Yönetilemeyen otoriterlik: AKP’nin zor zamanları
Adana, Adıyaman, Antalya Belediyelerini saymıyorum bile; CHP İstanbul İl Başkanlığına kayyım atanmış, Büyükşehir Belediye Başkanı da dahil olmak üzere Esenyurt, Beşiktaş, Beykoz, Beylikdüzü, Şişli, Gaziosmanpaşa, Avcılar ve Büyükçekmece belediye başkanları görevlerinden uzaklaştırılmış; CHP üst yönetimine kayyım atanması,Özgür Özel’in milletvekilliğinin düşürülmesi ve tutuklanması bile konuşulmaya başlanmışken “zor zamanlar” yaşayan AKP mi yoksa CHP mi diye sorabilirsiniz.
Elbette CHP’de asayiş berkemâl, işler tıkırında değil: Tüm toplumsal muhalefet ama en başta da CHP olağanüstü günlerden geçiyor; kendi, otoriter yönetimini bile yönetmekte, otoriterliğine bir meşruiyet devşirmekte zorlanan AKP ise zor zamanlardan. Özgür Özel’in yıldızı “Reis her türlü esbâb-ı cefâsın toplasın gelsin/ Dönersem kahpeyim iktidar yoluna bir azîmetten [kararlılıktan]” burcunda AKP ise birçok nedenle artık otoriterliğini yönetmekte zorlanıyor.
Sözü uzatmadan özetleyeyim: Bir türlü kontrol altına alınamayan ekonomik kriz, AKP’nin 2013 sonrasında adım adım inşa etmeye koyulduğu otoriterliğini yönetmekte zorlanmasının nedenlerinden biri. Bir takım önlemler alınarak atlatılabilecek bir ekonomik “kriz” mi yaşıyoruz yoksa artık ülkenin yeni “ekonomik normal”i bu mu; bunu bile ayırt etmekte zorlandığımız bir dönemdeyiz. AKP kendi sadık seçmen kitlesine bile “umut” dağıtmakta zorlanıyor.
Son yerel seçimlerde AKP’nin yaşadığı hezimet, partinin seçmen kitlesiyle kurduğu hamilik/patronge ilişkilerini de darmadağın etti. AKP, belediyeler vasıtasıyla kurduğu popülizmini “Halka hizmet hakka hizmet” düsturuyla muştuluyordu; bunun yerini CHP’nin “sosyal belediyecilik” postulatıyla makyajladığı popülizmi aldı. Anketlerde CHP’nin gittikçe yükselen oy oranını bu veçheden de ele almak gerekiyor.
Ve geldik zurnanın zırt dediği yere: Yukarıdaki iki faktör birleşince AKP, daha önce kotarmakta pek de zorlanmadığı “siyasi dizayn operasyonları”nı eline yüzüne bulaştırmaya başladı. Belki de tersinden okumak gerekiyor: Özgür Özel CHP’si, daha önce farklı şekillerde dizayn edilen Deniz Baykal CHP’si, HDP (eski DEM Parti) ve MHP’den farklı olarak bu operasyonlara direnebilecek sosyopolitik imkanlarla donandı.
