Direniş iklimine girmek zorundayız
İkime göre yaşam kurulur. İklim yasalar ile şekillenmez. Yaşam iklimini ve yerleşim iklimini doğru seçmeliyiz.
Son aylarda tartışma konusu iki ana başlıkta TBMM de gündem olan iki temel vurgu ile yasalarda değişiklik yapılması sürekli gündemde. Birisi “iklim kanunu” diğeri “madencilik kanunu” adı altında birçok yasada değişiklik öneren yasalar ve taslaklarıdır.
Bunlar neden gündemde ve neden birbirleriyle bağlantılı?
“İklim kanunu” ile temel olarak atmosfere verilen, atılına, çıkan sera gazları karşılığında bir bedel ödenmesi durumudur. Bunun gündem edilmesi de, “artık atmosferin yapısına giren sera gazlar ile iklimin değişiminin önü alınamayacak ve değişimin artık felakete dönüşeceği, küresel olarak iklimin felaket yaratacak hale geleceği ve bir kırılma noktasında olduğu, bunun da “iklim krizi” olarak adlandırılmasıdır. Krizden çıkış içinde yeni teknolojik sistemlerin devreye girmesi gerekmektedir. Bu teknolojik sistemlerin hammaddelerinin temini içinde; madenciliğin önündeki engellerin kaldırılması gerekmektedir. Bu yolla elde edilecek metallerden, elementlerden, minerallerden yapılacak yeni sistemler atmosferin sera gaz oranı düşürüleceği öne sürülmektedir. Bu gerçek midir?
Her iki konu da bilimsel olarak tartışma konusudur. Her verinin kesin kabul edilip tartışma dışı bırakılması bilimsel çalışma yöntemine uygun değildir. Bu yöntem sadece sömürü alanlarının sistematik oluşumlarının sağlanması amaçlıdır. İklimi atmosferik olayların sonuçlarına bağlayarak değerlendirmek, diğer etkenlerin yok sayılması işin gerçekliliğini de yok saymaktır. Yerkürenin iklimi kürenin bütünü ve güneş sisteminin tümüyle bağlantılıdır.
Atmosferik olaylara bağlantılı olarak bir “iklim krizinden” söz etmek ve bunu sadece sera gazı eşdeğer gazların atmosferdeki oranı üzerinden değerlendirmek tümüyle yanıltıcı girişimdir. Buradan bir fırsat çıkarma politikasıdır. Burada iki operasyonla yeni dönüşüm ve kazanç alanları yaratılmaktadır. Bunun adı bütün kürede “karbon ticareti” olarak bilinmekte ve yerleşmiştir. Karbondioksit gazı eşdeğeri üzerinden birim (ölçü) alınarak, karbon ticareti, tahsisi ve kredilendirmesi yapılmaktadır. Bu işlemi kim, kimin için yapar? Ödemeler kime yapılır? Daha fazlaca sorular da var! Ancak toplumların ticari işi olmadığı kesindir. Onlara yük getireceği nettir.
İklim ile ilgili sözde önlemleri almak ve sera gazlarını azaltmak için yeni sistemler ve bunların hammaddeleri metaller, mineraller kullanılmalı gibi konular acil gündem yapılmıştır.
Varsayalım ki; sera gazlarını azaltmak için söz konusu metalleri, mineralleri çıkarıp, bunların yapıldığı malzemeleri ile malzemelerin kullanıldığı yeni teknoloji sistemlerini başta dijital sistemler olmak üzere kullanmak gerekiyor. Dijital sistemlerin çalışması için kullanılacak enerji miktarı bir kenara, sistemlerin kurulması ve malzemelerin kayaçlardan elde edilmesi ve işlenmesi için ara işlemler ve kullanılacak kimyasallar, su, enerji miktarları hesapta mı? Kullanılacak kimyasalların üretiminde ki enerji ve elde edilmesi için oluşacak sera gazları ne kadar? Kayaçlara yapılan kimyasal işlemler ile ortaya çıkan sera gazları hesapta var mıdır? Yerküreye yapılan müdahale ile hem sera gazı çıkışı hem su döngüsünün yaşayacağı değişim ve bağlı olan işlemlerin yaratacağı sorunlar hiç tartışılmakta mıdır? Yada bunların da bir bedeli olduğu ve karbon ticaretine dahil edilerek, yerelde yaşayanlara bedel olarak ödetilir mi? Kısaca bütün bedeller yaşamın kısıtlılığı ve bedeller üzerine köle sisteminin kurulmasına giden durumu gösteriyor.
