25 Ekim 2025 06:10

Hay-Da-Ko’dan Bağlar’a

Başlıktaki Hay-Da-Ko, Haydarpaşa Dayanışması Korosu’nun kısaltması. Bağlar ise, Diyarbakır Bağlar ilçesi. Bu iki kelimeyi bağlama nedenimse, iki duyuru yapmak. Ve bu duyurulardan yola çıkarak kapitalist kentleşme pratiğinin yarattığı sorunlara karşı çabalara alan açmak…

*

İlk duyuru ile başlayalım. 29 Ekim 2025 Çarşamba günü, 14.00-18.30 saatleri arasında, Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi’nde Toplum Kent ve Çevre İçin Haydarpaşa Dayanışması’nın düzenlediği bir panel olacak. Panelin başlığı “Haydarpaşa ve Sirkeci Garları, ulaşım merkezi mi, rant alanı mı?”.

Ulaşım, demiryolculuk, kamusal alan, kamu yararı, planlama, mimarlık, arkeoloji, hukuk gibi farklı alanlar üzerine odaklanan kişiler, panelde Haydarpaşa ve Sirkeci Garlarının temelinde “ulaşım mı, rant mı” ikilemine sıkışmış gibi gözüken dönüşüm sürecini tartışmaya açacaklar.

Fransızca kira, faiz getirisi demek olan “rente” kelimesinden Türkçe’ye geçen ve farklı sözlüklere göre “emek harcamadan sağlanan gelir; doğanın getirisi; özel teşebbüs lehine çıkar avantajı, bu avantajın paylaşımı; avanta…” gibi anlamları olan rant sözcüğü üzerine ciddi bir politik-ekonomik külliyat var.

Panel başlığındaki ulaşım ve rantı karşı karşıya getiren ikiliğin ötesinde, sistemsel politik-ekonomik bir perspektiften bakarsak, ulaşımın da bir “rant (kapısı)” olduğunu, aynı şekilde kentsel dönüşüm de bu şekilde ele alındığını söylemek mümkün.

Bunu sadece ulaşım politikalarının gitgide kamu yararı içermeyen uygulamaları yönünden demiyorum. Haydarpaşa Dayanışması’nın garlara dönük projelere karşı, yıllara dayalı mücadelesinin önüne geçebildiği gökdelen, otel, AVM… gibi dönüşüm değeri odaklı yaklaşımlar, nihayetinde kültür-sanat eksenli bir dönüşüme evrildi. Ama bu dönüşüm de kendi içinde öyle veya böyle bir ulaşım içeriyor. Ve bu ulaşım türünün de aynı yaklaşım içinde zamanla daha çok kâr amaçlı bir dönüşüme uğrayacağını öngörmek mümkün.

Dolayısıyla bu politik-ekonomik bağlamı, etik-politik düzlemde de düşünmek gerekiyor. Nitekim sadece sermaye baskısı ve güncel siyasetin ekonomik güç tesisi nedeniyle bunlar başımıza gelmiyor. Kapitalist sistemin, enerji, maden, ulaşım, inşaat gibi alanlarda olduğu gibi; kentleşme pratiğinde de kâr elde etmesinin önünü açacak öznellik üretimleri var. Örneğin hukuk alanında veya akademik alanda olduğu gibi… Öyleyse bu öznellik üretimini de biyopolitik düzlemde mesele etmek gerekiyor.

Panele geri dönersek, yukarıda söz ettiğim tartışmaların açılacağı etkinlikte Hay-Da-Ko da sahne alacak. Hay-Da-Ko, Haydarpaşa Dayanışması aktivistlerinden oluşan bir koro. Koro, demiryolu emekçisi Ayşen Dönmez’in bilinen bazı şarkılara, demiryolcu geleneği/mirası ve kamu yararı gözeten bir yurttaş yaklaşımıyla sözler katarak derlediği şarkıları seslendiriyor. Koronun adını, dayanışmanın aktivistlerinden Nilüfer Erdendoğru koydu. Koro, yıllardır dayanışmanın eylemlerinde, sloganlar yanında şarkılarla da direnişini haykırıyor. Ve bu koronun bir üyesi olmak bana gurur ve keyif veriyor. 

