Hasta toplumlar kitap özeti
Yılları geçtim artık günler “Bundan daha büyük skandal olamaz” deyip daha büyüğüne şahit olarak geçiyor.
Diploma skandalında da her geçen gün daha büyük akıl tutulması gelişmeler yaşanıyor. Depremde ölen insanların eğitimini çalmak mesela? Nereye koyacaksın bu suçu? Ahlaksızlığı? İnsanlık dışı çıkarı?
Yozlaşmanın varabileceği yer neresi diye düşündüm, daha ötesinin olamayacağı bir çıta var mı, arşı nereye düşer?
Biraz araştırdım yozlaşma konusunu, alt başlıklara ayrılıyor şu şekilde: Politik yozlaşma, kültürel yozlaşma, mesleki yozlaşma, ahlaki yozlaşma, toplumsal yozlaşma, yönetsel yozlaşma, bilimsel yozlaşma...
Tek tek tanımlamaya ihtiyaç duymuyor başlıklar, sadece son bir senede yaşadığımız olaylar ile her birine onlarca örnek bulabilirsiniz, öfkeyi bilemek için bir beyin jimnastiği olur.
Liyakatin, adaletin, hukukun ortadan kalkmasının nelere mal olabileceği üzerine hepimiz uzun uzun akıl, fikir, kalem ve dil yormuşuzdur. Hepsinin toplamının ötesine geçtik: Gerçeklikle olan bağımız iyice kopuyor.
Doktor aslında nalbur çıkabilir, psikoloğun halı yıkamacı, avukatın ilkokul mezunu, polis uyuşturucu bağımlısı çıkabilir, diplomat dediğin kaçakçı.
Hakim ne okudu, savcı sınavı verebildi mi? Kimdi bu insanların üniversite hocaları, hiç var oldular mı?
Ne bileceksin? Eve doğal gaz döşenecek diyelim, usta acaba usta mı gerçekten? Kim onaylayacak yaptığı işi? Denetime gelen mühendis gerçekten mühendis mi? Evle birlikte havaya uçacaksın belki?
Gıda mühendisi gerçekten mühendis mi? Paketli gıdayı denetleyen kim? Eve hırsız girdi, kimi arayacaksın? Polis gerçekten akademi okudu mu? Kimin hizmetinde olduğunu düşünüyor? Yahu hepsini geçtim her toplumsal olayda sokakları barikatla kapatıp eve geçmene izin vermek için ikametgah istiyorlar. Biz evimizin adresini kime gösteriyoruz? Kendimizi kime hedef ediyoruz? Peki adresimizi, kimlik numaramızı bilmeyen kaldı mı? Bankacı bankacı mı? Ne okumuş, okumuş mu? Kimlerle arkadaş? Maaşımıza çökerse muhatabımız kim olacak? Binayı kim denetledi, inşaat mühendisi mi gerçekten? Başımıza çökecek eve kasten sağlam raporu mu aldırıldık acaba? Gerçeklikten koptu hayat, kime güveneceksin? Ya hastaneden çalınmış bir çocuksan? Anan baban essah mı?
Kan grubun doğru mu ya? Acile kaldırılsan hayatta kalabilecek misin?
Nasıl çözülecek şimdi bu iş? Üniversite arkadaşlarından şahit getir desen, gizli tanık, yalancı şahit konusunda dünya çapında bir marka olmuş ülke. Ehliyet yenileme yapar gibi diploma sonrası onuncu-yirminci yılda yeniden sınava mı gireceğiz? E sınav soruları çalınıyor, e-devlet sistemine giriliyor, notlar değişiyor, bu sonuçları kim okuyor? Geçen gerçekten geçti mi kalan harbiden kaldı mı?
Seneye mesela, yurt dışında okumak isteyen okuyabilecek mi? Lise diplomasına başka üniversiteler güvenecek mi? Yurt dışında yüksek lisansa buranın üniversitelisi alınacak mı? Apostil basan memur, memur mu? Noter gerçekten hukuk okudu mu? Hocası harbiden profesör mü yoksa tez bile yazmadan profesör mü olduruldu?
