8 Eylül 2025 06:07

Müesses nizam CHP’yi geri çağırırken…

Müesses nizam, yukarıda asılı duran ve aşağıdakileri kontrol eden siyasi bir ‘üst akıl’ değildir. George Orwell’in işaret ettiği bu özelliği yanında, kurulu düzeni oluşturan kurumların, dahası kişilerin de içindedir.

Tayyip Erdoğan’ı sandıkta yenebilecek isim olarak öne çıkan Ekrem İmamoğlu’nun CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ilan edilmesinden hemen önce 18 Mart’ta üniversite diplomasının iptal ettirilip, 19 Mart’ta İmamoğlu ve ilçe belediye başkanlarının aralarında olduğu pek çok kişinin gözaltına alınarak tutuklanması iktidarın el yükseltme operasyonuydu.

İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin, üniversite yönetimlerinin İmamoğlu’nun diplomasını iptalini, kendi geleceklerini karartamaya dönük iktidar pratiklerinin dolaysız sonucu sayarak harekete geçmesi ve barikatları yıkarak Saraçhane’ye akması CHP’yi kabuğunu kırmaya zorlayan bir süreci tetikledi. CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, kitlelerin günlerce alanları doldurduğu sürecin yönetilmesinde öne çıkmaları, CHP’ye yönelik iktidar hesaplarında onların özel olarak hedef alınmasına yol açtı.

CHP İstanbul 38. Olağan İl Kongresinin iptali için açılan davada mahkemenin, İl Başkanı Özgür Çelik ve mevcut yönetimin görevden uzaklaştırılmasına, yerlerine geçici bir yönetim atanmasına hükmetmesi bunun bir sonucu olarak gündeme geldi. İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2 Eylül tarihli kararına göre İstanbul İl Başkanlığına Gürsel Tekin, Zeki Şen, Hasan Babacan, Müjdat Gürbüz ve Erkan Narsap’tan oluşan bir heyet atandı. Bunlar aynı zamanda ‘davacının’ önerdiği isimlerdi. Bu yazı yazılırken Tekin’in listesindeki iki isim çekilmişti. Tekin’in majestelerinin ‘muhalefeti’ olma adına giriştiği bu müesses nizam süvariliğini nereye kadar götüreceğini göreceğiz.

Tüm bu olup bitenler, Erdoğan liderliğindeki tek adam iktidarının, son yerel seçimlerde ikinci parti durumuna düşen ve gelecek açısından oy kaybetmesi, oy almasından daha muhtemel görünmesiyle doğrudan ilgili. Sadece onunla açıklamak ise eksiklik olur. Erdoğan, nasıl ki, Kürt siyasi hareketinin eş genel başkanlarını tutuklayıp, belediyelerine üst üste kayyım atarken, verili düzenin çeşitli dinamiklerine sırtını dayadıysa, bugün CHP’ye yönelik operasyonda da onu yapıyor.

Bu noktada şunu da ifade edelim. 19 Mart’tan sonraki süreci başarılı biçimde yürüttüğü konusunda pek çok kesimin birleştiği CHP Genel Başkanı Özgür Özel, birçok eylemde, “Biz öğrencilerin dediği gibi, buraya miting yapmaya değil, eylem koymaya geldik” dese de belirli bir sınırda disiplinli bir biçimde duruyor. Bu sınır CHP’yi belirleyen Kemalist kodlar ve sermaye programının beklentileriyle belirlenen sınırdır.

Ancak tüm bunlara rağmen, CHP’nin sadece Saraçhane’de değil, ülkenin pek çok yerinde, ekonominin işçi ve emekçilerin hayatlarını bu kadar daralttığı, baskı politikalarının gençlikten başlayarak çok geniş bir kesimi harekete geçirmeye zorladığı bir iklimde CHP’nin sokakta durmakta ısrar etmesi, Erdoğan’ın düzenin çeşitli dinamiklerini yanında bulabilmesini kolaylaştırıyor. Seçme ve seçilme hakkının ilgası tehdidine karşı sokağa taşan kitlelerin, sokakta mücadele yoluyla başarma duygusunu tatması ve potansiyel gücünün farkına varması durumunda onları artık CHP’nin de durduramayacağı gerçeği ise mutlaka bir yerlerde not ediliyordur.

İktidarın yargıyı siyasetin dizaynında sınırsız biçimde kullanması, rejimin niteliğine dair tartışmaları gündemde tutarken, muhalefet cephesinin belirli kesimlerinde ise ‘Sandık tarih mi oluyor?’ endişesini güçlendiriyor. Her ne kadar aşırı sağın küresel ölçekte güç kazandığı koşullarda seçimlerin kaderi tartışılır hale gelse de, sandığın bazı ülkelerde göstermelik bazılarında ise güçler dengesine göre hâlâ işlerliğini koruduğu bir dönemdeyiz. Bu Türkiye açısından da böyle. Kendisini seçimle bağlı gören ve bunun yaşattığı sıkıntıları tüm ülkeye yaşatan bir iktidar gerçekliği var. Suriye’nin kuzeyine yönelik operasyon tehdidinin sürekli gündemde tutulmasının bir nedeninin de, iktidara, cephe gerisini baskı altında tutması için imkanlar sunması olduğunu ekleyelim.

Tüm bu kaotik tabloya rağmen, korku üzerine teori inşa edilerek muhalefet yapılamaz. Kayyım kararının ardından Zeytinburnu’ndaki halk iradesi de bize bunu söylüyor.

Fatih Polat

Müesses nizam CHP’yi geri çağırırken…
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et