‘Futbol yok, nefret var’
Futbolda giderek yükselen şiddete, nefret söylemlerine ve dijital zorbalığa karşı Kulüpler Birliği öncülüğünde bir kampanya başlatıldı. Bu kampanya çerçevesinde, geçtiğimiz hafta takımlar sahaya, “Nefret yok, futbol var” yazılı pankartla çıktı.
Kulüpler Birliği ayrıca yayımladığı bir açıklamayla, futbolun sevgiyi, saygıyı, erdemi çoğaltıp pekiştiren bir aktivite niteliğinde icra edilmesi gerektiğinin altını çizerken diğer yandan zorbalığın, hakaretin, nefretin insan ilişkileri ve futbol üzerindeki olumsuz etkisine dikkat çekti…
İyi niyetle düzenlenmiş bir farkındalık oluşturma girişimi gibi görünse de yüzeysel kalmaya mahkum bir kampanya. Şiddet, nefret, düşmanlık, zorbalık gibi kökleşmiş sorunların bu şekilde çözülebileceğine gerçekten inanıyorlar mı acaba?
Nitekim kampanyanın hayata geçirildiği haftada, Fenerbahçe ile Trabzonspor arasında oynanan karşılaşmada bir hakem kararıyla ilgili olarak başlayan tartışma, her iki kulüp yöneticilerinin kışkırtıcı açıklamalarıyla birlikte kısa sürede yeni bir nefret ve düşmanlık dalgasına dönüştü.
Yöneticiler birbirlerine laf yetiştirmeye çalışırken, sosyal medyada ise her zaman olduğu gibi karşılıklı hakaretler, tehditler, nefret söylemleri havada uçuştu. Kulüpler Birliği’nin açıklamasında dile getirilen bütün o insani ve ahlaki değerlerin futbol ortamımızda pek bir anlam taşımadığını bir kez daha görmüş olduk böylece.
Arızalı futbol algısını böylesi altı boş bir kampanya ile onarmak elbette mümkün değil.
Kışkırtma amaçlı nefret ve düşmanlık dili onlarca yıldır bir koz olarak görülür ve taraftar kitleleri bunlar aracılığıyla motive edilirken, şimdi tribünleri dolduran yığınların bir anda futbolun erdemini keşfedip içinde bulundukları yozlaşmışlıklardan arınma çabasına girişeceği beklenebilir mi?
Kampanya, soruna çözüm üretmekten çok, “Biz de bir şeyler yapıyoruz” havası yaratmak için kotarılmış göstermelik bir iş, adeta bir imaj çalışması gibi duruyor.
Şiddeti, nefreti, zorbalığı futboldan uzak tutmak konusunda samimi iseler ilk işleri endüstrinin dayattığı “mutlak kazanma” odaklı ve kazanmak için her yolun kabul edilebilir görüldüğü anlayışı ve bu anlayış üzerinde yükselen geri futbol kültürünü sorgulamaları gerekir. Ardından da rekabeti ve kazanmayı değil, onurlu, erdemli mücadeleyi ve rakibe saygıyı ön planda tutan yeni bir futbol kültürü oluşturma çabasına girişmeleri…
Futbol kültürümüzde nefret ve düşmanlık dilinin yıllardır bir araç olarak kullanılması, taraftar dinamiklerini şekillendiren ve gerginliği besleyen unsurların başında geliyor. Kulüp yöneticileri ve medya da rekabetten bir tür savaş algısı yaratarak gergin atmosferi ellerinden geldiğince körüklüyor. Zira hem saha içinde, hem de saha dışında gerginlikten beklentileri büyük...
Futbol ortamına ahlaki değerleri hakim kılabilmek için onurlu mücadeleyi ve rakibe saygıyı merkeze alan yeni bir futbol kültürü inşa etmek şart.
Lakin kulüp yöneticileri kışkırtıcı açıklamalar yapmayı sürdürdükçe hiçbir şey değişmez. Katı etik kurallar koymadan ve etkili yaptırımları devreye sokmadan yöneticileri ve medyayı dizginlemek mümkün görünmüyor.
Ayrıca taraftar gruplarının ve genç nesillerin, futbolun sadece rekabet ve kazanmak değil, aynı zamanda saygı, dürüstlük, dostluk anlamına geldiği düşüncesini içselleştirmelerini sağlamak için eğitim çalışmaları yapmak da büyük önem taşıyor. Medyanın sorumluluk anlayışını ve etik ilkeleri asla elden bırakmaması da...
Futboldaki şiddet, zorbalık, nefret ve düşmanlık söylemleriyle mücadele etmek yoğun çalışma gerektiren uzun vadeli bir süreç. Bu hedefi gerçekleştirebilmek için kulüplerin yanı sıra, federasyonun, medyanın, taraftarların ve oyuncuların ortak çabasına ihtiyaç var.
Gerçek bir değişim, futbolun tüm paydaşlarının samimi bir şekilde yeni bir kültür inşa etme iradesini ortaya koymasıyla sağlanabilir. Yoksa, “Nefret yok, futbol var” gibi sloganlar, göz boyayan bir temenni olmaktan öteye gidemez...
Evrensel'i Takip Et