda benzer örneklerini sıkça gördüğümüz gibi, işçiler haklarını aradığında karşılarında yalnızca patronu değil, onunla iş birliği içindeki sendikal yapıları ve nihayetinde tüm devlet aygıtını buluyor.
İşçiler, 8 Ekim’de ücretlerini alamadıkları gerekçesiyle iş bıraktı. Ardından, içinde bulundukları Hak-İş’e bağlı Öz İplik-İş’in patron lehine tutum alması üzerine toplu istifa ederek BİRTEK-SEN’e (Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası) geçiş yaptı. Taleplere destek vermek yerine patronun yanında pozisyon alan sendikacılar, işçileri şiddet uygulamakla suçlayarak, patronun ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık gerekçesiyle işçileri tazminatsız olarak işten çıkarmasına zemin hazırladı.
Çoğu kadın yaklaşık 1700 işçinin çalıştığı fabrikada işçilerin toplam alacakları 1 milyar TL’ye ulaşıyor. Fabrika, Türkiye’nin en büyük 500 sanayi kuruluşundan birisi ve işçilerin aktardığına göre 2023’te 4,5 milyar, 2024’te ise 6 milyar TL ihracat yapmış. Patron devletten aldığı teşviklerle büyümesine karşın işçilerin hakkını ödemiyor.
Bir hafta önce Çalışma Bakanlığı önünde basın açıklaması yapan direnişçi işçiler devlet teşviki ile büyüyen patronun fabrikayı Mısır’a taşıyacağını söyleyerek, aylardır işçilerin taleplerine sessiz kalan Çalışma Bakanlığını patronun değil işçilerin taleplerini dinlemesi için göreve çağırdılar. Bakanlık önünde açıklamayı okuyan İşçi Temsilcisi Buse Kara’ya sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek ev hapsi ve yurt dışı çıkış yasağı verildi.
Şık Makas işçilerinin direnişi başlar başlamaz Tokat Valiliği üç günlük eylem yasağı koydu, ardından jandarma işçilerin çadırlarını söktü, fabrika içindeki kreşe giden işçi çocukları kapı önüne kondu ve son olarak mahkeme işçi temsilcisine ev hapsi verdi. Her yıl devletin denetim yapmaması, asansör bakımı, yangın merdiveni vb. olmadığı için işçiler toplu halde hayatını kaybederken işçi hakkını aradığında devletin bütün kurumları (bakanlığı, valisi, polisi, jandarması, mahkemesi) işçilerin direnişini ezmek için hızla seferber oluyor. Tek başına bu durum bile sistemin nasıl ve hangi sınıfın çıkarları doğrultusunda işlediğini görmek için yeterli.
İşçilerin haklarını kullanmaları söz konusu olduğu zaman devlet, sınıfsal işlevi ve genel karakterinin doğal sonucu olarak, düzeni koruma bahanesiyle istisnasız her zaman işçilerin karşısında, patronların yanında yer alıyor. İşçiler ise, yanlarında duranlarla ve karşılarında olanları tanıdıkça, kimlere güveneceklerini, kimlere asla güvenmeyeceklerini kendi yaşam deneyimleriyle öğreniyorlar.
Çalışırken sürekli baskı, tehdit ve hakarete maruz kalan ve çoğunluğu kadın olan yüzlerce işçi, haklarını alabilmek için yalnızca kendileri için değil, benzer koşullarda çalışan tüm işçiler için direniyor. Onları güçlü kılan şey ise önce kendilerine, sonra mücadele arkadaşlarına ve nihayet haklı davalarını amasız, fakatsız savunanlara duydukları güven.
Susmayan çığlıkları, devletin soğuk duvarlarından bir yankı bulamasa da ülkenin dört bir yanındaki emekçilerin yüreğinde ve kulaklarında çınlamaya devam edecek. İşçiler, kendilerini yapay ayrımlarla bölmek, birbirine düşürmek ve zayıflatmak isteyenlere karşı birleştikçe; haklı mücadelelerine ve yanlarında duran sendikalarına sahip çıktıkça hiçbir gücün karşılarında duramayacağını görecekler.
Evrensel'i Takip Et