Ücretli emeğin sefaleti
Yoksulluk, artık Türkiye’de ücretli emeğin değişmeyen kaderi oldu. İşçisiyle, memuruyla, emeklisiyle milyonlar, “enflasyonla mücadele” maskesi altında ücretleri baskılayan politikaların yarattığı sefalet tablosunda birleşiyor.
Toplam çalışan nüfusun dörtte üçünü oluşturan ücretli emekçiler çalışma biçimleri ve statüleri farklı olsa da hepsi aynı acı tabloda buluşuyor. Yıllardır “mali disiplin” bahanesiyle ücretleri baskılayan ve sosyal harcamaları budayan politikalardan kaynaklanan en ağır yükü ücretli emekçiler ve onların aileleri çekiyor.
Türkiye’de uzun süredir etkisini hissettiren hayat pahalılığı, ücretlilerin alım gücünü hızla eritti. En temel ihtiyaçlarını karşılayamayan, faturalarını ödeyemeyen, borçlanmadan ay sonunu getiremeyen milyonlar adeta sefalette eşitlendiler.
Çok sayıda emekçi birden fazla işte çalışsalar bile en temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Bu amansız mücadele, emekçilerde kaçınılmaz olarak “yetersizlik” ve “değersizlik” hissi yaratıyor. Ülkeyi ayakta tutan emeğin, kendi hayatını idame ettiremez oluşunun ağır psikolojik yükü altında eziliyorlar.
Emekçiler sağlıklı beslenme, barınma gibi en temel fiziki ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çekerken, tasarruf yapma, konut sahibi olma veya çocuklarını iyi okullarda okutma gibi eskiden orta sınıf standartlarına ait olgular bile giderek erişilmez hale gelmeye başladı. Ücretli emekçiler sadece ekonomik kaynaklardan değil, toplumsal yaşamın birçok alanından da büyük ölçüde dışlanmış durumdalar.
Türk-İş’in son verilerine göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 28 bin, yoksulluk sınırı 92 bin lira. Yılbaşında 22 bin 104 lira belirlenen asgari ücret yılın ilk 10 ayında fiilen 6 bin 322 lira eridi. Önümüzdeki iki ayda erime devam edecek. Hükümet 2026 yılında asgari ücrete yüzde 20-25 zam yapmayı planlıyor. Asgari ücrette gerçekleşen enflasyonun üzerinde artış yapılsa bile satın alım gücü açısından ocak 2025 seviyesinin altında kalması kaçınılmaz.
Dünyanın her yerinde sosyal güvenlik sistemleri emekçileri “işsizlik, hastalık, yaşlılık” gibi risklere karşı korumayı amaçlarken bizde emekçinin yaşadığı sefaleti tescilleyen bir yapıya dönüşmüş durumda. Emekçilerin büyük bölümü işsiz kalınca işsizlik sigortasından yararlanamıyor, hastalanıyor tedavi olamıyor, emekli olabilirse, çalışırken ödediği primler ne kadar çok olursa olsun, asgari ücretin çok altında bir emekli aylığı ile yaşamaya mahkum ediliyor.
Çalışan nüfusun büyük bölümünü oluşturan ücretli emekçilerin yaşadığı sefalet, sadece onların değil ülkenin utancıdır. Emekçiler yaşadıkları bütün olumsuzluklara rağmen emeğiyle, alın teriyle ülke ekonomisini ayakta tutarken, mevcut sistem onları her seferinde açlığa, yoksulluğa ve sefalete mahkum ederek adeta cezalandırıyor.
Mecliste görüşmeleri devam eden 2026 bütçesi ise ücretli emeğin yaşadığı sefaletin önümüzdeki yıl derinleşerek süreceğini gösteriyor. Emekçilerin insan onuruna yaraşır ücret ve insanca yaşam talebi bir kez daha iktidarın “enflasyonla mücadele” yalanlarına feda edilmek isteniyor.
Ücretli emekçilerin yaşadığı sefalet sadece bir durum tespiti değil, her sabah kalkan milyonların gerçeğidir. Emeği bölerek ayrıştırmaya çalışanlar, artık aynı yokluğun altında kenetlenen geniş bir emekçi kitlesiyle karşı karşıya. Bu durum, farklı statülerdeki tüm çalışanlar için adalet ve insanca yaşam mücadelesinin zeminini her geçen gün güçlendiriyor.
Evrensel'i Takip Et