‘Barış teslim olmak demek değil’
“Barış mümkün olana kadar imkânsızdır.”, “Barış her zaman bir süreçtir.”, “Barış teslim olmak demek değil”
Barışa dair bu üç önemli saptama, Demokratik Gelişim Enstitüsü (DPI) ve Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) ortak etkinliği olarak İstanbul’da önceki gün düzenlenen “Barış süreçlerinde dilin önemi ve medyanın rolü” başlıklı toplantıda, “Medya ve çatışma çözümü: Kuzey İrlanda örneği” başlıklı bir sunum yapan Eski BBC Belfast Muhabiri, Gazeteci Brian Rowan’a ait.
“Ben yurt dışından gelmiş bir muhabir değildim. Oralıydım. Evimizden kovulduk. 1970’lerin başında birçok aile evinden edildi. Duygusal bağlarım var bu hikayeyle” diyen Brian Rowan, kendi örneklerinden söz ederken “Barışı inşa etmek 50 yıllık bir süreç ise bir İrlanda’da henüz yarısındayız” diye de vurguladı. Bir gazeteci olarak doğruluğundan emin olduğu bilgileri paylaşmanın önemine vurgu yapan Rowan, “Barış mümkün” diye düşünene kadar geçen süre içinde kendisini hem fiziksel hem de psikolojik olarak bir enkaz halinde hissettiği, geceleri uyuyamadığı çok zamanlar olduğunu anlattı.
Toplantıda “Barışı muhafaza etmek: Medya ve Dil” başlıklı bir sunum yapan The Guardian Gazetesi Eski İrlanda ve Hukuki İşler Muhabiri Owen Bowcott ise Guardian’da 30 yıldan fazla çalışmış, bu süre içinde Kürt meselesiyle ilgili süreçler bağlamında Türkiye’de de görev yapmış bir isim. Bir gazeteci açısından haber yaparken, yazı yazarken kullandığı dilin yabancılaştırma etkisi yaratmamasının önemine vurgu yapan Bowcott, “terör” ve “antiterör” gibi ifadelerin politik tanımlamalar olduğuna dikkat çekti.
İki deneyimli meslektaşımızın kendi izledikleri ve haberleştirdikleri süreçlere dair anlattıkları kıymetli ve ufuk açıcıydı. Ancak şunu eklemeden geçmeyelim; biz de Kürt meselesi bağlamındaki çatışmalı süreçler içinde Musa Anter, Namık Tarancı, İzzet Kezer, Ferhat Tepe gibi onlarca gazeteci ve yazarı kaybettiğimiz bir tarihe sahibiz. TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun CHP’li Üyesi Okan Konuralp, aynı zamanda bir gazeteci olarak, bu bağlamda, komisyondaki dinleme süreçlerinde gazeteci örgütlerinin konuşmamış olmalarının önemli bir eksiklik olduğunu ifade etti.
Toplantıda sunum yapan Doç. Dr. Vahap Coşkun, çeşitli araştırmalar vesilesiyle sıkça dile getirilen Türkiye’de şu anda yaşadığımız sürece dair güven oranının destek oranın altında olmasına değinirken, önceki sürecin son bulmasının ardından yaşanan şiddet ortamının yıkıcı etkisinden sonra şu andaki sürece verilen desteğin küçümsenemeyecek oranda olduğunu dile getirdi. Çok yerinde bir vurgu. Yani eldeki kamuoyu araştırmaları ve istatistikler yaşanılan dönemlerin özellikleriyle birlikte okunduğunda doğru bir yere oturuyor.
Ancak bu sürecin ilerlemesi açısından, özelikle tutuklu siyasetçi, belediye başkanı ve pek çok ismin bırakılması, kayyımlardan vazgeçilmesi gibi somut adımlara ihtiyaç duyulduğu da açık.
Bu yazının girişindeki Brian Rowan’ın barışa dair aforizmalar olarak çerçevelenebilecek vurgularına Türkiye deneyimi açısından bir ek yapmak anlamlı olabilir. Friedrich Nietzsche, acı çektiğimiz halde hâlâ hayattaysak, çektiğimiz acıların bizi güçlendireceğine dikkat çekmek üzere, “Beni öldürmeyen şey, beni güçlendirir” demişti. Kürt meselesi bağlamında Osmanlı döneminden bu yana bu topraklarda değişen aralıklarla yaşanmış olan 200 yıllık çatışmalı sürecin ardından Öcalan’ın tek taraflı ateşkes ve barış çağrıları bağlamında 1993’ü bir başlangıç noktası kabul edersek, 32 yıllık bir süreç küçümsenemeyecek bir zamana işaret ediyor. Tüm bu süreçte yaşanmış olan acıları dikkate alarak, en azından yaşamaya devam edenler açısından, Nietzsche’nin sözünden uyarlayarak ‘Öldürmeyen barış güçlendirir’ diye düşünmek de mümkün. Belki fazlasıyla trajik gibi okunabilir ama durumumuz da budur. Gerisi Rowan’ın dediği gibi, gerçekleşene kadar imkansız gibi görünen barışın bir süreç olduğu ve bu uğurda atılan adımların teslim olmak anlamına gelmediği gerçeğinde gizli. Ama elbette egemen olan tarafın, karşısındaki barış talebini bir teslimiyet dayatması ve fırsatına indirgememesi koşuluyla…
Evrensel'i Takip Et