14 Eylül 2025 06:07

Show TV ve Habertürk’e el konması: ‘Delirmeye devam’

Pazartesi günü CHP İstanbul İl Başkanlığı’na “kayyım” olarak atanan Gürsel Tekin, başkanlık binasına girebilsin diye 5 bin polis görevlendirmiş ve protesto edenler gaza boğulurken Hürriyet internet sitesinde bu olay “Gürsel Tekin’e saldırı” başlığı ile görülmüştü. Gürsel Tekin’e su şişesi atılmasının elbette haber değeri var, ama olayın kendisini değil de sadece bunu görmenin ya da daha kısa ifadeyle Hürriyet’in yandaş haberciliğinin artık haber değeri yok. Önemi de yok. Şu sıralar geçmiş günahları için sık sık nedamet getiren Ertuğrul Özkök, Fatih Altaylı’nın boş koltuğundan seslendi ertesi gün “Klasik medyanın yüzde 90'ına sahipsin, o yüzde 10 her gün seni yeniyor. Delirir insan. Peki delirmek yerine insanları özgür bırakıp daha itibarlı medya yaratsaydın senin için daha iyi olmaz mıydı?”

Özkök, Aydın Doğan’ın medya grubunun başında olduğu dönem hiç seçim kaybetmediğini de ilave etti, gururla. Doğru değil, AKP 7 Haziran seçimlerini ‘kaybetti’, sonra nasıl iktidarda kaldığı herkesin malumu. Her ne kadar “Biz manşetlerle çarpışarak bugünlere geldik” dese de Erdoğan için 2018 öncesi medya bugünkünden çok daha işlevliydi. Şimdi CHP’yi hedef alan yolsuzluk, diploma iddialarına kimseyi ikna edemiyor. Can Holding’e el koyma işine biraz bu pencereden bakmak lazım.

90’lardan bugüne faaliyet gösteren sermayedarların fırsat bulsalar medyadan derhal çıkmak istediklerini daha önce defalarca dile getirmiştim. Medyaya girişlerinin de çok istekleriyle olmadığını kendileri, 2012’de Darbeleri Araştırma Komisyonu’nda dile getirmişlerdi. Turgay Ciner bu fırsatı en iyi değerlendirenlerden biri oldu, daha önce satılacağı iddialarını yalanlasa da bulduğu ilk fırsatta kendini kurtardı. Habertürk her ne kadar iktidar yanlısı tarafını hiç gizlemese de arada muhalefetten siyasetçiler çıkarıp izleyenleri şaşırtıyordu. Bir nevi Doğan Grubu’nun boşluğunu dolduruyor, hala bir ana akım varmış iklimi yaratıyordu. Geçen yıl Can Holding’in satın alması herkesi şaşırttı, grubun daha önce ortaya çıkan dolandırıcılık, sigara kaçakçılığı iddiaları çok da dile getirilmedi. Kenan Tekdağ’ın varlığı ile yayın çizgisinde bir değişiklik olmayacağı söylendi. Büyük bir değişiklik olmadı da. Şimdi ne oldu da yıllar önce başlamış bir soruşturma nedeniyle gruba el kondu, medyası TMSF’ye geçti?

Şunu başa yazmak gerek Türkiye’de hiçbir medya kuruluşu Erdoğan’ın onayı olmadan alınamaz ya da satılamaz. Halk TV sahibi Cafer Mahiroğlu’nun Flash TV’yi alma girişiminde bunu bir kez daha gördük. İstediğiniz kadar paranız olsun, idari ve mali şartların tamamını karşılayın, işe yaramaz. Aynı şey medyadan çıkmak için de geçerlidir. İktidarın onayladığı bir alıcı bulamazsanız medya şirketlerinizi elinizden çıkaramazsınız. Yani Habertürk, Show TV ve BloombergHT’nin Can Holding’e satışı iki şirket arasındaki bir ticari işlemden ibaret değil. Tıpkı Can Holding’e el konulma nedeninin sadece yolsuzluk, kara para aklama suçlarından ibaret olmadığı gibi. Bunu başka örneklerle kıyaslayarak mal varlığına çökme operasyonu gibi görmek de fazla basite indirgemek olur. Belli ki AKP içinde birbiriyle mücadele eden klikler var ve bunlardan biri Can Holding konusunda Erdoğan’ı ikna etmiş. Bazı gazetecilerin sosyal medyada ima ettiği gibi bir bakan (Hakan Fidan’ın kastedildiği söyleniyor) kendisine destek bir medya inşa çabasına giriştiyse, ki bu da çok kolay değil, bu operasyonlar devam edecek demektir.

Türkiye’de medya para kazandıran bir yatırım değil. TMSF, elinde bulunan ve sürekli zarar eden bu televizyonları bir an önce elinden çıkarmak isteyecektir. Bunun için Erdoğan’a sadık, zarar eden kanalları destekleyecek güce sahip bir sermayedar bulunması gerekecek. İhale verip medya aldırmak eskisi kadar kolay değil, çünkü hem eskisi kadar para yok hem de her sermayedar günü geldiğinde kendisinin başına benzer şeyler gelebileceğinden endişe eder.

TMSF’nin medya grubunu kime satacağı, şurası açık ki ihale falan olmayacak, iktidar içinde hangi kliğin galip geldiği konusundaki bulutları aralayabilir. Bir ihtimal de, şu sıralar örneklerine sık rastlandığı gibi, yeni (esas) sahibi bilinmeyecek, izleyenler hangi haberin kimin çıkarı için yapıldığını anlamayacak. Sonuç olarak medyaya güven daha da eriyecek ve bu durum iktidarın şimdiye değin olduğu gibi yine işine yaramayacak. Kendi seçmeninin dahi izlemediği kanallara yenileri eklenecek. Özkök’ün deyimiyle ‘delirmeye devam’…

Son olarak RTÜK’ü anmadan geçmeyelim. Düzenleyici kurumun görevi medya ifade özgürlüğünü ve çok sesliliği korumak. Bu esaslara göre lisans dağıtmak, el değiştirmelerde şirketleri bu yönden incelemek. Flash TV’yi satın alan Erkan Kork’un yasadışı bahis soruşturmasından tutuklanmasının ardından Can Holding’e "suç örgütü kurmak", "vergi kaçakçılığı", "dolandırıcılık" ve "kara para aklama" gibi iddialarla el konulması RTÜK’ün işini yapmadığı anlamına gelir. Bu şirketlere lisansları devrederken RTÜK gerekli incelemeleri yapmamış demek ki. Yukarıdan gelen talimatları uygulamış, ancak bu RTÜK’ün sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Pazartesi günü kısıtlanmış sosyal medyadan yayıncıları “müsamaha gösterilmeyecek” diye tehdit eden RTÜK Başkanı’nın asıl buna cevap vermesi gerekir. Bu son olaylar ve Ebubekir Şahin’in açıklamaları bir kez daha gösterdi ki RTÜK bir düzenleyici kurum değil, iktidarın güdümünde bir sansür kuruludur.

Ceren Sözeri

Show TV ve Habertürk’e el konması: ‘Delirmeye devam’
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et