Güçlerin çekilmesi ve demokratik düzenlemeler
Hafta sonu PKK’nin ülke içindeki silahlı güçlerinin sınır dışına çekildiği/çekileceği açıklandı. Açıklamada, adında hâlâ fikir birliğine varılamasa bile Öcalan’ın çağrısıyla PKK’nin kendisini feshedip silah bırakmaya başladığı “Sürecin ilerlemesi için gecikmeden hukuki ve siyasi düzenlemeler”in yapılması istendi.
Peki, talep edilen “düzenlemeler” rejimin gündeminde mi? Saray bu tür “düzenlemeler” yapmaya hazır mı?
Açıklamalara ve yakın zamanda olan bitene bakılırsa bu “hamur”un daha çok su kaldıracağı görülüyor.
Sadece M. Uçum’un makaleleri değil, ama 18 Ekim’de Diyarbakır’da düzenlenen “Öcalan’a özgürlük” yürüyüşü karşısında iktidarın tutumu “hukuki ve siyasi düzenlemelerin” gündem dışı olduğunu işaret ediyor. Yürüyüşe polis müdahale etmiş ve ertesi sabah yürüyüşe katıldığı gerekçesiyle 8 DEM’li genci gözaltına almıştı. Erdoğan yürüyüş düzenlenmesinden “Üzüntü duyduğunu” açıklamış, Bahçeli “Maksimalist taleplerden uzak durulmasını” istemişti. Oysa aynı Bahçeli süreci “Öcalan gelip Mecliste konuşsun umut hakkından yararlansın” diyerek başlatmıştı!
AİHM’nin Demirtaş kararına itiraz etti Saray. Van ve Hakkâri vb. kayyımları koltuklarında oturmayı sürdürüyor. Bilmem kaçıncı hukuk “reformu” hasta tutukluların tahliyesini bile kapsamıyor. Perşembenin gelişi çarşambadan belli. Güçlerin sınır dışına çekilmesi de bir değişikliğe yol açmayacak. Uçum ya da bir başka Saray sözcüsü “henüz terörsüz Türkiye süreci sona ermedi, sıra düzenlemelere gelmedi” açıklaması yapacaktır!
Silahlar tümden bırakıldığında sıra gelir mi “düzenlemelere”? Yine gelmez, o durumda da “Ama SDG silah bırakmadı” ya da “Suriye ordusuna entegre olmadı” denecektir!
Sürece karşı çıktığımız yok, ama her şey ortada.
Başlarken Bahçeli de Erdoğan da bir kez olsun Kürt sorununun demokratik çözümünden, herhangi bir demokratikleşmeden söz etmedi. Silahlar bırakılsın dediler ve en ileri noktada “umut hakkı”ndan bahsetti Bahçeli. Altını çizdikleri “terörsüz Türkiye” hedefine ulaşılması ve bunun için “Örgütün silahsızlanıp teslim olması”ydı. “Demokratikleşme”den söz eden sadece Öcalan’dır.
Bahçeli ve Erdoğan’la Saray’ın başından beri iki hedefi oldu. İçerideki ve ülke dışındaki sıkışmışlıktan kurtulmak, içeriye ve dışarıya karşı iç cepheyi tahkim etmek. Ya da bir diğer ifadeyle 1) “Yumuşak karnı” durumundaki Kürt sorununun oluşturduğu zaafı bertaraf ederek, bu sorunun ABD, Fransa, İsrail ve Suudiler gibi “dış güçler”ce kullanılıp başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’daki yayılmacı eylemlerinin önünün kesilmesini savuşturmak… Ve 2) Rejimin destek ve oy kaybını telafi ederek iktidarının devamını sağlamak üzere ülke içi muhalefeti bölmek ve Erdoğan’ın yeniden cumhurbaşkanlığını garantiye almak amacıyla yapılacak yeni anayasayla ömür boyu seçilme hakkı elde etmek.
Suriye’de SDG dolayısıyla ABD’yle açı farkının ve İsrail’le karşıtlığın yol açacaklarından kurtulmak amacıyla Öcalan’la bir ortak noktada buluşulmaya çalışılırken, ülke içinde beklentiye sokularak Kürt ulusal hareketinin hareketsizleştirilmesi hedeflenmiştir. Saray’ın iki hedefine yönelik olarak da belirli bir ilerleme sağladığı söylenebilir. Suriye’de Barrack’ın önayak olduğu ve YPG’nin “entegrasyonu”nda anlaşılan 10 Mart HTŞ-SDG anlaşması zemininde bir tür otoritesi artırılmış yerel yönetimler ve YPG’nin yapısını az-çok koruduğu türden bir katılımıyla tutturulacak bir “ortalama” hemen tüm tarafları memnun edecek gibi görünüyor.
Ülke içinde ise, Kürt ulusal hareketinin muhalefetten ayrı durup toplumsal muhalefet içinde yer almayarak, ihtiyaç duyduğu “hukuki düzenlemeleri” kayda geçirme düşüncesiyle Erdoğan’a sultanlık bahşedecek yeni bir anayasaya “evet” demesi isteniyor. 2010 referandumundaki “Yetmez ama evet” türü bir yaklaşımla hangi “düzenlemeler” elde edilebilir? Ancak suya sabuna dokunmayan ve eşit ulusal haklar kapsamına girmeyecek türden olanlar. En ileri noktada belki Öcalan’ın cezaevi koşullarının iyileştirilmesiyle zamanı gelmiş tahliyelerin yapılması! Tabii ki “Karşıtlarla barış yapılır” ama demokrat olmayan ve seçme-seçilme hakkını bile çiğneyenlerden ulusal demokrasi umulamaz!
Açıkça muhalif saflarda yer alıp barış ve demokrasi mücadelesi birleştirilmeden Türkiye ne siyasal ne de ulusal açıdan demokratikleşebilir!
Evrensel'i Takip Et