Soykırımın mimarisi: Gazze’nin yıkım ve yeniden inşası
Bugün Depo İstanbul’da 8 Kasım 2025’e dek sürecek olan Gazze Bienali İstanbul Pavyonu: Elimde Bir Bulut Sergisi kapsamında, gerçekleşen bir sunumdan söz edeceğim.
12 Ekim 2025 Pazar günü Feride Eralp’in moderatörlüğünde Forensic Architecture (FA) (Adli Mimarlık) kurucusu mimar Eyal Weizman ile yapılan söyleşide, soykırımın mekânsal boyutları FA’nin ürettiği veriler üzerinden tartışmaya açıldı. Weizman, “Zeminsizleştirme: Soykırımın Mimarisi” başlıklı sunumunda, aynı isimli kitabından da söz etti.
*
Yazının görseli, sergiden bir kare. Sergide yer alan “Nazeh’in Sözlüğü: Yerinden Edilmenin Dili” (2024) isimli Hala Eid Aljani çalışması için, Nazım Dikbaş’ın K24’teki “Bir ahizenin ucunda Gazze” yazısından bir alıntı yapacağım;
“…Gazze’ye, Gazze’nin, o incecik kıyı şeridinin artık çoğumuza hemen tanıdık gelen haritasına, yukarıdan bakıyoruz. Tülden bir deniz katman katman karşımızda, altta, kâğıttan birkaç tekne kıvrımlara açılmış. Haritanın üstüne işlenmiş hatlar, belli düğüm noktalarında ise yüzler, çadırlar, simgeler, bir yardım çuvalı, kumaşlar, sargılar işlenmiş, izlerini bırakmış. Bu hatlar, Hala Eid Alnaji’nin bir araya getirdiği 14 sanatçının Gazze’deki yerlerinden edilişinin rotaları. Kahire’de ‘nakşedilen’ bu kolektif yapıtın, birikmiş hikayelerin üretim videosunu yapıtın yanı başında izliyoruz, sonunda bunun bir atölye olmadığı da kuvvetle vurgulanıyor. Alnaji’nin Kahire’den İstanbul’a dikkatle sararak yanında getirdiği ‘Nazeh’in Sözlüğü: Yerinden Edilmenin Dili’ başlıklı bu nakış/kolaj/harita yerinden edilen her bireyin hikâyesinin korunmaya değer olduğunda ısrar ediyor”.
Dikbaş yazısında, söz konusu sergiyi, Gazze’deki imha siyasetinin failleri ve güncel duruma dair eklemelerle, kapsamlı bir şekilde ele alıyor.
*
FA’nın çalışmalarından 14 Aralık 2024 tarihinde “Savaşı Belgelemek: Adli Mimarlık” başlıklı yazıda da söz etmiştim. Yine Depo’da, bu kez FA’nın, “Tree Doors (3 Kapı)” isimli bir sergisi vardı. Yazıda o zaman Suriye’de devam eden çatışmalar arasında görünürleşen Sednaya Hapishanesi’ne dair FA’nın belgeleme çalışmalarına değinmiştim.
İlgili sergi, detaylı teknik analizlere dayanarak, ırkçılığın nasıl kurumsallaştığını ve toplumsal düzlemdeki yapısallaşmış örtük yüzünü değerlendiriyordu. Bu sergi bağlamında da Gazze’deki yıkıma ilişkin söyleşiler gerçekleşmişti.
*
Goldsmiths Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren FA’nın kurucusu ve yöneticisi Weizman, Britanyalı-İsrailli bir mimar. İşgal altındaki bölgelerdeki şehir planlamasının nüfusu bölmek ve bastırmak adını kullanımı hakkında bir doktora tezi var.
FA uzun yıllardır çok sayıda ülkede araştırmaya dayalı çalışmalar üretiyor. Bunlar, ekiple aynı isimli Web sitelerinde, konumları, kategorileri ve metodolojilerine göre gruplanmış, açık kaynak olarak paylaşılıyor. Ülke ve tema çeşitliliği, suç çeşitliliği ve yaygınlığını da gösteriyor.