Okul okumak için bir motivasyonu, hevesi, umudu kalan var mı?
Robert B. Edgerton bir sosyolog ve aynı zamanda antropolog. Diplomaları gerçek. Hasta Toplumlar diye bir kitabı var. Burada ilkel kabileler üzerinden verdiği örneklerle basitçe diyordu ki bazı toplumlar gerçekten kötücüldür, ilkel kalmalarına antropolog olarak dilediğiniz kadar sebep bulmaya çalışırsanız çalışın, bazen gelişmemelerinin ve yok olmaya yüz tutmalarının tek sebebi kötülüğün yaygın bir huy, davranış olmasıdır.
Her toplum zamanla hastalanır da diyor, farklı sosyologlardan alıntılarla güçlendiriyor tezini. Bir zamanlar modern dünyaya ait olmak, bir yüzyıl sonrasında bir kabile toplumuna dönüşmeyeceğinin garantisi değilmiş anlayacağınız. Düşününce 1900’lerin başında çok daha modern ya da modernleşmeye açık olup süreç içinde sömürge haline gelen ve yüzyıl sonrasında yüzlerce yıl daha geriye gitmiş ülkeleri gözünüzün önünden geçirebilir, bu halkların modern dünya tarafından insan muamelesine tutulmadığını acı şekilde fark edebilirsiniz. Her ne hikmetse, sömürgecilerin eliyle dini grupların çatıştırıldığı, demokratik ve laik yönetimden ziyade inanç üzerinden yönetilen, azgın azınlıkların silah gücüyle kaynakları sömürdüğü, halkın temiz suya ve sağlıklı gıdaya ulaşamadığı, kadınların insan yerine konulmadığı, derin yoksul ülkeler olmak gibi ortak özellikleri var.
Dönüyorum bize.
Kötülük hiç bu kadar gözle görülür, elle tutulur olmamıştı bu coğrafyada, ne etik değer kaldı ne ahlakın iyiliğe yaradığı bir an.
Bilimin ve akademinin de hükmü ortadan kalkmak üzere, ileriyi düşününce bir sokak röportajındaki genç kadının sözleri geliyor aklıma: “Ne istiyorsunuz bizden? Elimizde mızrak, g....'de yaprak mamut mu avlayalım?”
O zamanlar gülünmüştü ama gerçekten kabileleşiyoruz.
“Hasta toplumlar kendi bireylerine o kadar çok acı verirler ki, sonunda birey kendi toplumundan kaçmak ister, fırsatını bulduğunda da kaçar” diyor Edgerton.
Siyasetin dili kirletildiği, muhaliflik kriminalize edildiği, güvensizlik arşa çıkarıldığı için, bilindik örgütlenme faaliyetleri de geriledi, insanlarda kaçma refleksi devreye giriyor.
“Sosyal çöküş, inanç sistemleri ve bununla alakalı yatırımlar ve getiriler arasında mantıklı bir değerlendirmeden yoksun davranışlar nedeniyle ortaya çıkmıştır.”
Mantıklı değerlendirme arada yapıyoruz belki ancak her geçen gün değerlendirmelere kanıksama siniyor. Seri skandallar, planlı büyük aksiyonların önünü tıkıyor.
“Etkisiz veya gerçekte zararlı inanç ve uygulamalar, insanlar değişime kapalı olduğu için kalıcı hale gelir” diyor Edgerton.
Doğan Cüceloğlu da Gerçek Özgürlük’te hasta toplumlar konusunda benzer bir yorum yapıyordu:
“Gelişmemiş, hasta bireyler gibi, hasta toplumlar da çözüme götürmeyen bazı davranışları tekrar edecek ve ortaya çıkan sonuçları komplo teorileriyle açıklayacak, kendilerine hiç sorumluluk almadan başkalarını suçlayacaktır. Ya da teslimiyetçi bir kadercilik anlayışına sığınacaktır.”
N'apalım?
