2026 bütçesi üzerine-2
2026 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu teklifi TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmeye başlandı. Komisyon görüşmeleri 28 Kasım’a kadar sürecek ve aralık ayı başında Meclis Genel Kuruluna gelecek.
Kamu yatırımları ve harcamaları sınırlamayı, ücretleri baskılamayı merkezine alan Erdoğan-Şimşek programına paralel hazırlanan 2026 merkezi yönetim bütçesi “mali disiplin” vurgusu yapmasına rağmen, bütçe büyüklüğünün yüzde 29’a yakın artması ve 2.7 trilyonluk rekor açık “mali disiplin” uygulamasının sadece kamu yatırımlarını azaltmak ve emekçilerin ücretlerini baskılamak anlamında kullanıldığını gösteriyor.
2026 merkezi yönetim bütçesi, toplumdaki alt sınıflardan üst sınıflara yapılan gelir transferinin somut örneklerini rakamsal verilerle net bir şekilde ortaya koyuyor. Özellikle dolaylı vergiler, özel sektör teşvikleri ve kamu kaynaklarının dağılımı üzerinden vergilendirme politikaları ve kamu harcamalarının dağılımı incelendiğinde sınıflar arasındaki adaletsiz gelir transferi bütün açıklığıyla görülüyor.
‘2026 yılı bütçe gerekçesi’ne göre 2002 bütçesinden genel kamu hizmetlerine ayrılan pay yüzde 42 iken, bu oran 2025 itibarıyla yüzde 29.1’e kadar gerilemiş. Bu durum başta eğitim, sağlık vb. gibi temel kamu hizmeti alanları başta olmak üzere, pek çok sosyal alanda bütçe harcamalarının azalması anlamına geliyor.
1 milyon 200 bin üzerinde eğitim emekçisi, 18 milyona yakın öğrenciye hizmet veren Milli Eğitim Bakanlığına (MEB) 1 trilyon 944 milyar lira bütçe ayrılmış. Geçen yıla göre artış varmış gibi görünüyor ama hem MEB bütçesinin hem de genel eğitim bütçesinin milli gelire oranı azalmaya devam ediyor. Üstelik MEB bütçesinin yüzde 83’ü personele yapılan zorunlu harcamalar (maaşlar ve sosyal güvenlik devlet primi giderleri) oluşturuyor. 2002 yılında eğitim yatırımlarına MEB bütçesinden yüzde 17.18 pay ayrılıyordu. 2026’da MEB bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan pay ise yüzde 8.26 ile (2025’te yüzde 9.73 idi) son yılların en düşük seviyesine gerilemiş durumda.
Kamu hizmetleri içinde eğitimden sonra en yaygın ikinci alan olan sağlık bütçesinde geçen yıla göre yüzde 14’lük bir artış yapılmış olmasına rağmen sağlık bütçesinin büyük bölümü personel harcamalarına ve tedavi edici hizmetlere ayrılmış durumda. Koruyucu (önleyici) sağlık hizmetleri toplam sağlık bütçesinin yüzde 1.9’unu ancak oluşturuyor. Bu yaklaşım, neoliberal sağlık politikalarının kaçınılmaz bir uzantısı olarak maliyetleri şişiren, halkın sağlığını “tedavi endüstrisi”ne mahkum eden bir sistem yaratmış durumda. 2026 yılında, şehir hastanelerini işleten 45 şirkete toplamda 236 milyar lira ödenecek.
2026’da savunma ve güvenlik başlığı altındaki toplam harcamalar (MSB, içişleri, jandarma, emniyet, MİT) milli gelirin yaklaşık yüzde 4.3’üne ulaşıyor. Bu oran neredeyse eğitim ve sağlığa ayrılan toplam paya eşit. Savunma bütçesinin 1 trilyon 202 milyar lirası (yüzde 56’sı savunma, yüzde 44’ü iç güvenlik için ayrılmış. Bütçe gerekçesinde “savunma, iç güvenlik ve sınır ötesi operasyonlara kaynak önceliği” açıkça vurgulanıyor.
Savunma ve güvenlik harcamalarındaki artışla, tek adam rejimi ile kalıcı hale getirilen baskıcı otoriter yönetim anlayışının devam edeceği, ülkede yaşanan ekonomik ve siyasi krizin derinleşmesine paralel olarak, iç ve dış politikada tehdit ve gerginlik stratejisinin sürdürüleceği anlaşılıyor.
2026 bütçesinde kamu hizmetlerine ve kamu yatırımlarına bütçeden ayrılan payın azalması, halkın sırtındaki vergi yükünün ve cepten yapacağı özel harcamaların artacağını, 2026 bütçesinin asıl yükünü halkın çekeceğini açıkça gösteriyor.
Evrensel'i Takip Et