4 Ekim 2025 06:16

Galatasaray ve Okan Buruk, Eintracht Frankfurt hezimeti sonrası Liverpool karşısında verdiği güçlü karşılıkla hem Şampiyonlar Ligi’nde ilk 24 yarışının içinde olabileceğini gösterdi hem de takımın ve camianın Avrupa kırılganlığını bir nebze olsun silkeledi. Okan Buruk döneminin en kötü Avrupa maçı sonuçlarından birine Alanya deplasmanında en kötü lig oyunlarından biri eşlik edince son Premier League şampiyonu ve yaz transfer döneminin harcama lideri karşısında yaşanabilecekler konusunda bir karamsarlık oluşmuştu. Ancak Okan Buruk, bir kez daha kriz anlarından büyük maçlarla çıkma konusunda sarsılmaz bir cesaret ve öz güvene sahip olduğunu kanıtladı. Gerçekten de artık kulübün başında 4. sezonunu geçiren Buruk için yapılabilecek bir numaralı övgünün onun iki maç arasında, şartlar ne olursa olsun oyuncularını ayağa kaldırabilmesi olduğunu söyleyebiliriz. Elbette bu konuda yalnız değil, ciddi bir “camia dinamiği” gerçeği ve taraftar desteği de var ama bu tip anlarda her şey, düştüğünde toparlanabilecek zihinsel gücü her seferinde bulmayı başaran Okan Buruk’la başlıyor.

Buruk’un takımı Frankfurt maçında olduğu gibi müsabakaya doğru planla başladı. Bu doğru plan, içerideki Bayern Münih ve Tottenham maçları gibi ön alanda -takım yorulana kadar- sonu gelmek bilmeyen bir “cehennem pres”e değil deplasmandaki Bayern Münih maçındaki gibi çok yönlü bir baskı planına dayanıyordu. Galatasaray bazen ön hatta da rakibe basmaktan çekinmedi ama gerektiğinde orta blokta karşılamayı, derine itildiğindeyse takım boyunu mümkün olduğunca kısaltmayı bildi.

Bu anlamda Frankfurt maçıyla aradaki en büyük fark Victor Osimhen’in varlığıydı. Santrforda şu an ancak yüzde 50’siyle oynuyor olsa da Osimhen’in varlığı stoperler için haklı bir tedirginlik kaynağı yaratıyor. Üstelik Icardi’nin aksine bu tedirginlik sadece ceza sahasını kapsamıyor. Sol kanatta benzer özellikleriyle Barış Alper Yılmaz’ın bulunmasıyla daha da etkisi artan Osimhen’in atletizmi ve dev adımları, savunmayı ister istemez geriye çekiyor ve rakibin oyun alanını daraltmasını engelliyor. Osimhen ve Yılmaz’ın denge bozucu özelliklerine, maçın savunma yıldızları Uğurcan Çakır ve Jacobs’un kurtarışları, maçın orta saha yıldızları Torreira ve İlkay Gündoğan’ın sükuneti ve aklının eklendiği pozisyonda sarı-kırmızılılar ilk golü buldu. Bu noktada Arne Slot’un hücum öncelikli ve biraz da dersine çalışmamış öğrenci acemiliğiyle yaparak izin verdiği Yılmaz-Szoboszlai eşleşmesinin maçın en kötü teknik direktör kararlarından biri olduğunu söylemek lazım.

Osimhen’in varlığı, Galatasaray’ın ilk golden sonra Frankfurt maçındaki pozisyona düşmesini de engelledi. Çünkü bu kez merkezden oyun kurmak gerektiğinde topu saklayabilecek bir pivota -ve yine onun solunda Yılmaz’a- sahipti Okan Buruk. Bunun ve iç sahada müthiş taraftar desteğiyle oynamanın verdiği avantajla sarı-kırmızılılar taktik konsantrasyonunu ve azmini hiç yitirmeden oynamayı başardı. Liverpool’la oynamanın verdiği ekstra motivasyon ve skoru korudukça gelen “İşimizi doğru yapıyoruz” öz güveni Frankfurt maçı benzeri bir çözülmeyi engelledi.

Galatasaray’ın bu galibiyeti elbette çok önemli ama şu unutulmamalı: Okan Buruk Galatasaray’ının Avrupa’daki problemi zaten büyük takımlar değildi. Sarı-kırmızılılar esas gelecek haftalarda oynayacağı Bodo Glimt, Union SG, Ajax, Monaco gibi kendi seviyesine yakın ama taktiksel sadakati kuvvetli ekiplere karşı zorlanıyor. Buruk futbolunun dominant Liverpool karşısında pek de test edilmeyen toplu oyunu hâlâ çok zayıf. Ve ilk 24’e kalma yolunda güçlü bir irade gösterilecekse bunun yolu takımın bu alanda ilerleme kaydettiğini kanıtlamasına dayanıyor. Tek başına Osimhen’in varlığı, sağ bekte Kaan Ayhan yerine Singo’nun olması, İlkay Gündoğan gibi bir saha içi profesörünün dahli elbette Buruk’un elini güçlendiriyor. Bu kadar para harcanmışken Avrupa macerasının kaderi bir kez daha Kopenhag-Sparta Prag-AZ Alkmaar’a benzer hayal kırıklıklarıyla bitmemeli.

Mithat Fabian Sözmen

Esas sınav
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et