FA’nın Türkiye’den emek verdikleri davalar arasında, Diyarbakır’da öldürülen Tahir Elçi’nin katillerinin tespiti için yaptıkları modellemeler ile Yunanistan-Türkiye arasında zorunlu göç eden insanların Ege sularındaki kayıt-dışı ölümlerini aydınlatma çabaları yer alıyor.
*
FA, web sitelerinde “soykırım” terimini, Soykırım Sözleşmesi'nin II. maddesinde formüle edilen tanımın oluşturulmasında önemli rol oynayan Raphael Lemkin'in geliştirdiği anlamıyla kullandıklarını belirtiyor; “Ulusal grupların yaşamının temel dayanaklarını yok etmek ve bu grupları ortadan kaldırmak amacıyla koordineli bir eylem planını ifade eder.”
Soykırımın mimarisiyle de şunu ifade ediyorlar; yıkım, mekânı dönüştürmenin ve üzerine yeni bir mekân tasarlamanın bir yoludur. İsrail ordusu soykırımı yönlendirirken, aynı zamanda açık bir mekânsal düzenleme de yapıyor. Mimari, bir niyettir. Burada ana plan, yıkım ve İsrail’in her zaman iddia ettiği gibi bir ateş alışverişi yok.
FA’nın Gazze'de meydana gelen sistematik şiddet ve soykırımı analiz eden “Soykırımın Kartografisi” başlıklı son raporlarını da paylaşan Weizman, sunumu kapsamında, araştırmalarında kullandıkları metodolojiyi, gözlemledikleri şiddet kalıplarını ve bu eylemlerin beraberinde getirdiği çevresel yıkımı ayrıntılı olarak ifade etti.
1948’den bu yana süregiden savaşı tanımlamak için yeni bir terminolojiye, özellikle de soykırım ve ekolojik yıkımı bir arada kapsayan “ungrounding” kavramına ihtiyaç olduğunu vurguladı.
*
Weizman’ın Haldun Bayrı çevirisiyle Medyascope’da yayımlanan Lucie Delaporte ile söyleşisinde ise, yıkım ve yeniden inşa ilişki tanımı şu şekilde;
“Gazze’yi hem bir yıkım mıntıkası hem de bir inşaat mıntıkası olarak düşünmelisiniz. Çünkü İsrail buldozerleri Filistinliler’in binalarını yıkıyor; fakat molozlarla da bütünüyle yeni bir mimari inşa ediyor.
Mesela, yıkılmış evlerin molozlarıyla, benim ölüm mimarisi diye adlandırdığıma uygun gıda dağıtım merkezleri inşa ettiler. İsrail kuvvetlerinin insanlara kolaylıkla ateş açabileceği, bir nevi ‘ölüm kapanı’ olan ufak bir çeper içinde yaptılar bunu. Bu yerlerde gıdaya ulaşmayı denemenin çok karmaşık ve çok tehlikeli bir iş olması için her şey yapıldı.
Binaların molozları aynı zamanda denizde dalgakıranlar yapmaya, genel itibariyle düz bir arazi olan Gazze’yi ordunun gözetim altında tutmasını sağlayan ufak tepeler inşa etmeye de yarıyor.
Mekȃn düzenlemesi olarak mimari, soykırımı analiz etmek için çok iyi bir çerçeve oluşturuyor; zira mimari de bir niyeti temel alır”.
Kitap tanıtımı ise şöyle: “Gazze'nin yeraltı tünellerinden militarize edilmiş topografyasına, yerleşim yerlerine ve bariyerlerine kadar uzanan bölgenin ‘derin kartografisi’ni ele alan bir yolculuk sunuyor. Topraklar asla tarafsız bir arka plan değildir. Aksine, sömürgeleştirmenin gerçekleştirildiği bir mekanizmadır ve 7 Ekim'in ardından İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırısının, soykırım tanımına uyan aşırı şiddete nasıl tırmandığını anlamak için kilit bir öneme sahiptir.”
FA’nın çalışmaları savaşın mekân politikası boyutunu daha derinlikli düşünmemiz için önemli veriler sunuyor…
Evrensel'i Takip Et