26 Temmuz 2025 06:03

Bu hafta yazılacak çok konu vardı.

Yazmaya insanın elinin gitmediği ama hakikati bağırmak zorunda olduğumuzdan sürekli konuşmamız gereken çok şey var. Mesela düşünüyorum da ne kadar hızlı geçti, kele kel demenin yargılanma sebebi sayıldığı İçişleri Bakanı zamanı, terörist kelimesi budala kadar sıradan bir sıfata indirgenmişti. Soğanın kilosu 20’ye çıktı diye soğan terörü manşeti atıldı ülkede. Koca koca kürsülerde yapıştırıp gittiler hepimize dünyanın en ağır ithamlarından birini: Teröristsin, teröristler, terör…

Şimdilerde çok ölümlü bir ülkeyiz artık belki de ondan her gün birilerimiz şehit ilan ediliyor. Şehitlik kavramı artık askerlik, polislik gibi bir kamu görevine ait değil. Halka bir teselli gibi, gidenin cennete gideceğini bu dünyanın fanileri olarak vadederek şehit oldu diyorlar. Devletin şehitlik mertebesi ilan etmesinin bir bedeli olmalı, geride kalanlara tazminat ödüyorlar mı, şehit yakını maaşı bağlıyorlar mı, şehit ailesi haklarından yararlandırıyorlar mı? Bilmiyoruz. Orman işçileri öldü, temmuz zammı beklerken ölüm çaldı kapılarını. AKUT gönüllüsü pırıl pırıl gençler öldü. Sosyal sorumluluğa ayrılan kişi başı süre sıralamasında sonlardaki bir ülkede, arama kurtarma eğitimi alıp, tüm tehlikeleri göze alıp (Kurucusunun bir ara tutuklandığı bir dernek ne de olsa) kendini selde, yangında, depremde ortaya atabilen en iyilerimiz gitti. Giden gittiğiyle kalır mı? Hak mı reva mı? Şehit oldular diyorsa devlet, sözünün ardında durmalı. Sahi bu devlet, en son ne zaman önlenebilir bir ölümün tazminatıyla anıldı? Halk, ölürken bile masraf çıkarmasın isteyen bir iktidar bu.

Boğularak bakıyordum gündeme, dişlerim her zamanki gibi sıkılı, kaşlarım çatılı, boğazımda yutkunamadıklarımdan koca bir ağrı.

Çok alakasız bir video düştü önüme, İtalya’da ufak bir şehir, açık hava sineması kurmuşlar meydana, bedava.

Halk toplanmış plastik sandalyelerde film izliyor. Orta yaşların üzeri bir kadın, sandalyeyi meydandaki süs havuzuna yerleştirmiş, toplamış eteklerini, sokmuş bacaklarını suya, yayılmış sinema perdesine bakıyor.

Öyle rahat yayılmış ki köklenmiş oracığa, serinliği ekrandan bile insanın yüzüne vuruyor, görüntüdeki huzur somut bir şey sanki, uzansak dokunulacak gibi ve göz dolduruyor. Bu kadar sıradan bir ana, bunca özeneceğim aklıma gelmezdi, sanki çok acı, çok sıcak bir şey boğazımı yakarak inip mideme oturdu.

Mutluluğu; sürekli bir durumdan ziyade başka yer ve zamanda olmak istemediğin anlarda saklı, geçici bir iyi hal olarak tanımlarım. Tanımlayabilecek kadar hatırımda bu duygu, huzur için düşündüm uzun uzun, tanımlayamadım. Öyle derinden yitip gitmiş demek hatırdan. “Tam şu an mutluyum” dediğim kareler var hafızamda ama “O kadar huzurluyum ki” dediğim son gün zinhar gelmiyor aklıma. 

Dinlerin ve felsefenin ortaya çıkışı yaşamı anlamlandırmak ve ölüm kavramı ile baş edebilmekle ilgili.

Ölümün bu kadar sıradan, sırasız ve yaygın olduğu coğrafyada nasıl erişilir huzura?

Yaygın şekilde öldürülüyoruz, memleketi yaşatmaya çalışırken. Ardımızdan ya yazık denilecek ya müstahak ya da şehit.

Yangında, depremde, selde, trafik kazasında, gaz patlamasında, bir erkek şiddetinde, bir mafya hesaplaşmasının yorgun mermisinde, üzerimize balkon düşerek, gerekli tedaviye erişemeyerek, güvensiz çalışma koşulları yüzünden bir iş cinayetinde ya da öfkeyle beslenmişlerin sığındığı “cinnet” kelimesinin neticesinde, başında büyük puntolarla “Akıl almaz” sıfatı eklenmiş bir haber manşetiyle ölüp gidebiliriz.

Öyle de gitti zaten nice sevdiklerimiz, nice sevilesi insan.

Yoğun elem, katmerli keder, sonsuz endişe, taşınmaz buhranlar sonucu, kalbimiz de pes edebilir. En çok da kalpler dayanamaz oldu bu sıra.

Nasıl yaşanır ölüm her yerde kol gezerken? Akıl almaz evet sene 2025, yapay zeka şirket yönetimlerinde söz sahibi, Mars’a turist gidiliyor ve şuracıkta bir savaşta, açlıktan onlarca insan ölüyor, bir ekmeğe ulaşmaya çalışırken kalanlar da bombalanıyor. Komşu, ayaklanmış, limanlarını kapatmış İsrail’e, biz ucuza balık yemek için komşuya yalvarıyoruz, bize n’olur vize ver diye. İnsanın insan olmakla ilgili sınavı çok ağırlaştı.

Huzur?

