Güç
Geçen hafta kitap raflarında rast geldim Galeano’nun Sevmenin Kitabı’na. Bir sevinçle aldım ama sayfaları çevirmeye başlayınca gördüm ki yayımlanan birçok kitabından bölümlerin bir araya getirildiği bir seçkiymiş elimde tuttuğum. Gene de söyleşilerinden birinde tanımladığı hayale en fazla denk düşen kitaplardan biri olduğunu söyleyebilirim bu kitabın, hemen tüm kitaplarından benzer bir özgürlük duygusu ile ayrılsam da: “Bu kitap bir kafes değil bir özgürlük alanı, okurun dilediği zaman, dilediği gibi girip çıkabildiği birçok geniş penceresi ve birçok kapısı olan bir ev.” Okurken de düşüncelerimin beni sürüklemesine izin verip, bu aralar en fazla dert ettiğim “Güç” başlığına meylettim önce. Otoritenin el değiştirmesiyle başladığı bölümde dört sistemden söz ediyor Galeano. Üçüncüsü de şöyle: “Kamu çalışanları çalışmaz. /Politikacılar konuşur ama söylemez. /Seçmenler oy kullanır ama seçmez. /Haber kanalları yanlış haber yayar. /Öğretim kurumları görmezden gelmeyi öğretir. /Yargıçlar mağdurları mahkûm eder. /Askerler kendi vatandaşlarına karşı savaşır. /Polisler suçlarla mücadele etmez çünkü kendileri suç işlemekle meşguldür. /Banka iflasları kamulaştırılır, banka kârlarıysa özelleştirilir. /Para insanlardan daha özgürdür. / İnsanlar nesnelerin hizmetindedir.”
Yargıçların mağdurları mahkum ettiği sistemi okuyunca bir araştırma şirketi, Asal’ın eylül 2025 siyasi gündem araştırma sonuçları geldi aklıma. Hükümeti en başarısız buldukları alan yüzde13.2 ile ekonomiyken, ikinci en başarısız alan da adalet, her beş kişiden ancak biri başarılı bulabilmiş adaleti. Her iki kişiden birinin savunma sanayisini başarılı bulması da ilginç, oysa adaletle de yakın ilişkili “cezasızlık” sözcüğü için Galeano Yeni Dünya Düzeni sözlüğünde şöyle bir tanımlama yapıyor: “Devletten geldiğinde terörizme bahşedilen ödül.” Adaletten hoşnut olmayıp, bir yandan da kendisini savaş araçlarıyla güvende hissedebilmek ancak o araçların nasıl kullanılabileceğini düşünmemek...
Sözlüğün “televizyon” başlığı belki bunu açıklar. Evrensel kültürümüzmüş televizyon. Diğer bir deyişle “Bütün ülkelerde hüküm süren Tek Görüntü Diktatörlüğü” Miadını doldurmuş olan tek parti diktatörlüğünden farklı olarak tek görüntü diktatörlüğünün insan türünün mutluluğu ve aklının gelişmesi için kullanıldığını savunuyor Galeano. On yıl önce İMC’ye atanan kayyımla darbe sabahlarının Hasan Mutlucan türkülü radyolarını anımsamışken, TELE 1’e atanan kayyımla da penguenler yeniden mutluluğumuz ve aklımızın gelişmesine katkıda bulunuverdi geçtiğimiz günlerde. Etrafımız meğer casuslardan geçilmiyormuş! Bu durumda savunma sanayisinden hoşnutluk düzeyi anlaşılabilir tabii...
Sağlık alanına da biraz memnuniyet azalmış olsa da ankete katılan 2 bin kişinin 800’ü başarılı buluyormuş. Bütçe teklifi sunuluyor bu günlerde TBMM’de. Sağlık için 2026’da ayrılan payın bir önceki yıla göre enflasyona da ezdirilmiş haliyle ancak yüzde 6’lık bir artış gösterdiğini söylüyor Sevgili Onur Hamzaoğlu[1]. Bütçe içindeki pay ise 2025’in gerisinde, yüzde 6.8 ve bu küçücük payın da ancak üçte biri koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılmış durumda. Doğrudan koruyucu sağlık hizmetleri programı için kişi başına ayrılan yalnızca 2 bin 476.9 TL ve bu parayla, kadınlar için en yakıcı kanser türlerinden olan rahim ağzı kanserinden, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) açıklamalarına göre koruyuculuğu yüzde 90’a kadar yükselmiş, genel olarak üç doz yapılması gereken HPV (Human Papilloma Virus) aşısının tek dozu bile satın alınamıyor.[2] Oysa HPV aşısı, 147 ülkede genişletilmiş bağışıklama programı kapsamında yani parasız olarak uygulanıyor ama biz pek de umursamıyoruz demek. Memnuniyet nereden geliyor diye düşününce geçen yıl sağlık kurumuna başvurma sayılarını önümüze koyabiliriz sanırım. Her birimiz yılda on iki kez sağlık kurumuna başvurmuşuz, bu başvuruların üçte ikisi de hastaneler ve önemli bir bölümü aciller. Sevgili Seray Şahiner’in Ülker Abla’sında insanların doktoru görmekten dahi mutlu oldukları düşünülünce, ayda bir doktoru görebilmenin mutluluğu olsa gerek bu başarıdaki pay diye düşünmeden edemedim. İnsanlar acilde anjiyo sırası beklemek zorunda kalsa, hekimler acillerde yoğun bakım koşulları sağlamak için ter dökse de o birkaç dakikalık karşılaşma her şeye bedel, koruyucu sağlık hizmeti kimin umurunda!
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et