25 Ekim 2025 06:08

Galatasaray’ın Bodo/Glimt’i, Fenerbahçe’nin Stuttgart’ı, Samsunspor’un Dinamo Kiev’i evinde mağlup ettiği üst üste ikinci 3’te 3’lük Avrupa haftası birkaç hafta önce bu köşeden “Avrupa’nın zıpçıktıları” olarak yerin dibine sokulan kulüplerin durumunun o kadar da kötü olmadığına dair iddialı bir argüman sundu. Daha soğukkanlı bir analiz, özellikle İstanbul kulüplerinin harcadığı paralar itibarıyla bu tip galibiyetlerin sürpriz ya da “büyük zafer” olmadığını ortaya koyacaktır. Ama kulüplerimiz çıtayı o kadar düşürmüştü ki Avrupa’nın harcadığı para itibarıyla en az futbol üreten takımları payesini imleyen “zıpçıktılar” sıfatını hak etmişlerdi. Yanlış anlaşılmasın, geri adım atmıyorum, “harcanan para/üretim” denkleminde hâlâ çok kötü durumdayız. (Zaten kazanılacak hiçbir kupanın bu paraların bu şekilde harcanmasına meşruiyet katacağını düşünmüyorum, o ayrı konu)

Şampiyonlar Ligi kurası çekildiğinde kadro itibarıyla Galatasaray’ın Liverpool, City dahil hiçbir maça doğrudan “0 puan” yazamayacağını bu yüzden söylemiştim. Oyuncuları cezbeden müsrifliğe ve harcanan yüz milyonlara, Okan Buruk’un doğru rakip analizleri ve oyuncularını hazırlaması, Tedesco’nun saha içine odaklanarak Fenerbahçe’yi yıllardır Ali Koç tarafından mahkum edildiği fasit daireden çıkarmaya yönelmesinin eşlik etmesi elbette iyidir ama buradan “Türk futbolu doğruları yapıyor” sonucunu çıkarmak hayalciliktir.

***

Liverpool galibiyeti sonrası Okan Buruk’un daha önce de büyük takımlara karşı bu tip performanslar verdiğini, sarı-kırmızılılar için esas sınavın Bodo/Glimt, Ajax, Union SG, Monaco maçlarında verileceğini söylemiştim. Nitekim Norveç şampiyonu ve geçen yılın Avrupa Ligi yarı finalisti karşısında skorun gösterdiği kadar rahat bir maç olmadığını, müsabakayı izleyen herkes hissetmiştir. Müthiş atmosfer ve Orhan Uluca’nın dikkat çektiği üzere kusurlu da olsa azimli ön alan presi, Bodo’nun oyunu kendi bildiği şekilde, pasla çıkarak oynama yönündeki ısrarını birçok kez cezalandırdı. Galatasaray buradan üç gol ve bolca pozisyon çıkardı ama ilk şaşkınlığı attıktan sonra Bodo’nun da saygı duyulası bir taktiksel sadakatle oyunun kontrolünü eline aldığına, çoğu zaman son dokunuşlarda yaşadığı sıkıntı sebebiyle pozisyona çeviremese de sarı-kırmızılıları bu oyun dirayetiyle rahatsız ettiğine tanıklık ettik.

Neticede Galatasaray, son 2 yılda olumsuz anıları hâlâ taze olan Avrupa maçlarının aksine bir geri dönüşe izin vermedi ve bunda yukarıda andığımız taraftar gücü/atmosfer, oyuncuların, oyunun sahada verdiği bazı açıkları kapatmasını sağlayan yüksek azmi ve en önemlisi de bireysel kalite etkili oldu. Singo ve İlkay Gündoğan gibi takımı farklı açılardan tamamlayan oyuncuların yokluğunda bu galibiyet kıymetliydi ve Galatasaray’ın Avrupa’da başarı yolunda ikinci eşiği de aşmasını beraberinde getirdi. Şimdi sırada arkada bu kadar etkili bir itici güç yani taraftar yokken sonuç alabilme sınavı var. Sezona kötü bir başlangıç yapsa da iç saha atmosferi ve oyun kimliğiyle önemli bir futbol markası olan Ajax’a karşı bunun mücadelesi verilecek.

Mithat Fabian Sözmen

Eşik
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et