Ayakkabısızlar | ‘Doğru değil’ de Joe’ (Say It Aint’ So Joe)
Bundan 106 yıl önce sporun o güne kadar gördüğü en büyük şike skandalı patlak verdiğinde Chicago Daily News Yazarı Charley Owens’ın yazısına attığı bu başlık biraz sitem, biraz umut, bolca hayal kırıklığı taşıyordu. Başlığın muhatabı “Ayakkabısız” (Shoeless) lakabıyla tanınan Joe Jackson, döneminin en parlak yeteneklerinden biri olmasının yanı sıra en saflarındandı. İşin aslı okuma-yazma dahi bilmeyen bu Güneyli, meşhur şike toplantılarına katılmamış ve takımı Chicago White Sox’ın şampiyonluğu finalde Cincinnati Reds’e sattığı seride gayet iyi oynamıştı. Büyük ihtimalle ifadesinde söylediği gibi aldığı 5 bin doların kendisine neden verildiğini dahi anlamamıştı. Tipik bir şikeci gibi biraz gözü açık olsa sonradan geri çektiği itirafını da hiç vermezdi ya olan olmuştu!
Birinci Paylaşım Savaşı’nın neden olduğu ekonomik sorunların gölgesinde güçlenmeye başlayan Amerikan mafyacıkları, para kazanmanın ve aklamanın en kolay yolu olarak kumarı ve spor bahislerini kullanıyordu. 1919’da ülkenin bir numaralı sporu beyzbolun ulusal şampiyonunu belirleyecek kadar güçlenmişlerdi ve World Series öncesi ağır favori olan Chicago White Sox, kKumarbaz Jack Doyle’ın Gazeteci Bob Considine’e söylediği üzere “Sokaktaki köpeklerin dahi dönen pisliğin farkında olduğu” bir ortamda Reds’e zaferi hediye etti. “Meşum 8’li” olarak anılan 8 White Sox oyuncusu, itiraflarının da bulunduğu dosyalar çalındığı için önce delil yetersizliğinden beraat etse de ligi temizlemesi için başa getirilen Yargıç Kenesaw Mountain Landis, şikeye karışan tüm oyuncuları beyzboldan ömür boyu men etti. Onlar Amerikan halkının beyzbola duyduğu saf sevgiye ihanet etmişlerdi, yani suçları büyüktü! Oysa birer piyondan fazlası değillerdi. İlerleyen yıllarda her şeyin arkasındaki mafyatik yapılanmalar büyüdükçe büyüyecek, esas çürüyenin beyzbol ya da beyzbolcular değil ekonomik-sosyal düzen olduğu daha iyi anlaşılacaktı.
Totonero’dan Calciopoli’ye, 2013 Europol soruşturmalarından bugün NBA’da ve pokerde gördüklerimize spor tarihini sarsan tüm şike ve bahis skandallarında mafyanın varlığı ve onun yasal yapılarla iş birliği aşikardır. Gazeteci Lindsey Kennedy’nin Play The Game 2025’te sunduğu rapor, Güneydoğu Asya’da üslenen yasa dışı bahis ağlarının kölelik, insan kaçakçılığı ve kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakma suçlarına dayanarak nasıl palazlandığını, bu çetelerle bağlantılı büyük şirketlerin Avrupa futbolunun devleriyle nasıl sponsorluk anlaşmaları imzaladığını, bu yolla kara parayı akladığını ve spor endüstrisinin patronlarının (Başta FIFA, UEFA ve ulusal federasyonlar) bu şemayı nasıl mümkün ve meşru kıldığını anlatıyordu. Söz konusu yapıların en önemli ticari partneri olan Premier League kulüpleri, İngiliz hükümetinin kumar düzenlemesi gereği önümüzdeki yıldan itibaren bahis platformlarına formalarında yer veremeyecek. Buradaki maddi boşluğun nasıl doldurulacağı büyük bir muamma. Çünkü aslında futbolun en büyük ekonomisi dahi büyük bir finansal balonun üzerine kurulmuş durumda. Asya merkezli bahisçi dostlarını kaybetmek üzere olan İngiliz kulüplerinin seneye bu organizasyonların gizli yüzleriyle sponsorluk anlaşmaları imzalayacağı ancak bunun da yüzde 40’a varan bir gelir kaybı anlamına geleceği belirtiliyor.
Premier League’deki balon bile bu kadar ortadayken Türkiye’de vaziyet ne kadar sağlıklı olabilir? Türk futbolu şu anda makul şüphe için gerekli tüm şartları sağlıyor. Yoğunlaşan ve siyasi desteği aşikar mafya varlığı… Yükselen kara para… Kıbrıs, Gürcistan, Azerbaycan gibi yurt dışı üsler… Harcamalardaki büyük artış… Kontrol edilemeyecek seviyede fazla takım ve lig sayısı… Güvenilmez ve siyasi emirle hareket eden federasyon ve kurullar… Fanatizmle muhakeme yeteneğini kaybetmiş milyonlar…
Hafta başında, Türk futbolundaki en önemli icraatı soyunma odasında hakemleri rehin tutmak olan federasyon başkanının henüz soruşturma prematüre aşamadayken yaptığı açıklama garipti. Beklentiyi ve öfkeyi zirveye çıkaran, meselenin günün sonunda kendi takımının muzaffer olması dışında bir kaygısı olmayan büyük kulüp fanatikleri (sosyal medya trolleri, acemi muhabirler ve gazeteci kılıklı olanları) tarafından maniple edilmesine olanak tanıyan bu erken kamuoyu ilanı, işi magazinleştirmekten ve masumiyet karinesini ihlal etmekten başka bir işe yaramadı. Üstelik kamuoyu “Eh Süper Lig’de öyle maç sonucunu etkileyen pek de bir şey olmamış zaten” duygusuna büründü. Sonuç ve aklanma odaklı bu ruh hali kaçınılmaz olarak meselenin özünün de kaçırılmasına neden oluyor. Çünkü zaten bahisten para kazanabilmek için maç sonucunu değiştirmeye ihtiyaç yok. Basit kartlarla, faullerle, VAR çağrılarıyla dahi ciddi paralar kaldırmak mümkün.
Bir başka deyişle hakem camiasındaki çürüme ve vurdumduymazlık değil önümüzdeki kriz. Varlığı aşikar olan ve vitrinine futbolu da koyan mafya, kara para, muteber patron takımı ve siyaset bulmacasının ifşası sadece parçaların birleştirilmesine bakıyor. Sorun şu ki, birçok parçanın siyasi saikle gizlendiği endişesi hakim. Hatta şimdiye kadar ortaya serilmesine izin verilenlerin dahi siyasi bir iç çatışmanın sonucu olduğunu görebilmek mümkün. Ne olursa olsun, bizim samimiyetine, saflığına kefil olabileceğimiz ya da inanmak isteyeceğimiz bir “Ayakkabısız”ımız yok. Bu da 100 yılda hem düzenin hem sporun yaşadığı çürümenin gerçeği.
Evrensel'i Takip Et