Bu iki yasa tartışmaları, genel tartışmada bugünkü sistemin kendisini yenilemek ve yeni sistemler ile hem ekonomik, hem yönetsel ablukayı yeniden güçlendirmek için yeni girişimlerinin bir parçası olarak ele alınmalıdır. Eğer biz buradan kapitalizmin kaleleri olarak saydığımız, dünya ekonomik ve siyasal işleyişini kontrol edebilen, Dünya Bankası (DB), Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), Uluslararası Para Fonu (IMF), Yönlendirdiği AB, BM gibi yapıların verilerini bilimsel olarak kabul edip onlara uyacaksak yanılmış oluruz.
Peki bugün isleyiş çalışmıyor mu? Elbet çalışıyor. Ancak hem yasalarla tanımlı, hem geleceği de ablukaya almak hem de rıza unsurunu devreye sokmak amaçlı kolay işleyişi önümüze sürmekteler. Bunun için de, bilimsel veriler diye toplumlara “saygın kurumlar” aracılığıyla tekelci, toplumdan kopuk, gerçeği yansıtmayan verileri bilimsellik adı altında kabul ettirmeye ve buradan da rıza oluşturmaya çalışıyorlar. Yine topluluklar arası tartışmalar ile de karşı oluşacak güçlü mücadele oluşumlarını ayrıştırarak dirençleri kırmayı başarıyorlar.
Başlangıçta belirtiğimiz üzere iklimi değerlendirirken, yerküreyi bir bütün olarak başta biyosfer ile ele aldığımızda, yapılacak bu çalışmalar iklimi gerçekten değiştirecek unsurları hızlandıracaktır. Suya ulaşımı, nem tutumunu, yeraltı su besleme mekanizmalarını dağıtmaya, yağışla gelecek suyun yerle ilişkisini sadece yüzeysel akışa bırakmasına, kimyasallaşmasına, güneş ışınlarının bitkilerin fotosentez döngüsünde maddeye dönüşmesine engel olacak, bunun gibi birçok etken söz konusu olacaktır. Aynı zamanda bitki-bitki ilişkisi, bitki-havyan ilişkisi, hayvan-hayvan ilişkisini bozacak işlemler karşımıza çıkacaktır. Bütün bunlar iklimin bir parçasıdır.
Buradan bakıldığında bütün coğrafyalar artık kapitalizmin birer hammadde kaynağı olarak görülmektedir Bu kaynakları elde edebilmek için her türlü altyapıyı sözde hukuku sistemi kurma çabasındalar. Dayatılan bu iklim coğrafyanın yaşayanlarını oralardan sürme planlaması olarak görülmeli ve karşı durulmalıdır. Kağıt üzerinde süslü tümcelerle kurulan sistemi çözmek bütün canlılar ve yerküre adına bizlerin omuzunda yüktür. Bu yükü taşıma onurunu ve birbirimize omuz vermeyi, birbirimizi beslemeyi unutmadan sürdürelim. Yenilmişlik ikliminden çıkarak kapitalizmin iklimine karşı bilinci ve direnişi öne çıkarmak her dönem elzem olmuştur. Yeni bir iklim için başlayalım. Direniş iklimine giren herkesi selamlıyorum.
Evrensel'i Takip Et