Lafı geçmişken hazır, Ahmet Hamdi Tanpınar ne diyordu Huzur’da: ”Haksızlığı her kabul ediş, daha büyüğünü doğuruyor.”

En büyük haksızlık ne diye düşünüyorum; fark ediyorum ki haksızlık birbiriyle yarışamıyor aslında, hele sonu ölüm olduysa.

Ölülerimizin adlarını artık bir çırpıda sayamıyor oluşumuz sığar mı haksızlık kavramına? 

Ecel harici her ölüm haksızlık, bu sistemin bizi yaşatmıyor oluşu da. Biri süreç biri sonuç.

Huzur, Maslow piramidinin doğru yerinde mi gerçekten acaba?

Bu ülkede rayında giden, ranttan başka ne kaldı bilmiyorum.

Kaç senedir kendi kendimizi sağaltıyoruz. Şüpheli ölümlerin peşine düşüp çözen, ateşlere ölümüne atlayıp yangın söndüren, çıplak elle enkaz kazan, katledilmesinler diye evini sokak hayvanlarıyla dolduran, adalet nöbetlerinden çıkamayan, hakkı olan hizmeti dayata dayata almaya çalışanlarız. İyi günde kötü günde birbirimizin yanında sadece biz varız. Bizim başımızda, yanımızda, ardımızda devlet eli yok, bize bakan yok, su verenimiz yok, sırtımızı sıvazlayanımız, takdir edenimiz, destek çıkanımız yok, güvencemiz yok. Bizim güvendiğimiz dağlarımız sadece birbirimiziz. Yurttaşlık haklarımız eksiye indirgendi, yurttaşlık görevlerimiz arşta. 

Şu memleket için vergiden yargıya bir adaletsizlik fırtınasında ölümüne verilen bir kavga.

Yaşamaktan bahsetmek çok derinlerde ince bir detay artık bize, kim bilir neye benzerdi huzurlu bir insan olmak?

Kafamdaki sorular endişeye, endişe korkuya benzer bir şeye dönüşüyor: Bir gün her şey geride kaldığında, iyi bir yaşamın neye benzediğini hatırlayamamak gibi. Hak talep ederken bunca yokluk sonunda haklarımızdan yana cimrileşmiş olmak gibi.

Savunmayı hep eldekini çaldırdıktan sonra kurduğumuzdan, hayalimizdeki o bir başka alemi tam hatırlayamamak, olması gerekenin çıtasını asgaride tutmak gibi.

Ölüme alışılmaz lakin ya unutulursa dört başı mamur yaşamak nasıl bir şeydi? Olmaz diyemiyorum, ya olursa ve biz arınamazsak kirlerimizden?

Halimiz hal değil. Birbirimizi keder sınavına tutar olduk, kimsenin iyi gününe tahammül kalmadı. Her acıda durduruyoruz hayatı -ki durmalı. Birbirimizin kötü gün dostuyuz, uzundur iyi gün görmediğimizden unuttuk güzellikleri paylaşmayı. 

Huzurla bir hazzı da unuttuk, ne eğlenmekten anlıyoruz ne mimariden ne sanattan ne sevmekten artık. Tatile gidenin tatili, sofraya oturanın sofrası biraz da bundan batıyor belki, ne yaparsan yap dışarıdan görünen bir “güruh” algısı. 

Oysa her şeye inat, savunduğumuz hayatı yaşatmaya çalışmalıydık. Kurumlar ve kurallar yıkılsa da bizim oluk oluk akan hayatımız sarsılmaz şekilde ayakta kalaydı. Her manada aç kaldık.

Rejimin tıkanıklığı, adaletsizliğin dayanılmazlığı, insan ömrünün sonsuz olmayışı ve hayatın olağan akışı...

Bir derin nefese ihtiyaç duydukça tekrarlıyorum:

Sağ kalmaya çabalayalım, az kaldı…

Gidecekler ve biz dans edeceğiz, içimizden geldiği gibi, istediğimiz yerde ve zamanda, yorgunluktan bacaklarımız tutmayana kadar.

Gidecekler ve biz sıcak bir yaz gecesi, pamuklu bembeyaz çarşafın serinini hissederek yüzümüzde bir gülümseme ile gireceğiz yatağa, muhtaç olduğumuz o huzurlu uykunun sonunda bizi sarmalayacağını bilerek. 

Gidecekler ve biz öpüşeceğiz sokaklarda, sevginin artık nefrete galip geleceğini bilerek. 

Gidecekler ve biz kavuşacağız sürgünlerimizle, kucaklaşacağız yılların tüm tozunu silercesine sırtlarımızı sıvazlayarak. 

Gidecekler ve biz bu sefer heyecanla dolduracağız duruşma salonlarını, dünyanın en uzun adalet orucundan çıkmışların açlığıyla.

Gidecekler ve biz çöktükleri tüm lüksleri asli ihtiyaçlarımızla takas edeceğiz. Sahillerinden koylarına bizim olacak yeniden bu toprak, jetleri yangın söndürme uçağına dönüşecek, sarayları fakültelere. 

Gidecekler ve emeklerimiz değerini bulacak.

Gidecekler ve biz adil bir yaşam inşa edeceğiz.

Ve sonrasında elbet bir gün gelecek, tek işimiz yaşamak olacak, hayatta kalmak yerine.

 Ölüm etrafımızı bunca sarmışken bile unutmamak için yazıyorum: Biz yaşamak ve yaşatmak istiyoruz, huzurla ve mutluluk içinde.

İnsanız be!

Ayşen Şahin

Huzur kim, biz kim...
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et