Doymak bilmeyen tekellerin 'fiyat çetesi' nasıl ayakta kalıyor?
Türkiye’de piliç eti şirketleri, kurdukları kartel yoluyla gizlice yürüttükleri ‘aşırı fiyatlandırma’ uygulamalarıyla, işçi sınıfı aleyhine büyük kazançlar elde ediyor. Birkaç büyük şirketin elinde toplanan piyasa, ‘serbest piyasa’ masalının en çıplak haliyle bir mezbahane tablosu sunuyor.
Son birkaç on yılda piliç şirketleri, ‘modern tavuklar’ın metabolizmasını düzenleyen reseptörleri mutasyona uğratmak için genleri değiştirdi. Bu, kuşların sürekli açlık hissetmesine ve daha hızlı büyümesine yol açtı. 1928’de 112 günde 1.7 kilo ağırlığa ulaşan etlik piliçler, 1990’lı yıllarda 35-42 günde yaklaşık 2 kilo ağırlığa ulaşabilir hale geldi.
Yaşam döngüleri bütünüyle teknolojiyle kontrol ediliyor: Bilgisayar kontrollü fabrikalarda yumurtadan çıkan tavuklar, elektrik ışıkları altında sürekli beslenmeye zorlanıyor. Kesimhanede ise her saat binlerce tavuk işleniyor.
1950’lerden itibaren tavuk popülasyonu, nüfus artışına paralel olarak arttı. Şu anda bu zayıf ve kısa ömürlü hayvan, bir endüstri girdisi olarak dünya tarihindeki tüm kuş türlerinden daha kalabalık.
Peki ne için?
Türkiye piliç eti piyasası, çürük yumurtayı gösteriyor. Kurulan kartel ve tekelleşen piyasa düzeni, iddia edilenin aksine halkın beslenme ve sağlığı aleyhine çalışıyor. Yumurta fiyatları nasıl ABD’ye ihracatla iç piyasada artırıldıysa, piliç eti de içerideki tekellerin gizli anlaşmalarıyla artırıldı. Ve bu, münferit değil. Sistematik.
Çark şu: Piliç eti için yatırım yapacak sermaye grubuna teşvik veriliyor. Şirket teşvikle vergisizleştiriliyor. İhracat yapılıyor ve iç pazar kontrol ediliyor. İşçi ücretleri -sendikal bürokrasi de dahil- her türlü zor ile bastırılıyor. Fiyatlar ise kurulan kartel ile artırılıyor. Göstermelik cezalarla karteller bir çeşit ‘yükümlülük’ ödemesi gerçekleştiriyor.
Kartelin tarihi
Türkiye piliç eti piyasasının yüzde 90’ı 7 şirkete ait: Banvit, Şenpiliç, C.P. Standart, Erpiliç, Lezita ve Gedik. Pazarın asıl dümeninde ise Banvit, Şenpiliç, Erpiliç ve Lezita bulunuyor.
2009’dan 2025’e kadar defalarca ortaya saçılan belgeler, şirketlerin üretimi azaltarak fiyatları artırmak için anlaşmaya vardıklarını gösterdi. Rekabet Kurumunun verdiği para cezaları ise ya gayrisafi gelirin binde biri düzeyinde kaldı ya da düşük tutarlarla adeta teşvik işlevi gördü.
27 Eylül 2025’te açıklanan son kararda, beyaz et sektöründeki şirketlere toplamda 3 milyar 700 milyon TL ceza kesildi. Rekabet Kurumu, “Para cezalarıyla birlikte alınan tedbirler, sektörde bugüne kadar süregelen alışkanlıkları kökten değiştirecek” diyordu.
Ancak bu miktar, şirketlerin ciroları ve kârları düşünüldüğünde göstermelik kaldı. Örneğin Banvit, 2024’te üretimini sadece yüzde 3 artırırken cirosunu yüzde 70 yükseltti, 31.5 milyar TL ciro elde etti. Aldığı ceza yıllık cironun yalnızca yüzde 2.2’sine denk geldi.
Net kâr marjı ise 2024’te yüzde 4.4’ten yüzde 11.4’e fırladı. Ceza miktarı düşülse bile kâr marjı yüzde 9.16’da kaldı; bu, 1 yılda yüzde 105’lik artış demekti. Yani kartelde yer almamanın bedeli, ceza ödemekten daha ağır.
İnsan sağlığı cironun yüzde 0.001'i değerinde
Kartelin büyüklerinden Şenpiliç’in ürünlerinde ölümcül bakteri tespit edildiğinde şirkete yalnızca 210 bin TL ceza kesildi. Bu tutar, yıllık cironun binde biri bile değil; yani insan sağlığı şirket cirosunun yüzde 0.001’i kadar değerli görüldü.
Serbest piyasa masalı
Bugün ortaya çıkan tablo, gıda gibi en temel ihtiyaç alanında dahi serbest piyasa masalının çöktüğünü gösteriyor. Kartellerin işlediği suçlar göstermelik para cezalarıyla örtülüyor; fatura ise işçilere, emekçilere ve halka kesiliyor. Halkın ucuz ve sağlıklı gıdaya erişimi engellenirken, işçilerin emeği düşük ücretlerle gasbediliyor.
Piliç eti tekellerinin düzeni, sermayenin çıkarını önceleyen devlet politikalarıyla iç içe geçmiş durumda. Çözüm ise kartellere “ceza makbuzu” kesmekte değil; gıda üretiminde kâr düzenine son verip, halkın beslenme hakkını esas alan kamusal bir tarım ve gıda politikası kurmaktan geçiyor.
Evrensel'i Takip Et