Ev içleri ve geçmişin hayaletleri
Ziya Demirel ve Nazlı Elif Durlu, ortak kaleme alıp ayrı ayrı çektikleri ilk filmleri “Ela ile Hilmi ve Ali” ve “Zuhal” ile ev içlerine, evin karanlık, endişeli, tedirgin edici dinamiklerine bakıyorlardı. Yakın dönemi sinemamızda sıkça karşılaştığımız bir tematik seçim. Bu yönelimde sinema yapmanın ekonomik zorlukları arttıkça tek mekanlı hikayelere yönelimin artmasının ve ülke sosyolojisinin aile içinde ne olup bittiğin merak etmemize neden olan hallerinin de payı var kuşkusuz. “Koridor”, “Döngü”, “Çatlak” ilk akla gelen yapımlar bu çerçevede.
Ziya Demirel, ilk gösterimini devam eden 38. Uluslararası Tokyo Film Festivali’nin “Asya’nın Geleceği” bölümünde gerçekleştirdiği son filmi “En Güzel Cenaze Şarkıları” (The Greatest Funeral Hits) ile hem bu alandaki gözlemlerini ve kalemini hem de ilk filminden şahit olduğumuz yönetmenlik maharetlerini bir üst düzeye çıkarıyor. Tokyo Film Festivali’nin davetlisi olarak izleme fırsatını bulduğum filmde yine çoğunlukla ‘ev’ hikayelerin ana mekanı olsa da haneyi alıyor merkezine. Filmin ortak senaristi ise bu kez Yusuf Tan Demirel.
2015’te “Salı” adlı kısa filmi ile Cannes’da Altın Palmiye için yarışan Ziya Demirel’in ilk uzun metrajı “Ela ile Hilmi ve Ali”, hayli yaş farkı olan bir çiftin sarkastik dünyasına götürmüştü seyirciyi. Ela ile Hilmi’nin rutin dinamiği, apartman kapıcısının oğlu Ali’nin ev gündeliğine dahil olmasıyla bozuluyor ve tetiklenen bu dönüşüm anlatıyı karanlık bir yöne doğru çekiyordu.
“En Güzel Cenaze Şarkıları”, bir yanıyla Türkiye’de her gün karşılaştığımız durumlara, ailemizden ve çevremizden insanlara bakıyormuş gibi ama diğer yanıyla da toplumun bir kesimine dair çarpıcı gözlemler içeriyor. Film yaşlı bir kadın ve iki kızından mürekkep bölüm ile açılıyor. Karanlık ve depresif bu ev ortamında belli belirsiz yasın nedeninin kayıp(lar) ve arkasından toparlayamamanın yarattığı bir ruh hali var. Hikayenin ana karakteri ve bütün ölümleri birbirine bağlayacak olan Saadet ile tanışıyoruz. Bu ev hali ve yönetmenin bir önceki filmine benzeyen görüntü estetiği, bir sonraki bölümde yerini düğün kamerası görüntülerine bırakıyor. Hanenin dışına çıkıyoruz ama bir ‘ev’lenme töreninin en mahrem anlarına giriyoruz, derken buradan yeniden haneye dönüyor ve düğün kameramanının sevgilisiyle yaşadığı başka bir mahrem anın kaygı ve endişelerine geçiyoruz. Saadet’in oğlu olduğunu anladığımız Düğün Kameramanı Murat ve sevgilisi Meltem’in evinde geçen bölüm anlatıya yeni bir kapı daha açıyor. Kocasını kaybettikten sonra bir türlü kendisine gelemeyen Saadet, oğlu Murat ve sevgilisi Meltem’i ziyaret eder ve dijital dolandırıcılığın kurbanı olduğu ortaya çıkar. Buradan babanın kaybının bir seyirliğe dönüştürüldüğü kalabalık ev toplantısıyla gürültü alanını genişleten yönetmen, finali dolandırıcıların dünyasına seyirciyi davet ederek yapıyor.
Yukarıdaki özete bakarak karmakarışık, birbirinden bağımsız ve anlamsız gibi duran bir anlatı varmış gibi düşünülebilir. Filmin mahareti burada. Ziya Demirel, bütün bu bölümleri küçük ayrıntılar, tematik devamlılıklar, aslında aynı ev huzursuzluğunu büyüterek katlayan görsel tercihlerle açık vermeden bağlıyor birbirine. Takıntıların, korkuların, sevilme arzusunun, görünme ihtiyacının, gösterme egosunun bizleri nasıl kırılgan, zayıf yaptığını ama aynı zamanda da duygusuzlaştırdığını görebiliyoruz aynı anın içinde. Babanın kaybını YouTube şovuna çeviren evlat da bunu kendilerini anlatmanın fırsatına dönüştüren arkadaşlar da buna dahil. Evdeki anma sahnesi, bir kakofoni gibi aksa da karakterlerine ve onların dünyasına eleştiri dozunu yükselttiği bir bölüm. Tam da bu noktada ‘En Güzel Cenaze Şarkıları’ giriyor devreye. Müzik, geçmişe ağıt yakmanın, melankoliyi yüceltmenin, var olan dünyadan kaçmanın bir aracına dönüşüyor burada. Yine tam da bu nokta da film boyunca ‘Bu insanlar hangi ülkede yaşıyorlar’ biçiminde akıllara gelen soru da cevabını buluyor; olmayan bir ülkede, geçmişte bir yerde. Bugünden kaçıp geçmişe sığınanların tuhaf, yer yer komik hikayesi “En Güzel Cenaze Şarkıları”. Bütün ‘saf’lığına rağmen geçmişi bırakmak, geleceğe kaçmak, gelecek kurmak için iradesi olan tek kişi olan Saadet ise bir başka gerçekliğin kurbanı oluyor!
Evrensel'i Takip Et