Resmi miras söylemiyle Haydarpaşa/Sirkeci Garları
9 Ekim 2025 tarihinde, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un Haydarpaşa Garı’nda yaptığı basın açıklaması çokça kaynakta yer aldı. Açıklamayı Bakan dışında başka kişilerden görüşler alarak değerlendiren haberciler de oldu.
Ben de bugün bu haberlerden ikisine referansla ve bu sayfada kaleme almaya çalıştığım kentleşme, kent hakkı, mekân-miras üretimi, kamusal değerler…. bağlamında Bakanın açıklamasını “okumaya” çalışacağım.
***
Yazının görseli, Bakan’ın konuşmasının yaklaşık 4. dakikasından alınmış bir ekran görüntüsü. Bakan, Haydarpaşa Garı’nın harikulade vitraylı ve bezemeli duvarı önüne konuşlanmış, iki yanına yerleştirilmiş ekranlara yansıyan görüntüler eşliğinde garların dönüşümünü anlatırken, bazı vaatlerde de bulunuyor.
Ekranlardan akan görüntüler, Bakanın ağırlıklı olarak teknik açıklamalarına eşlik eden, gayet ikna edici imajlar.
Belli ki oldukça iyi hazırlanılmış bu konuşmanın ana vurgusu, uzmanlar denetiminde (doğrusu çalışmayı tercih ettikleri meslek insanlarıyla), atıl kalmış (doğrusu atıl bırakılmış olan), uzun zamandır kullanılmayan (doğrusu tüm itirazlara ve taleplere rağmen kapalı tutulan) bu yapıları “yaşama” kazandırmak…
Bakanlık bu sunumuyla, dört Cumartesi öncesi, 13 Eylül 2025’te burada kaleme aldığım “Resmi Miras Söylemi Üzerine” başlıklı yazıda ifade etmeye çalıştığım söylemi bizlere net bir şekilde icra etti.
İlgili yazıdan alıntıyla;
… resmi miras söylemi, estetik açıdan hoş maddi nesnelere, sitelere, yerlere ve/veya manzaralara dikkat çeker.
… bu, uzman değerlerini ve bilgilerini ön plana çıkaran, toplumsal değerleri domine eden ve düzenleyen profesyonel bir söylemdir.
… Mirasın doğası ve anlamı hakkında bir dizi varsayımı normalleştirir. Özellikle miras uzmanları ve devletin uygulamalarını ayrıcalıklı kılmaya çalışan fikirler geliştirir.
***
Bakanlığın kurduğu bu sunum düzeni ise, basın açıklamasının sadece tek yönlü, tepeden tabana, yani hükümetten bizlere bir açıklama olarak yapılması, ardından sorulara bile mahal verilmemesi, “biz yaptık, oldu…” garantisi verecek uzmanlık desteği alt çizgisi, Galata Kulesi, Kız Kulesi gibi daha önceki benzer işleyişleri de aklayacak bir koruma uygulamasını meşrulaştırma ifadeleri, resmi miras söyleminin Türkiye tezahürü.
Bu söylemin, Marksist yaklaşımla esasen politik-ekonomiye dayalı bir üst yapı meselesi değil de, aksine, kapitalist kentleşmeye içkin miras üretim pratiğiyle ilişkisi üzerinden, alt yapıya dair bir pratik olduğunu -yazı sınırı nedeniyle- ayrı bir zamana bırakmam gerekiyor. Ama yukarıda söz ettiğim iki haber üzerinden konuyu biraz açmaya başlayayım.
***
İlk haber Evrensel gazetesinde Vural Nasuhbeyoğlu’nun 9 Ekim tarihinde kaleme aldığı yazı. Nasuhbeyoğlu da yazısında, Bakan’ın “basından soru almadan toplantıyı bitirdiğine” ve “yıllardır İstanbulluların ve demiryolu emekçilerinin itirazlarına kulak asmadığına” değiniyor.
Nasuhbeyoğlu, Bakanlığın açıklamada ifade etmediği şeyleri de yazısına ekliyor. Demiryolu emekçisi ve Haydarpaşa Dayanışması aktivisti Tugay Kartal ve benle yaptığı görüşmeler üzerinden özetle şöyle aktarıyor;
Her iki gar da artık İstanbul’un ana ulaşım garı olmayacak. Garlara ulaşım, turizm odaklı, nostaljik ve sembolik düzeye düşecek (örneğin bu sınırlı kullanım, ileride Doğu Ekspresi gibi parası ödeyebilenlerin faydalandığı bir hale de dönebilecek).
İstanbul kentinin eşsiz bir güzelliği olan iki kıtayı Haydarpaşa-Sirkeci Garları üzerinden bağlayan demiryolu ile deniz yolu ulaşım bağlantısı halen belirsiz, belli ki iyice zayıflayacak.
Emekçiler buralardan sürülecek, sermayeye alan açılacak, kamusal kullanım sınırlandırılacak.
Ve bu mekân/miras üretim pratiği başka yerlerde de uzmanlık desteği ile devam edebilecek…
Diğer haber ise, DW’de Pelin Ünker’e ait. Ünker yazısında, “özel proje alanı ilanı” gibi Garın hukuki süreçlerindeki çelişkilere de değinerek, konuyla ilgili geçmiş haberlere de kapsamlı bir şekilde yer veriyor.
Ünker, bizlerden aldığı görüşler üzerinden, Bakanlığın sunumunda “kapalı kapılar ardında üretilen projedeki yeni yapılara yer verilmediği, projenin büyüklüğü, inşaat ölçeği, bütçesi..” gibi hususlara da işaret ediyor.
***
Önceki yazılarda resmi miras söylemine karşı eleştirel çalışmalardan da söz etmiştim. Yukarıda kısaca değindiğim eleştirel ifadeler, resmi miras söylemine karşı geliştirilen söylemlerin bir parçası; bu örnek bağlamında, ulaşım amacıyla inşa edilmiş, sadece İstanbul’un iki kıtasını değil, Türkiye’nin çoğu ilini ve yurt dışını birbirine bağlayan İstanbul’un garlarının, kamusal değerini, bu değeri var eden emekçilerini, bundan yararlanan halkları işaret ediyor.
Bakanlığın kurduğu düzenek, yıllara dayalı kazanılmış kamusal hakların üstünü çizdiği gibi, yeni bir kültürel inşaya da referans veriyor. Burada artık amiyane tabirlerle; “tek adamcılık” (size bazı görseller sunuyorum ve bunlarla yetinin), “ben yaptım, oldu” (her şey bizim elimizde), “atı alan, Üsküdar’ı geçti” (hukuki süreçler ne olursa olsun biz yapmaya devam ediyoruz), “iyi mimarlık/iyi koruma” (seçtiğimiz uzmanlar yanımızda) gibi yaklaşımlara zemin kuran bir mekân üretim pratiği var.
Bu üretim pratiği sadece politik-ekonomik ile de açıklanamaz. Bu aynı zamanda bir etik-politik-pratik konusudur.
Mesele “iyi-kötü”nün ötesinde bizim yapabilirliğimizi, müşterek birikimlerimizi, hak mücadelemizi, dayanışmamızı, direnişimizi… bertaraf etmeye çalışan politik bir eylemdir.
Sistem içindeki bu üretim pratiği, beslendiği ortam/öznellikler nedeniyle durmaz da. Öyleyle, bizlerin söylemini güçlendirecek radikal bir eleştirellik de bizleri bekliyor…
Evrensel'i Takip Et