Dayanışma, dansla, tiyatroyla, müzikle, pandomimle, şiirle, romanla, fotoğrafla, videoyla… Türlü kültürel-sanatsal faaliyetlerle, garların ulaşım odaklı özgün kullanım değerlerine yepyeni değerler katıyor. Bir kültür yaratıyor. Buranın kültürü biziz diyor…

Halihazırdaki dönüşüm, buraların ulaşımını da kültürünü de yapılarını da doğasını da kamusal kullanımını da “ranta” devrediyor.

Gelin 29 Ekim’de ranta dönük bu dönüşüme karşı şarkılarımızı birlikte söyleyelim…

*

Şimdi ikinci duyuruya, Bağlar’a geçelim. 30-31 Ekim 2025 günleri Diyarbakır Bağlar’da, Bağlar Belediyesi, “Afet, Kentsel Dönüşüm ve Göç Perspektifinden Eski Bağlar’ın Geleceği Çalıştayı” düzenliyor. İki tam günlük dolu dolu bu programda eski Bağlar’ın kentsel sorunları, imar, deprem, planlama, hukuk, sosyoloji, mülkiyet gibi bağlamlar üzerinden ele alınacak.

Kentsel dönüşüm yerine kentsel iyileştirme; ana akım planlama yerine başka bir kentleşme: Bağlar” başlığıyla yerel yönetime katkı vermeyi arzu ettiğim bu çalıştayda, kapitalist moderniteye içkin ana akım planlama pratiğinin bizi sıkıştırdığı “dönüşüm, dirençlilik…” gibi kavramların ötesinde, kendi kurucu irademizle yaşamayı arzu ettiğimiz yerleri tahayyül etmeyi ve de tam da şu anda gündelik praksisimizin olanaklarına odaklanacağım.

Kısacası bir paradigma dönüşümünden söz edeceğim. Sistemin tepeden ve tabandan ürettiği tüm kapma pratiklerine ve öznelliklere karşın, düşüncenin bedenselleştiği biyopolitik alanda yapabilirliğimizi arttıracak bir paradigmayı tartışmaya açmayı önemsiyorum.   

Yazının görselinde yer alan hava fotoğrafı, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Dairesi arşivine ait ve 1952 yılında çekilmiş. Bağlar Belediyesinin çalıştay için hazırladığı kitapçıkta yer alan bu hava fotoğrafı, Bağlar’ın bağ evleri ve tarım alanlarıyla oluştuğu dönemden bugüne dönüşümünü karşılaştırmalı olarak görmemize olanak tanıyor.

Görsel, Diyarbakır’ın yerleşim tarihine baktığımızda, henüz bir asır bile dolmadan, bir alanın bu denli köklü değişimine neden olan paradigmayı işaret ediyor. Çalıştayda ele alınacak onca başlığı etkileyen bir etik-politik-pratik ise, hepimizi bekliyor.

*

Toplumsal adaleti, barışı, eşitliği mesele ettiğimiz bugünlerde, ana akım kentleşmenin İstanbul’dan Diyarbakır’a, Hatay’dan, Gazze’ye inanılmaz kuvvetli bağları var. Sadece kentleşmenin sermaye lehine dönüşümü bağlamında da değil, sömürgeci-yerleşmeci kapma pratikleri, ürettiği öznellikler, yapma ve algılama biçimleri, ön kabuller/rızalar ve eli kolu bağlayan çaresizlik vb. duygular akışıyla da.

Tam da bu nedenle benim için Hay-Da-Ko’yu Bağlar’a bağlamak, her iki müşterek yaşam alanını salt savunan değil, kuran özneleriyle dayanışmak adına da son derece politik.

Yaşamı örgütlemek de bu bağları inşa etmekten geçiyor. Yolumuz daim olsun…

T. Gül Köksal

Hay-Da-Ko’dan Bağlar’a
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et