Demem o ki, Dadaloğlu misali, “Ferman Padişah’ın İstanbul bizimdir!”, “Silivri’ye düşen düşer kalan sağlar bizimdir!” diye yeri göğü inleten Özgür Özel’in serdengeçtiliği de “sokak”la hemhal olmaya başlayan örgüt dinamizmi de değişen ekonomik ve siyasi konjonktürle yakından alakalı: İyi ki de öyle. Öyle olmasaydı kısa sürede sönümlenir, saman alevi gibi fersiz, kuvvetsiz olurdu. Canhıraş, Cumhur İttifakının her dizayn hamlesine misliyle mukabele etmeye gayret eden Özgür Özel CHP’si, Kılıçdaroğlu CHP’sinden (Modifiye edilmiş Deniz Baykal CHP’si diye de okunabilir) farklı bir konjonktürde oynuyor farklı dinamiklerden besleniyor. İşte tam da bu nedenledir ki, Deniz Baykal CHP’sini kaset kumpaslarıyla (2010) dizayn eden AKP; 2015 haziran-kasım arasındaki düşük yoğunluklu iç savaş sonrasında -2016 kasımında- Eş Genel Başkanlar Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile birlikte 7 milletvekilini (İdris Baluken, Nursel Aydoğan, Leyla Birlik, Gülser Yıldırım, Selma Irmak, Ferhat Encü ve Abdullah Zeydan) de tutuklatarak HDP’yi dizayn eden AKP; 2017 haziranındaki Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi kararıyla Olağanüstü Tüzük Kurultayını (19 Haziran 2016) iptal ettirerek MHP’yi dizayn eden AKP, bugün Özgür Özel CHP’sini dizayn etmekte zorlanıyor.
AKP, zor da olsa, Özgür Özel’in CHP’sini ikinci kez dizayn etmeyi başarabilir mi? Siyaset bu, neden olmasın? Ancak yine de bu hususta bir ayrıntının altını da çizmek gerekiyor: AKP, Özgür Özel CHP’sini dizayn etmekte zorlandığı için “zor zamanlar” yaşamıyor; tersine zor zamanlar yaşadığı için CHP’yi dizayn etmekte zorlanıyor. Çünkü artık kendi otoriter yönetimine meşruiyet devşirmekte zorlanıyor; otoriterliğini mazur -hatta geniş kitleler için arzu edilir- kılan ekonomik ve siyasi (Belediyeleri kaybetmesi) imkanları yitirdiği için zor zamanlar yaşıyor, CHP’yi dizayn etmekte zorlanıyor.
Evet, Özgür Özel meydan meydan geziyor. Evet, Özel, AKP’nin kaleleri diye anılan illerdeki mitinglerde bile hatırı sayılır kalabalıkları etrafında topluyor. Evet, ahlaki üstünlük de psikolojik üstünlük de onda. Evet, CHP örgütü, kendisinden beklenmeyecek bir dinamizmle Genel Başkanına destek oluyor ve sokağı dolduruyor. Evet, Özgür Özel Erdoğan’ın her hamlesine misliyle karşılık veriyor. Evet, toplumsal muhalefetin gözü de CHP’de. Evet, CHP, toplumsal muhalefetin de doğal sözcüsü haline gelmiş durumda. Evet, evet, evet... Ancak yine de Erdoğan-Özel arasındaki bu dalaşmanın akıbetini belirleyecek olan, Özel’in bu muhteşem, bu insanüstü performansı değil. Sonucu, burada Erdoğan; Erdoğan’ın, mevcut sosyoekonomik ve siyasi dinamikleri otoriterliğini yeniden meşrulaştırabileceği, bu otoriterliğe yeniden rıza üretebileceği şekilde değiştirip değiştirememesi, koşulları kendi lehine çevirip çevirememesi belirleyecek.
Erdoğan, içinde debelendiği sosyoekonomik krizi yeni bir meşruiyet kaynağına dönüştüremezse, AKP kendi otoriterliğinin altında ezilecek, yönetemediği bu otoriterliğin kurbanı olacak ve iktidarını yitirmeye zorlanacaktır. Fakat eğer Erdoğan bu zor zamanlarını aşar, otoriterliğini yeniden yönetebilir ve gücünü tahkim edebilirse, tarih bir kez daha Reis’in mürekkebiyle yazılacak, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ilelebet pâyidar kalacaktır. Tam da bu nedenle bugünkü tablo yalnızca Erdoğan’ın değil, Türkiye’nin de kader kavşağıdır: Ya otoriterliğin kendi ağırlığı altında çöküşü ya da meşruiyetini yeniden üretmiş bir otoriterliğin kalıcılaşması.
Dayanışmayla, dostça ve hoşça kalın…
Evrensel'i Takip Et