Çare her zamanki gibi örgütlenmek diye düşünüyorum. Bir refleks gibi, saldırılan yeri özne edip etrafında örgütlenmek.
Diploma krizi devasa bir problem. Bunu güvensizliğin yaygınlaştırıcısı olmaktan çıkarıp örgütlenme kozuna çevirmek mümkün mü?
Okul okul, sınıf sınıf, sene sene örgütlenmek mesela? Bir seferberlik gibi. Tüm üniversite mezunlarının internete erişimi olduğu düşünülürse hele? Gruplara referans ile girip gerçek sayıyı almak mümkün. Eldeki yıllıkları yüklemek mümkün, yıllığa katılamayanları sınıf arkadaşlarıyla teyit etmek mümkün. Tüm verilerimiz çalınmışken, tam da kim olduğumuz teyide ihtiyaç duyarken ve tüm teyit mecralarına şaibe karışmışken, kendi datamızı yeniden yaratmak mümkün olabilir mi? Hem de dışarıya, hırsızlara kapalı şekilde?
Kendimden yola çıktım, bölümüm 80 mezun veriyor, 80 kişilik bir grup rahatlıkla teyit edilebilir. Fakülte içerisindeki her bölüm 60 ila 80 kişilik teyidini gerçekleştirdikten sonra fakülte çatısında birleşse ettik bin kişi. Aynı kampüs içindeki fakülteler kampüs çatısında birleşse etti 2 bin 600 kişi. Aynı yılın mezunları olarak birleştik.
Şimdi size İstanbul Üniversitesi öğrenci sayısını veriyorum hazırsanız: 280 bin
Bu sayı ülkedeki tüm sosyalist partilerin kayıtlı üye sayısının toplamından büyük. Bu sayı DİSK’in üye sayısından da büyük. Tek bir üniversitenin öğrenci sayısı bu.
Ne şartlarda okuduğunu bilen, o okulu kazanmak için dirsekleri çürümüş, bitirmek için sayısız sabahlamış, okuyabilmek için bir yandan çalışmış, KYK bursu kovalamış, derbeder evlerde kalabalık yaşamaya alışmış, ısınmayan perdesiz yurtlara mecbur bırakılmış, okulu bitirdiği günkü gururunu hiç unutmamışlar olarak, ideolojilerin, bakış açılarının, mezheplerin, etnik kökenlerin üzerinde bir küme oluyoruz, kim olduğumuzu ispatlayabiliyoruz ve kimin bizden olmadığını da.
Kuralları net gruplar olmalı bunlar, sosyalleşmek, tartışmak, linkler paylaşmak, cumalar hayırlamak için değil, asıl işlevi yalnızca bir arada durmak. Dileyen kendi sosyal dayanışmasını ayrıca kurar.
Neyi yasaklayabilirler? Instagram’da kapalı bir hesabı takip etmeyi mi? Facebook'ta grup yönetmeyi mi? Telegram'da kanal açmayı mı? WhatsApp’ta grup kurmayı mı? Maili listesi oluşturmayı mı? Web sitesi açmayı mı? X'te liste oluşturmayı mı? Hangi birini yasaklayabilirler?
Bir düşünün akım gibi, akın gibi sene sene ülkedeki her okulun mezunlarının birleştiğini...
TÜİK’e göre 25-34 yaş arası yüksek öğrenim mezun oranı yüzde 44.9.
Boşa mı okuduk, biraz matematik ve istatistik, biraz data analizi ve güvenlik işi biz de yapamaz mıyız?
Hayalperest bulunabilir, imkansız sanılabilir. Kadercilik ve teslimiyetçilikten iyidir. Her ezber yıkılmaya mecbur, her olmaz bir gün oldurulur.
Tarih, imkansızı mümkün eden toplumları da azar.
Kitapta da yazıyor:
“İnanılmaz aptallığın ardından gelen inanılmaz kahramanlık, insanlık tarihinde nadir karşılaşılan bir durum değildir.”
Evrensel'i Takip Et