2026 Bütçesi- 1
Yaklaşık iki ay sürmesi beklenen, önümüzdeki yılın kaynaklarının ve harcama dağılımının belirleneceği 2026 yılı merkezi yönetim bütçe görüşmeleri bugün resmen başladı. 2026 bütçesi, sadece bir rakamlar tablosu değil; kaynakların toplumun hangi kesimlerinden toplanıp kimlere nasıl dağıtıldığını gösteren en açık sınıfsal ve siyasal belge olarak karşımıza çıkıyor. Kimi zaman karmaşık ekonomik göstergeler ve teknik kavramlar kullanılarak anlaşılmaz hale getirilmek istense de 2026 bütçesinin temel yönelimi son derece açık: 2026 bütçesi emekçilerden toplanan kaynakları, sermaye lehine yeniden bölüştürmeyi amaçlıyor.
2026 yılında vergi gelirinin neredeyse yarısı, yani yüzde 47.4’ü dolaylı vergilerden (KDV ve ÖTV) sağlanacak. Tüketim üzerinden alınan ve halkın harcamaları üzerinde ciddi bir yük oluşturan katma değer vergisi (KDV) 3.99 trilyon lira (yüzde 29); özel tüketim vergisi (ÖTV) ise 2.53 trilyon lira (yüzde 18.4). Dolaylı vergiler işçi, memur, emekli, işsiz, asgari ücretli, zengin gelir düzeyi ne olursa olsun herkesin aynı oranda ödediği tüketim vergileri. Dolaylı vergilerin yüksek olması yine en çok halkın yoksul kesimini olumsuz etkiliyor.
Bütçeye en büyük katkı sağlayan doğrudan vergi kalemi gelir vergisi. Bunun büyük bölümü (Üçte ikisinden fazlası) ücretli emekçilerden alınıyor. Gelir vergisinin merkezi bütçe içindeki payı 2025’te yüzde 19 iken 2026’da bu oran yüzde 25’e çıkıyor. Emekçinin sofrasına, barınmasına, elektriğine, suyuna, ulaşımına yansıyan vergilerle devletin kasası dolarken; aynı anda büyük bölümü sermaye gruplarına yönelik 3 trilyon 597 milyar liralık muafiyet tanınması (vergi harcaması) açık bir çelişki. 2026 bütçesi, öyle görünüyor ki bugüne kadar emekçinin sırtına en çok vergi yükü bindiren bütçe olarak tarihe geçecek.
2026’da ortalama bir ailenin aylık vergi yükü ortalama tüketim, doğrudan ve dolaylı vergiler dikkate alındığında 50 bin lirayı geçecek gibi görünüyor. Bu yük ücret/maaş artışlarıyla bile kapatılamayacak ölçüde ağır. Emekçilerin uzun süredir devam eden yoksullaşma süreci, 2026’da artarak devam edecek.
2026 bütçesinde faiz giderleri 2025 bütçe teklifine göre yüzde 47 artarak 2.86 trilyon liraya çıkarılmış. 2026’da sosyal yardımlara ayrılan 917 milyar liranın üç katı faize gidecek. Başka bir ifadeyle 2.86 trilyon lira toplumun yardıma muhtaç en yoksul kesimlerine değil, finans kapitalin kasasına aktarılacak. Faiz giderlerine ayrılan yüksek pay, 2 trilyon 713 milyar liralık bütçe açığı ile birlikte düşünüldüğünde, kamu yatırımlarında ve kamu hizmetlerinde ciddi anlamda kaynak daralması anlamına geliyor.
İktidar, bugüne kadar bütçeden patronlara ekonomik anlamda her türlü mali desteği verirken, bütçe yükünün önemli bölümünü ücretli emekçilerin sırtına yıkmakta ısrarcı görünüyor. Önümüzdeki yıl patronlara ayrılan doğrudan destekler 713 milyar TL’yi buluyor. Vergi muafiyetleri, yatırım teşvikleri ve enerji sübvansiyonlarıyla birlikte değerlendirildiğinde verilen desteğin çok daha fazla olduğunu söylemek mümkün.
Devletin elindeki kaynaklar yine üretken kamu yatırımlarına değil, sermayenin kâr garantisine yöneliyor. “Kamu-özel iş birliği” (KÖİ) adı altında yürütülen köprü, otoyol, şehir hastanesi projeleri için ayrılan 280 milyar liralık devasa kaynak da bu durumun en somut kanıtı. Müşteri garantili ödemeler her bütçe döneminde önceki yıllara göre olağanüstü düzeyde artarak tıpkı bir “kara delik” gibi bütçe kaynaklarının önemli bir bölümünü yutuyor.
2026 bütçesini önümüzdeki hafta bazı temel kalemler (eğitim, sağlık, savunma ve güvenlik harcamaları vb.) üzerinden daha ayrıntılı incelemeyi sürdüreceğiz.
Evrensel'i Takip Et