30 Temmuz 2025 06:09

‘Yeşil vatan’ ne yeşilidir? Ağaç mı, yoksa…

Türkiye’de özellikle son yıllarda artan ve yaz aylarında yoğunlaşan orman yangınları, bu kez neredeyse yaz mevsiminden bile önce başladı. Doğu ve Güney Marmara, Trakya, Batı Karadeniz, İç ve Batı Anadolu, Ege ve Akdeniz’in neredeyse tamamı… Ülkenin önemli bir bölümü ardışık yangınlarla kavruluyor. 2021’deki büyük yangınlardan sonra bir kez daha ve bu kez daha çeşitli bir coğrafyada ormanlar kül oluyor.

Ormanları korumak ve bu tür yangın olaylarına zamanında ve etkili şekilde müdahale ederek hızlıca söndürmek için gerekli teçhizat ve donanımın olmadığı, öncekilerde olduğu gibi 2025 yangınlarında da ayan beyan görüldü. Bu eksiklik, bizzat can kayıplarına yol açarak acı şekilde ortaya çıkıyor. Eskişehir Seyitgazi’deki yangınla mücadele sırasında hayatını kaybeden 11 kişiye Bursa’daki büyük yangında yeni kayıplar eklendi. Toplam can kaybı 20’ye yaklaşıyor. Gerekli giysileri ve teknik cihazları olmayan, eğitimleri yetersiz görevliler ile yurduna karşı sorumluluk hissiyle yangın yerine koşan, ama bir ‘kılavuz’dan yoksun olarak rastgele davranmak zorunda kalan gönüllü yurttaşlar kendilerini alevlerin ve plansızlık yangınının ortasında buluyor.

Ama o ‘kılavuzluk’ göreviyle yükümlü (dolayısıyla ölümlerden sorumlu) başlıca kurumlardan Tarım ve Orman Bakanlığı, bu felaketler bizzat kendi sorumluluk alanında gerçekleşmiyormuş gibi, üstlerinde kısa kollu tişörtleri, açık başları ve çıplak elleriyle azgın alevlere müdahale etmeye çalışan biçare orman işçilerinin ve itfaiyecilerin görüntüleri üzerinden ‘kahramanlık’ hamaseti yapmakla meşgul oluyor. Bünyesindeki Orman Genel Müdürlüğü, elde ettiği yüksek karları, 2023 yazından itibaren yabancı sermaye lehine uygulanan Erdoğan-Şimşek programının yüksek faizine yatırıp bir rantiye sınıfı unsuru haline geliyor. Pazartesi günkü manşetimizde bunu ortaya serdik: Ormanları korumak ve büyütmekle görevli kurum, yüksek faiz gelirleriyle tüm toplumun üzerinde bir asalağa dönüşmüş durumda. İtfaiyecilere ise gecelerden sabahlara alevlerin ağzında geçirdikleri her bir saat için 49 lira reva görülüyor.

 

Yangının iki faili: Özelleştirme ve şirket-devlet

Tekirdağ, Bursa, Çanakkale, neredeyse tüm İzmir taşrası, Bilecik, Eskişehir, Sakarya… Bir aydan kısa süre içinde onlarca kent ve kasabanın ciğerlerini söken yangınlarla, meclisten neredeyse ‘sopa marifetiyle’ geçirilen maden (talan) yasası arasındaki olası bağıntı zamanla ortaya çıkacaktır. Bu varsayım, kolaycı bir komplo teorisi olmaktan öte Türkiye’de sermaye ve devletin ‘büyüme’ alışkanlıkları açısından tanıdık bir yol olduğu için ilgi çekiyor. Yeni maden alanları için ormansızlaştırmanın yasal yolları zaten ardına kadar açılmışken; ormansızlaştırma işinin fiili yanı için de (faaliyet masraflarından ve köylü direnişi, toplum tepkisi gibi sosyal maliyetlerden kaçınacak şekilde) yangınlardan faydalanmak sermaye ve devletlerinin fıtratına uygundur.

Ama bu da bir yana, ülkenin orman varlığını dalga dalga yok eden felaketlerin de, son noktada yine iktisadi karar ve uygulamaların sonuçları olarak ortaya çıktığı görülüyor. Elektrik dağıtımındaki özelleştirmelerin, nakil hatlarından kaynaklı yangınları nasıl tetiklediği ve ne büyük yıkıma yol açtığı önceki yıllarda da bu yılki yangınlarda da feci şekilde ortaya çıkıyor. “Şirket gibi yönetilen” devlet kurumlarının asli işleri yerine faizle borsayla oynayarak para kazanmaya yönelmesinin sonuçları da…

 

‘Yeşil vatan’ ve savaş demagojisi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan hükümet yanlısı Hak-İş’e bağlı Öz Orman-İş Sendikasının Başkanı Settar Aslan’a dek iktidarın irili-ufaklı tüm rütbelerinden gelen “yeşil vatan” lafları da bu çıplak gerçekleri kapatmaya dönük bir ideolojik örtü görevinde. Erdoğan “Unutmayalım ki bu bir savaş, bir yeşil vatan müdafaası” diyor örneğin. E, savaş varsa niye ‘asker’ almıyorsun; yeşil vatanı savunacak orman işçilerini neden çoğaltmıyorsun?

Öz Orman-İş’in Settar Aslan’ı da reisinden sufleyi almış, “Ormanları korumak aynı zamanda bir savaş mantığı içerisinde yürütülür” diyor, sonra da 28 tane Sikorsky tipi helikopterin Orman Genel Müdürlüğü’ne tahsis edileceğini ‘müjdeliyor’. Ama 2028’de. Bu “biraz daha işimizi kolaylaştıracak” imiş. 2028’den sonra daha kolay söndürürüz diyor.

 

***

Bugünkü gazetemizde de Erdoğan-Şimşek programı uygulamalarının doğrudan ve dolaylı olarak bu orman yıkımındaki tetikleyici rolü yer alıyor. 2024’te yüksek enflasyonun yaratacağı kayıplardan kaçınmak için (pek çok başka sektörde de olduğu gibi) emekli olan binlerce orman işçisinin yerine, yenilerinin alınmadığı ortada. Yüksek enflasyon ‘daha fazla yoksullaşmamak’ için işçileri emekliliğe sevk ederken, kamuda tasarruf tedbirleri o işçilerin yerine yenilerinin alınmasını engelliyor. Erdoğan-Şimşek programının iki semptomu, ağaçların arasında iki kundakçı gibi geziyor!

Hakkı Özdal

‘Yeşil vatan’ ne yeşilidir? Ağaç mı, yoksa…
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et