1 Kasım 2025 05:02

Çürüme nasıl derinleşti?

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Çürümenin sözlük anlamı, “Bir şeyin bozulması, dağılması”dır. Ama bu yazıda mecazi anlamda kullanacağım ki, bu da “Ahlaki, toplumsal ya da kurumsal değerlerin bozulması” olarak ifade edilir. Yani biz bireyler olarak, toplum olarak, ülke vatandaşları olarak “Çürüdük, giderek daha çok çürüyoruz.”

Elbette bu bir günde ya da sadece AKP iktidarı ile olmadı ama AKP iktidarı bunun üzerine tüy dikti!

Çocukluğu ve ilk gençliği Ankara’nın gecekondu semtinde geçen ve 12 Eylül darbesini de yaşayan biri olarak bu çürümenin adım adım nasıl geliştirildiğine tanıklığımdan örnek vermek isterim naçizane…Bir nesil olarak çocukluğumuz sokakta özgürce oynayarak geçti. Gerçekten özgürdük, anne babamız bize ne olacağını düşünmezdi, çünkü herkes birbirine güvenirdi. Hatta kimi zaman sabah kalkardık ki, kapıyı kilitlemeyi unutmuşuz. Bugün değil gece yarılarına kadar sokakta olmak, anne babalar bir saat bile yalnız bırakamıyor çocuklarını. Her gün sokakların nasıl güvensiz olduğuna tanık oluyoruz. Hiç tanımadığı bir kadını takip edip öldüren, Ahmet Minguzi örneğinde olduğu gibi ‘Kendilerinden olmayan’ bir çocuğu bıçaklayan aynı yaştaki ya da bir iki yaş büyük ‘çocuklar’a tanık oluyoruz. Hrant Dink öldürüldüğünde eşi Rakel Dink’in, “Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz...” sözü de toplumu; çocuklarımızı giderek çürüten, bir katile, caniye dönüştüren bu sisteme işaret etmiyor mu?

***

İşçi ve emekçilerin sesini kısan, patronlara “Biraz da biz gülelim” dedirten, hak aramayı, sendikalaşmayı, örgütlenmeyi ‘suç’ sayan 12 Eylül darbecilerinin toplumun üzerinden bir buldozer gibi geçtiği zaman başlatıldı çürüme. İlk iş, kapitalizmin IMF, Dünya Bankası gibi kurumları aracılığıyla dayattığı 24 Ocak kararlarını hayata geçirdi darbeciler. Sonrasında, dersini ABD’de alan Turgut Özal getirildi iktidara. Onun da “Benim memurum işini bilir” söylemiyle ayyuka çıkmaya başladı çürüme, hayali ihracatlar, yolsuzluklar… Bütün devlet kurumları satışa çıkarılıp, yerli-yabancı tekellere sunuldu, “Devlet et mi satar, bez mi satar” diye. Topluma da “Her koyun kendi bacağından asılır”, “Bal tutan parmağını yalar” söylemi ile “Hangi yoldan olursa olsun işi tut, dümenini yürüt” denildi.

Bu dümeni yürütmek için Özal’ın “Anayasayı bir kez delmekle bir şey olmaz” sözünü bu kez Erdoğan düstur edip, “Ben bu anayasayı, Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımak, saygı duymak zorunda değilim” ile sürdürdü. Demiştik ya çürüme bir günde başlamadı diye… 12 Eylül ile Turgut Özal ile başlayan bu çürüme öyle büyüdü, toplumu bir ahtapot gibi öylesine sardı, öyle kötü olduk ve bu kötülük topluma öylesine işledi ki, bir zamanlar utandığımız şeylere artık gülüp geçer hale getirildik. Yalan sıradanlaştı, önce çıkar geldi, haksızlıklara ses çıkarmamak, sessiz kalmak erdem olarak gösterildi. Çöpten çocukları için yiyecek toplayan anne babaları, açlıktan ölen, bir deri bir kemik kalan bebeleri, yokluktan eğitimini bırakmak zorunda kalan gençleri, MESEM çarkları altında can veren küçücük bedenleri görmezden geldik. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyerek.

***

Eskiden bir memur, kamu görevlisi, siyasetçi rüşvet alırken yakalansa, utancından ortadan kaybolur, semtini hatta şehrini değiştirmek zorunda kalırdı. Şimdi “Herkes yapıyor” denilerek meşrulaştırılıyor, rüşvet almamak, ‘Yolunu bulmamak” aptallık sayılıyor. Türkiye’de yalan söyleyen, yolsuzlukla suçlanan; hakkında onlarca dosya olan siyasetçiler istifa eder miydi çok hatırlamıyorum, ama şimdilerde bırakın istifa etmeyi, bu yolsuzlukları haberleştiren gazeteciler hapsi boylar oldu.

Erdoğan’ın da işine geldiğinde sık sık başvurduğu, “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” sözü sadece siyaseten hatırlanır oldu. Sadece siyasetçiler değil, toplum da unuttu bu sözü, komşunun aç olup olmadığı bilinmediği gibi, komşularla ilişkiler bile kesildi. Bir çocuk iş cinayetinde ölür, birkaç gün konuşulur, sonra unutulur. Bir kadın öldürülür, birkaç saat öfke duyulur, sonra yeni bir gündem onu unutturur. Ama unutmanın çürümek olduğu da unutulur!

1995-1996 yıllarında Mecliste bir ayda üç parti değiştirmesiyle Fırıldak Kubi adını alan bir milletvekili vardı, Afyon Milletvekili Kubilay Uygun. Bir ayda DSP, DYP VE MHP arasında gidip gelmişti. Şimdilerde yaşananlar ise Fırıldak Kubi’ye bile rahmet okutur nitelikte. Parti değiştiren, daha doğrusu iktidar partisine yönelik önceki sözlerini ‘unutarak’ AKP’ye giden milletvekilleri, belediye başkanları belediye meclis üyeleri ‘koruma zırhına’ büründürülürken, “Artık bu kadar da olmaz” dedirtiyor. AKP siyaseti, toplumu, yaşamı öylesine kuşatmış ve çürümeyi öylesine derinleştirdi ki…

***

Ama bu çürümenin içinde bir umut, bir ışık da var… Hâlâ sokakta yardım ihtiyacı olana el uzatan vatandaş, tek başına da olsa öğrencisi için çırpınan öğretmen, cezaevi, hapis pahasına gerçekleri yazmakta ısrarcı gazeteci, halkına umut veren politikacı… Tüm baskılara rağmen sendikalaşan, ekmeği, hakları için direnen işçiler, emekçiler var. Üstelik bunlar az da değil… Her biri bu çürümenin ortasında bir ışık… Ve bu ışıklar birleştiğinde ne karanlık kalır ne çürüme. Çürüme bulaşıcı ise umut da cesaret de bulaşıcı…

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et