20 Temmuz 2025 06:05

Türk, Kürt, Arap… yeni ‘Biz’, yeni süreç, yeni anayasa

“Cumhurbaşkanının iki yardımcısı olsun, bir Kürt, diğeri Alevi olsun.”

MHP Başkanı Devlet Bahçeli’nin bu sözleri, bir süre önce milletvekilleriyle yaptığı bir toplantıda dile getirdiğini dün İsmail Saymaz aktardı. Zamanlama ve içerik açısından değerlendirildiğinde basmakalıp ve şekli bir ‘kardeşlik’ vurgusu değildir bu. İçinde bulunduğumuz sürecin başlıca sahibi rolünü, kimi zaman oldukça etkili hale gelen sağlık sorunlarına rağmen başarıyla temsil eden MHP liderinin sözleri, Erdoğan’ın, Sarayın ‘anayasa masası’ şeflerinden Mehmet Uçum’un, ama asıl önemlisi ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın daha önceki açıklamalarıyla uyum ve devamlılık halindedir. Türkiye’nin idari ve siyasi yapısında da köklü ve kalıcı değişimler amaçlayan (ayrıca gerektiren) bir uluslararası projenin-sürecin aktörlerinin eş güdümünü gösterir.

Uçum, bir “Yeni Türkiye anayasası” bahsiyle ilk meşgul olanlardandır. Israrla tekrarlanan vurguları, tartışmalı 2017 referandumuyla geçilen ‘yeni’ düzenin mevzuatını da ilga ederek, sınırsız süreli Erdoğan yönetiminde geçilecek bir başkalaşımı tarif ediyordu.

Geçen hafta Kızılcahamam’da Erdoğan’ın ağzından dökülen “üç milletli yeni devlet” müjdesi, o başkalaşımın, bu rütbeden yapılmış ilk açık tasviri oldu. “Biz, yani Türkler, Kürtler, Araplar, ittifak yaptığında Çin Denizi'nden Adriyatik'e atlarımız serin esintiler yaydı” sözlerindeki edebi acemilik, anlamdaki güçlü işareti ortadan kaldırmıyor. Yeni bir “Biz” tanımı, uluslararası iş bölümünde üstlenilecek yeni görevler ve bunların ifası için geçilecek yeni idari-siyasi yapı için bir anahtar. Erdoğan’ın sözleri, projenin ‘halka arzı’ niteliğindedir. Uçum’un laf kalabalıklarından daha somut ve bağlayıcıdır.

Nihayet Barrack’ın daha erken bir hamleyle çizdiği istikamet tüm bunların üstünde açılan bir şemsiyedir. Bir kere daha dikkat çekmek gerekir ki Tom Barrack ABD’nin hem Suriye valisi hem Ankara elçisi. Bu kartvizit, ‘büyük patron’un konuya ve bölgeye bakışına dair mükemmel bir tarif veriyor. Barrack, 100 yıllık cumhuriyetin tarihsel ve moral olarak kurucu imgelerinden biri olan İzmir’de, Anadolu Ajansı ile “bir gün geçirerek” çeşitli konularda fikirlerini beyan etti. Henüz haziran ayıydı…

“Benim için İzmir, Yahudilerin, Müslümanların, Hıristiyanların bir arada yaşadığı, bu toplulukların harmanlandığı bir örnek. Bu tüm dünyada ve Orta Doğu’da olması gereken bir durumdur. Bence Türkiye, tüm bunların merkez noktası olabilir, Suriye’de gördüğünüz üzere. Suriye’de olanların büyük bir kısmı, Türkiye ve liderliği sayesinde gerçekleşiyor. Osmanlı İmparatorluğundaki millet sistemi, yüzlerce yıl farklı grupların merkezi sistemde varlıklarını sürdürmelerine imkan verdi. Yeni nesil için de yeni bir diyaloğa ihtiyaç var. Türkiye için en iyi sistem Osmanlı millet sistemidir.”

Evrensel okurunu meşgul etmeye gerek yok. ABD’nin bölge valisinin sözleri yeterince açık. Türkiye’nin önüne konulan proje, Orta Doğuda İsrail’in bir koç başı olarak vura kıra açtığı yolla kurulacak yeni düzenin ‘merkez’ ülkelerinden biri olması ve bu göreve uygun biçimde fiziki olarak da dönüşmesidir. Kürt sorununda 50 yıla varan çatışmayı, basit bir “dış güçler önümüzü kesmek için yaptı” tekerlemesiyle ve ‘terörün sonu’ diye isimlendirerek durdurma çabası da; asimetrik olarak Suriye Kürtlerine karşı tehditkar ve saldırgan bir üslup kullanılması da; İsrail’e lafta efelenip hiçbir maddi-fiziki yaptırıma, önleme katılmama tutumu da bu hedefe odaklanmış olmaktan kaynaklanıyor.

***

Materyalist tarih yöntemi açısından adeta bir anıt olan, Fransa’da Sınıf Mücadeleleri 1848-1850 kitabına, yazıldıktan neredeyse yarım yüzyıl sonra, 1895’te yazdığı Giriş bölümünde Engels, Marx’ın bu kitapta, güncel tarihe ait olayları, mevcut toplumsal sınıflar ve sınıf kesimleri arasındaki çıkar mücadelelerine bağladığını, “siyasal olayları, son çözümlemede iktisadi olan nedenlerin sonuçları olarak açıkla[dığını]söylüyordu. İşçi sınıfı kuramcılarının yaklaşık 200 yıllık kazanımıdır bu bakış açısı.

İçinde bulunduğumuz ‘güncel tarih’ açısından, sarsıcı sonuçlara yol açması muhtemel bu dönüşüm gayreti ne anlama geliyor olabilir peki?

Türkiye’yi yöneten güçler, Erdoğan ve onun destekçisi konumundaki sermaye kesimleri, siyasi ve idari yapıda yerleşik bürokratlar, her türlü imtiyazın dağıtımı ve bölüşümü için oluşmuş düzenden nemalananlar, 2023 seçimlerinden itibaren, bildikleri yolun sonuna gelindiğini gördüler. Bunun geri döndürülemez olduğunu da sonraki yıllarda tecrübe ettiler. Ülkeye ve korumak, genişletmek zorunda oldukları sınıfsal-toplumsal ittifaklarına satmaları gereken yeni vaatlere, hayallere ihtiyaçları var. İşçi sınıfını ve tüm emekçileri, küçük üreticileri, hatta küçük mülk sahiplerini ezerek ve sistemden dışlayarak, işbirlikçileri aracılığıyla bunların mücadele potansiyellerini etkisizleştirmeye çalışarak egemen sınıf ittifakını genişletmeye çalışıyorlar. 19 Mart darbesinden kısa süre önce, vaktiyle çok daha sert açıklamaları karşısında göstermedikleri bir tepkiyle TÜSİAD yöneticilerini evlerinden toplamaları da bu çabadaki zor-rıza mekanizmasının bir parçasıydı. (Yeri gelmişken, CHP ve tüm muhalefete yönelik operasyonlar için icazetin nereden alındığını da Trump’ın bir başka özel temsilcisi Steve Witkoff, 19 Mart’tan günler önce ve neredeyse açıkça söylemişti.)

İsrail’in başarısız İran seferinden sonra Çin ve diğer büyük rakipleri çevreleme, kuşatma ve kıstırma ülküsünün bir devamı olarak, Orta Doğu’da İsrail için zararsızlaştırılmış bir bölge düzeni kurma çabaları siyasal olarak yoğunlaştı. Türkiye’nin, bu düzenin hem sağlanması hem de korunması için bir tür bezirganbaşı gibi düşünüldüğü anlaşılıyor.

Mevcut ekonomi yönetiminin, Ankara’da bazı eski bürokratlardan, TSK’nın kontrolü altındaki bölgeler de dahil olmak üzere Suriye’nin kuzeyinde Türkiye ile ‘entegrasyonu’ sağlayacak ekonomik model önerileri istemesi ve gerek aldıkları önerilerde gerekse kendi planlamalarında, bölgenin “gümrüksüz, vergisiz, serbest” bir üretim üssüne, yani hiçbir yasal sınırlamaya tabi olmayan bir ucuz emek cehennemine çevrilmesine çıkmaları da bu tabloyu tamamlıyor.

AKP-MHP ittifakı, çeşitli vaatlerle ve zorlayarak, gerek Türk burjuvazisinin kendisinde yüz çeviren ya da çevirme eğilimindeki kesimlerine gerekse bazı Kürt ve Arap mülk sahiplerine, sermayesine teklif ettiği iş birliğinin, o yeni Biz’in anlamlarından biridir bu. Sadece Türkiye’deki değil tüm bölgedeki emekçilerin üstüne çökecek bir kabusu mutlu rüya diye satmaktadırlar. Ama içeride de bölgede de daha geniş planda da henüz başarılamamıştır. Dayanıksız, kırılgan ve risklerle dolu bir yoldur.

Hakkı Özdal

Türk, Kürt, Arap… yeni ‘Biz’, yeni süreç, yeni anayasa
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et